13. “Orada tahtlara yaslanırlar; orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler.” Mü’minler orada koltuklarına yaslanacaklar. cennete mü’min-lerin vasfı bu. Mutaffifîn sûresi de ısrarla anlatır bunu, Yâsîn süresi de anlatır. Koltuklarının üzerlerine oturmuş nîmet, rahat ve huzur, gamdan, tasadan uzak olarak etraflarını seyredecekler. Ya da kâfirlerin azap içindeki durumlarını seyredecekler. Koltuklara orada oturulur zaten. Ama bakıyoruz insanlar koltuklara, makamlara burada oturma kavgası veriyorlar. Şu anda Müslümanların evlerindeki koltuklar dünkü kralların, sultanların bile oturamadıkları, sahip olamadıkları cinsten koltuklardır. Resmî dairelerdeki müdürlerin, genel müdürlerin oturdukları koltuklara oturamadıklarının acısını çıkarmak üzere müslümanlar evlerini ya da bürolarını onlarınkinden daha lüks koltuklarla doldurmaktadırlar. Bu tür koltuklarla dünya nîmetlerini tatmayı hedef bilenler, dünyada planlarını buna göre yapanlar acaba öbür taraftaki koltuklardan mahrum edilecekler desek yanlış mı olur? Dünya nîmetlerinin peşinde koşanlar, meselâ soğuk suyun peşinde koşanlar, hanım bir gün buzdolabına soğuk su koymadı diye kavga edenler, acaba bunu hedef yaptı diye yarın ondan mahrum olmayacaklar mı? Veya dünya-da Allah’ın yasağını çiğneyerek bir bardak şarap içen kişi yarın oradaki şaraplardan mahrum olmayacak mı? Çünkü kitabımızın başka yerlerinde kimilerinin tüm mükafatlarını dünyada yiyip bitirdikleri anlatılır Allah korusun. Bakıyoruz günümüz Müslümanları hep cenneti dünyaya taşıma, dünyayı cennetleştirme, ya da cennetliklerini dünyada yiyip bitirme kavgası veriyorlar. Meselâ duyuyorlar ki cennette pınarlar var, kap kacaklar var, odalar var, hücreler var, çadırlar var, döşemeler var, se-dirler, koltuklar, kanepeler var. Bunu duyar duymaz bugünün insanları cenneti dünyaya taşıma adına aynen bunları dünyada kurmaya, bulmaya çalışıyorlar. Yani evlerinde, çarşılarında, dükkanlarında aynen cennet modelini görmeye çalışıyorlar. Cenneti dünyaya taşımaya çalışıyorlar. Ğaşiye’de bunu çok açık görüyoruz: Bir pınar başı, mutena bir semt, razı olunmuş bir yatırım, lağv yok, lâğıye yok, gürültü yok, ses yok, trafik yok, karmaşa yok sakin bir semttir o cennet deniyor. Bunu duyan müslümanlar da böyle gürültüsüz, sessiz, sakin semtlere yatırım yapıp villalar oturtmaya çalışıyorlar. Veya meselâ Kur’an’da cennetteki evin barkın tanımı yapılıyor. İç içe, üst üste odalardan söz ediliyor. Bunu duyan insanlar hemen trıpleks, dubleks evler yapmaya çalışıyorlar. Sanki cenneti dünyaya taşımaya çalışıyorlar. Bu koltuk işi de böyle sanki, duyuyorlar Cennette koltuklar var-mış diye, ve hemen arkasından dünyada koltuk savaşına giriyorlar. Yıllardır tarihte koltuk kavgaları olur, sanki bundanmış gibi geliyor bana. Adam dünyasını cennet yapacaktı ya, işte cennetini koltukla te-messül ettiriyor yani. Hani cahiliye döneminde putlar konurmuş evlerin çeşitli yerlerine de günde bir kaç kez temizleyip, silip süpürürlermiş. Ya şöyle bir tehdit var da yarın o bize gelirse: Dünyada, dünya içkilerinden tadanlara âhiret içkileri haram edilecek! Dünyada harama uçkur çözenlere cennet hûrileri yasaklanacak! Ya da dünyada cenneti dünyaya taşıma adına koltuk kanepe heveslilerine cennetteki koltuklar haram edilecek! denirse hâlimiz nice olur, diye düşünüyorum. Hele bir de öteki koltuklara taşarsak mesele hepten işin içinden çıkılmaz bir karmaşaya dönecektir. Meselâ müdür koltukları, amir koltukları, koltuk savaşçıları, koltuk değneği olma sevdalıları, birilerinin koltuğunun altına gir-me yarışçıları her halde bu koltuklardan mahrum edilecekler anlıyo-ruz. Evet o mü’minler cennette koltuklarına oturacaklar ve: Orada, o cennette ne şems var, ne de zemherîr var. Şems de, zemherîr de yoktur orada. Yani orada öyle bir aydınlanma, öyle bir aydınlatma var ki güneşe bile ihtiyaç yok, güneşe bile gerek yok anlamına geliyor. Orada şems yok. Anlaşılan o ki orada mü’minler güneş görmeyecekler. Güneşin ışınlarından yorulmayacaklar, etkilenmeyecekler. Çünkü orada onlar için farklı bir aydınlatma var. Zaten kıyametle güneşin defteri dürülmüştü ya. Artık yok güneş. Güneş yok, ışığı yok, harareti yok ve eziyeti yok anlamına gelir bu. Deniyordu ya. Rabbinin nûruyla aydınlanacak deniyordu ya. İşte orada artık aydınlanmak için güneşe de gerek kalmayacak. Çünkü güneşin ışınları insanı yormaktadır. Onun içindir ki geceyi sizin için dinlence kıldık diyor Rabbimiz. Gündüzün güneşin ışınlarıyla yorulmuş olan insan vücudunun dinlenmesi için geceyi örtü yapmıştır Rab-bimiz. İşte burada da anlatıldığına göre cennette aydınlanma güneşle olmayacak. Rabbimiz o ortamda, cennet ortamında kullarını güneşle yormayacak ta bizzat kendi nûruyla aydınlanmayı gerçekleştirecek. Artık Rabbimizin nûruyla nasıl hoş bir aydınlanma olacak bunu bugünden anlamak mümkün değildir. Ne hoş bir aydınlanma olduğunu yarın görecek ve bileceğiz inşallah. Zemherîr; kelimesi ise çok soğuk, gerçekten soğuk anlamına, veya azapta bir çeşit anlamına gelir. Bir de bu kelime kamer (ay) anlamına gelir. Öyleyse anlıyoruz ki orada ne ay, ne de güneş olacak. Güneş de, ay da olmayacak orada. Devamlı bir aydınlıkta olacaklar, ama ne gündüz güneş, ne de gece ay olmayacak cennette. Gerçekten müthiş bir manzara. Devamlı bir aydınlık, rahatsız etmeyen, eziyet vermeyen bir aydınlık olacak. Yani ne biten bir gündüz, ne başlayan bir gece olmayacak, işte öyle bir aydınlık olacak orada. Tabi şems güneş, zemherîr de ay olunca, o zaman orada dünya hayatı olmayacak da diyebiliriz. Şu dünyadaki biçim, dünyadaki tip bir hayat da olmayacak. Yine orada: