2. “Allah her şeyden müstağnî ve her şey O’na muhtaçtır.” İşte bu tecelliyatıyla Ehad olan, tek olan Allah bu Ehadiyyeti gereği Samed’dir de aynı zamanda. Samed, başkasına muhtaç olmayan, kendi kendine var olup varlığını kendi kendine sürdüren varlık demektir. Samed, kendisine sığınılan, kendisinden istenilen, kendisine başvurulan varlık demektir. Kendisinde eksik, gedik, kusur ayıp ol-mayan demektir. Fâni olmayan, bâki olan demektir. Ululuk kendisin-de son bulan, her şeyin kendisine dayandığı tüm varlıkların maksudu ve mercii olan varlık demektir. Samed, dilediğine hükmeden, dilediğini yapan varlık demektir. İşte Müslümanların yakından tanıdığı, sürekli namazlarında okuduğu ama tabi manasını anlamadan okuduğu bir sûrenin ikinci âyeti. Dinin özünün, dinin üçte birinin sunulduğu bir sûrenin ikinci âyetinde gündeme getirilen bir Allah sıfatı, bir Allah ismi. Allah’ın yaratıklarından hiç birisinde bulunmayan yine bir teklik özelliği. Ama maalesef biz Rabbimizi sıfatlarıyla tanıyamıyoruz. Sıfatlarıyla insanları tanıdığımız kadar sıfatlarıyla Rabbimizi tanımıyoruz. Sıfatları ve isimleriyle Allah tanınmayınca da pek çoğumuz çoğu kere birilerini Allah makamına oturtma, birilerine Allah sıfatlarını yükleme şirkinden kurtulamıyoruz. Elbette sıfatlarıyla Allah tanınmayınca, ya da sıfatları konusunda Allah’ın tekliği bilinmeyince birileri Allah makamına oturtulacak, birileri Allah gibi görülecek, birilerine Allah sıfatları verilmeye devam edilecektir. Sıfatlarıyla insanları tanıyoruz. Meselâ doktor desek hemen kafanızda insan sağlığıyla ilgilenen bir insan canlanır değil mi? Doktor bir sıfattır. Veya meselâ baytar desek hemen hayvan sağlığıyla ilgilenen birisini anlarsınız. Mühendis, yüzbaşı, marangoz desek ne kastedildiğini hemen anlarsınız. Bunlar insan sıfatıdır. Peki Samed denince ne anlıyorsunuz? Samed deyince ne canlanıyor kafanızda? İnsan sıfatları konusunda bilgi sahibi olan bizler, üstelik namazlarımızda sürekli okuduğumuz bu âyette gündeme getirilen Rabbimizin bu ismi hakkında ne biliyoruz? Samed deyince ne canlanıyor kafamızda? Ya da bugüne kadar Samed konusunda ne anlattık çocuklarımıza? Belki çevremizdekiler, çocuklarımız bugüne kadar lisân-ı halleriyle yüzlerce kere bize bunu sordular da, bilmediğimiz için onlara bir şey diyemedik bu konuda. Rabbimiz bir Hadis-i kutside kendisini bize şöyle tanıtır: “Ben Allah’ım, ben Samedim, ben doğmadım, doğurmadım ve hiçbir şey de bana denk ve benzer olmadı.” Samed; efendi manasına da gelir. O öyle bir efendidir ki kendisinin üstünde başka bir efendi olmayandır. Kendisine kölelik yapılmaya lâyık olan ve kendisinden başkası buna lâyık olmayan bir efendi. Kendisine kulluk yapılmaya lâyık ve kendisinden başka kulluğa lâyık olmayan bir efendi. Demek ki biz bunu derken, Allah’ım, Sen efendisin, bizler kulların, kölelerin olarak sadece seni efendi biliriz, sadece Sana kulluk ederiz, sadece Seni dinleriz, boyunlarımızdaki kulluk ipinin ucunu sadece Senin eline verir, sadece Senin çektiğin yere gider, iradelerimizi Sadece sana teslim eder, tüm hayatımız konusunda sadece Senin programını uygular ve asla Senden başkasına kulluk etmeyiz diyerek O’na kulluğumuzu, köleliğimizi beyan ediyoruz. O’ndan başka Rabb, O’ndan başka İlâh, O’ndan başka efendi kabul etmediğimizi, O’ndan başkalarının önünde eğilmediğimizi, eğilmeyeceğimizi ortaya koyuyoruz. O Allah öyle bir Sameddir ki, muhtaç olanlar yalnız O’na muhtaçtır. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi gerek varlıkları, var edilmeleri konusunda, gerekse varlıklarını sürdürebilmeleri konusunda sadece O’na muhtaçtır. Öyleyse Samed, insanların problemlerini halletmeleri konusunda kendisine başvurdukları varlık demektir. Bu da sığınmak, ya da istemek, dua etmek şeklinde tezahür eder. Öyleyse Samed, kendisine sığınılan varlık demektir. Kendisine sığınanların tümünü koruyan demektir. Kendisinden talep edilen, istenen ve isteyenlerin isteklerinin tümünü yerine getirme gücüne sahip olan varlık demektir. Kur’an bunu muhtelif yerlerde ve şekillerde anlatır. İnsanlar ne kadar da küfre ve şirke düşecek bir noktaya gelseler de, ne kadar da dinlerini, imanlarını yitirse de yine de çaresiz kalıp başları dara düşünce hep O’na sığınır ve O’ndan isterler isteyeceklerini. Bu konuda Kur’-an’da pek çok âyet var. Allah Samed’dir, herkesin ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu, ama kendisi hiç kimseye muhtaç olmayan varlıktır. Samed, kendisine danışılmadan karara varılamayan efendi demektir. Kendisinden izin alınmadan bir adım bile atılmayan efendi. Peki hayatınız konusunda, hayat programınız konusunda sizin efendiniz kim? Siz kime danışıyorsunuz? Yapacaklarınızı, yaptıklarınızı kime soruyorsunuz? Kime baş vuruyorsunuz? Çocuklarımı nerede okutayım? Hanımımı nasıl giydireyim? Hangi mesleği seçeyim? Nerelerden kazanıp nelerde harcayayım? Sofram nasıl olsun? Ev tefrişim nasıl olsun? Misafirlerime neleri ikram edeyim? Şunlar şunlar benim için ihtiyaç mıdır değil midir? Nasıl bir hukuktan yana olayım? Mirasımı nasıl paylaşayım? Siyasal yapılanmamız nasıl olsun? Kimlere soruyorsunuz bütün bunları? Kimlerden onay alıyorsunuz? Yani sizin Samed’iniz kim hayatınızda? Danışma merciiniz kim? Eğer tüm hayat problemlerimizde, tüm hayat programlarımızda sadece Allah’a soruyor, sadece Allah’ın kitabına ve O’nun Resûlünün Sünnetine müracaat ediyor, yapacağımız ve yapmayacağımız bir şey konusunda, pozitif ve negatif bir tavır belirleme konusunda önce Allah ve Resûlüne danışıyor, yani Allah’ın Kitabına ve Resûlünün Sünnetine müracaat ediyor ve öylece yaşıyorsak, biz gerçek müslü-manız, değilse Allah korusun bizim hayatımız şirkle özdeş bir hayattır. Buna göre bir daha düşünelim. Her gün namazlarımızda okuduğumuz bu sûrenin bu ayetiyle kendimizi bir daha yargılayalım. Acaba gerçekten biz Rabbimizi Samed bilebiliyor ve hayatımızı O’na soruyor muyuz? Yoksa kendi keyfimiz istikâmetinde, kendi hevâ ve heveslerimiz istikâmetinde bir hayat mı yaşıyoruz? Veya yoksa Allah dûnunda, Allah berisinde kendimize, kendimiz gibilerden Samed’ler bulup onlara mı danışmaya, onlardan mı izin almaya, onlar kaynaklı mı yaşamaya çalışıyoruz? Hz Ali efendimize göre Samed, aldığı kararları asla gözden geçirilemeyen efendi demektir. Öyle bir efendi ki, kimse O’nun kararlarını gözden geçiremez. Kimse O’nun kararlarını yargılayamaz, kimse O’nun kararlarını sorgulayamaz, kimse O’nun hükümlerini gözden geçiremez. Göklerde ve yerde O’nun yasalarına itiraz edecek yoktur. Hiç kimse O’nun sistemine itiraz edemez. Hiç kimse O’nun sistemini kaldırıp onun yerine bir başka sistem ikâme edemez. Eğer bizler şu anda Allah’a böyle inanıyorsak müslümanız. Değilse eğer O’nun kararlarını, O’nun yasalarını, O’nun hayat programını yargılar bir tavır sergiliyorsak, o zaman hiç şüpheniz olmasın ki Allah korusun biz müşrikiz demektir, bu durumdan kendimizi kurtarmak zorundayız.