11. “Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir.” Allah da böyle davranan insanları, mü’minleri böyle bir günün şerrinden korumuş ve onları aydınlık, parıltılı bir sevinçle karşılamıştır. Yani kıyamet gününün zorlukları ve korkuları sadece kâfirler ve suçlular için olacaktır, mü’minler ise o gün her türlü zahmetten korunacaklardır. Enbiyâ’da anlatıldığı veçhile: Onlara o korkunç saat, kıyametin kopuşu bile hiç etki etmeyecek, üzmeyecektir onları. Nazra, yüzde olan bir sevinçtir. Sürûr da, kalpte olan bir sevinçtir. Veya nazra, tertemiz olmak, güzel olmak, nîmet sahibi olmaktır . Kur’an-ı Kerîm’de âhirete ilişkin verilen haberlerde böyle bir hikmet sezinliyoruz. Cenâb-ı Hak yarın bak başınıza bunlar gelecek! Şöyle şöyle kötülükler, böyle böyle iyiliklerle karşı karşıya geleceksiniz! diye anlatırken, acaba bunları bugüne niye hikaye ediyor? diye düşünüyoruz. Cenâb-ı Hak aslında rahmetinin eseri olarak bizi yarına hazırlıyor. Bak bunlar kesinlikle olacak! Gözünüzle görmüş gibi inanın! Gözünüzden daha kesin bilin! diyor. Çünkü biz gözümüzle gör-müyor, bunları imanımızla biliyoruz. Gözünüzle gördüğünüzden, yani ayn’el yakıyn bildiğinizden daha iyi bilin ki bunlar kesin ortaya çıkacaktır! Öyleyse sizler bugünden ona göre hazır olun! Hazırlıklı olun! diye bunları anlatıyor Allah. Sanki bak bu yoldan gidiyorsunuz. İlerde yol ikiye ayrılacak, aman soldan gitme! Sağ yolu takip et! İleride bir iniş gelecek, sonra bir köprüden geçeceksin, sonra bir ağaç bölgesi gelecek, bir çalılığın içinden geçeceksin, sakın oralarda durma! filân deniliyor ya, işte bunu diyen yolu tam tanıyan biri, sonu bilen biri, güçlü biri, bilgin biri, Rabb biri ve İlâh biriyse o zaman onu mutlaka baştan dinlemek gerekecektir, eğer biz o yolu yürümek zorundaysak. Başka çare de yok o yolu yürüyeceğiz. Sonra: