15-17. “Billurları gümüş gibi parlaktır, onları ölçüp ölçüp dağıtırlar. Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kaseler dolaştırılır.” Hem dolaşılır üzerlerine gümüşten kaplar ve küplerle ki billurlar, gümüşten billurları onlar türlü türlü biçime koymuşlar. Onlara sunulmak için tavaf ettirilir. Onların cennetteki hizmetçileri ellerindeki altın ve gümüş kadehler içinde şaraplar olduğu halde onlar için hizmet adına etraflarında tavaf ettirilir. Onların emirlerine âmâde, tüm arzularını yerine getirecek hizmetçileri vardır orada ve her şey vardır onlar için. Tavaf böyle dolaşıvermek, dolanıvermek demektir. Resul-i Ek-rem’e kedi sorulur. Yediği içtiği konusunda, artığının temiz olup olmadığı konusunda kediyi sorarlar da Rasulullah ona Tavvâfe tabirini kul-lanır. Yâni böyle çevrede ayak altında gezip dolaşan anlamına Tavâ-fe der. Bir de Tavaf hemen hazır bulunan anlamına da gelir. Haccdaki tavaf gibi, yani Allah’ın beytinin çevresinde dolaşıvermek gibi. Leb-beyk deyiverecek halde olmak. Buyur efendim! Bir arzunuz mu var! Bir emriniz mi var! Sanki köle var, efendinin evinin yakınında, kapısının eşiğinde bekler. Hademelere falan da öyle yaptırıyorlar ya şimdi. Zile basınca, bağırınca, eskiden ellerini vuruyorlarmış, çağırınca hemen: Lebbeyk! Buyurun efendim! Emredersiniz efendim! deyiversin diye onu hazır bekletirler ya, işte orda da tavaf bu anlama geliyor. Orada dolaşıvermek, Allah’ın istediği yerde dolaşıvermek, Allah’ın emrine hazır duruvermek, Allah’ın diyeceklerine Lebbeyk deyivermek anlamınaydı ya, burada da öyle yanı başlarında tavaf eden hizmetçileri var mü’minle-rin. Gümüşten, üstelik camdan kaplarla. Hem gümüş, hem cam, garip bir şey tabi. Böyle sırçadan cam gibi gümüşler diye de şerh etmişler. Veya gümüş gibi camlar, sırçalar demişler. Yeryüzü toprağı sırça olur, cennet toprağı da gümüş olur. İşte böyle bir karışım. Burada hizmetçilerin nasıl bir emre âmâde oldukları anlatılıyor. Öyleyse cenneti hizmetçileri sebebiyle kaybeden insanlara yuh olsun! diyorum. Yani ikramlarını başa kakma, baş kakıncı yapma sebebiyle cenneti kaybedenlere, kadınları sebebiyle cenneti kaybedenlere, çocukları, mahiyetindeki hizmetçileri sebebiyle cenneti kaybedenler, hiz-metçisine zulüm ettiği için, hizmetçisine zemin hazırlamadığı için, hiz-metçisini insan görmediği, onları hayvan gördüğü, kadir kıymet bilmediği için cenneti kaybedenlere yuh olsun! Halbuki nice hizmetçiler onu bekliyorlardı cennette. Yuh olsun ki orayı onlar yüzünden kaybettiler onlar. Sonra öyle güzel billurlar, kaplar, camlar, kadehler sunulacak ki orada onlara: Onu hoş ölçecekler, kendilerine göre ölçecekler, ölçtüklerine göre gelecek. Nasıl isterse öyle sunulacak, kalbinden ne kadar geçiyorsa o kadar sunulacak, ne tür bir şey istemişlerse o verilecek onlara. O kadar güzel bir ölçüş ki kişiye göre, ellerine göre, alacaklarına göre ölçecekler. Yani böyle kocaman bir ton değil, küçücük değil, up uzun değil, kısa değil, yusyuvarlak değil, ya ne? Tam sana göre, orada seni rahat ettirici biçimde sunulacak. Şimdi tütün tablasının camdan kesmesi olacakmış diye çırpınıyorlar değil mi adamlar? 17-