7. “Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar.” 1. O cennetlik olanlar birinci olarak adakların yerine getirirler. Gerek Allah’a karşı, gerekse insanlara karşı verdikleri sözlerini, ahitlerini, randevularını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden de korkarlar. 2. Allah’a itaate nezredince yaparlar. Yani Allah’a bir konuda söz vermişlerse, söz ya Rabbi şunu yapacağım, söz ya Rabbi bunu yapmayacağım diye, onu yaparlar. Adaklarını, nezirlerini îfa ederler. Veya Rabblerine karşı başta verdikleri söze uygun bir hayat yaşayarak ilk ahitlerini yerine getirirler. Hani henüz yaratılıp dünyaya gelmeden önce Rabbimiz kendisinin Rabliği, bizim de kulluğumuz konusunda bizden bir ahit almıştı ya, işte o cennetlik mü’minler bu ahde, Allah’ın hayat programına uygun bir hayat yaşayarak bu ahde vefalı davranırlar. 3. Allah’ın farizalarını îfa ederler. Rabbleri gönderdiği kitabında kendilerine neleri farz kılmış, neleri yapmalarını istemişse onlar bunları yerine getirirler. Yasak kılınanlardan da şiddetle sakınırlar. 4. Bir de Rabblerine karşı ahitlerini, sözlerini yerine getirdikleri gibi kendi aralarında anlaştıkları, ahitleştikleri, sözleştikleri kimselere karşı da anlaşma konusuna riâyet ederek hareket ederler. Kime ne söz vermişler, ne taahhütte bulunmuşlarsa onu yerine getirirler. Sözlerinin eridir onlar. 5. Bir başka manası da yemin edince gereğini ifa ederler. Hangi konuda yemin etmişlerse gereğini yerine getirirler. Vallahi, billahi, tallahi diyerek, Allah’ı şahit tutarak bir şeyi yapmayı, ya da yapmamayı taahhüt etmişlerse mutlaka onun gereğini yerine getirirler. Yeminlerine karşı sâdık davranır onlar. 6. Selâm verilince almak, dâvet edilince icabet etmek anlamına da gelir denmiştir. Yani onlar kendilerine selâm veren mü’min kardeşlerinin selâmına ya aynıyla, yahut da ondan daha güzeliyle mukabelede bulunurlar. Yine mü’min kardeşlerinin her meşrû dâvetine de icabet ederler. İşte mü’minin vasfı, ebrâr’ın vasfı, ya da cennete gitme özelliği bunlardır. İşte bu vasıfları üzerinde taşıyanlar gerçek mü’minlerdir, Ebrâr’dır ve de cennete gidecek olanlardır. Evet cennet tanıtıldı, cennette lütfedilecek mükafatlara değinildi ve hemen arkasından da bu cennetliklerin kimliği tanıtıldı. Neymiş bu insanlar? Hangi özelliklerin sahibiymiş bunlar? İki özellik anlatıldı. İlk iki özellik: Demek ki adanılan şeyler yerine getirilecek. Söz ya Rabbi! Bu-nu yapacağım mı dedik? Allah adına bir şeyler mi adadık? Bunları ye-rine getireceğiz. Allah adına adadıklarımızı unutuvermeyelim. Adanacak şeyler İslâm’a aykırıysa, yani adanacak şey Allah-ın istemediği şeyse onu adamaktan vazgeçelim. Buna rağmen kefaret ödenecek bir yeminden dönülür mü? Caizdir diyenler var. Ama za-ten İslâm’ın istediği şey adanırsa kişi böylece bir gayrete gelecek an-lıyoruz. Meselâ; inşallah ben bu Kur’an’ı öğrenip insanlara anlatma işini ciddi tutacağım! diyen kişi, aslında ikinci bir daha söz veriyor de-mektir. Çünkü zaten İslâm istiyor bunu ondan. Zaten Allah istiyordu bunu ondan. Yani zaten sorumluydu bu işten. Zaten bırakmayacaktı bu işi. Ama işte böyle zaten yapmak zorunda olduğu bir konuda yemin ederek kendisini bir daha sorumlu kılıyor adam. Demek ki kişi sözünün eri olmalıdır. Gerek Allah’a gerekse insanlara verdiği sözünü yapmaya, yaşamaya gayret etmelidir. İşte o zaman Allah’ın izniyle cennetlik olacaktır. Çünkü bakın âyet-i kerîmede cennetliklerin sıfatı olarak zikrediliyor bu konu. Tabi bunun dışında peygambere verdiği söz, konu komşuya, insanlara verdiği söz de ay-nıdır. Bunlara da çok riâyet etmek zorundayız. Allah korusun da bu konuda maalesef müslümanlar çok yaya durumdalar. Öyleyse Allah için sözlerimize, randevularımıza biraz dikkat edelim. Eğer bir müslü-mana yarın saat 8’de geleceğim demişsek gelelim. 9’da demişsek ge-lelim. Borcumu şu gün ödeyeceğim demişsek ödeyelim. Şunu yapacağım demişsek yapalım. Çünkü sonunda bize cennetlik, ya da değil denecek. Onun için madem ki bu özellik bize cennet kazandıracak, ya da kaybettirecek o halde dikkat etmeliyiz. Bu konuda çok yayayız ve dolayısıyla sözümüzü yerine getiremeyeceğimizden korkunca da kaçıyoruz. Söz vermekten kaçıyoruz, yapamayacağız çünkü. Ama unutuyorsak, bile bile değil de verdiğimiz sözü unutuyorsak, durumu-muz böyleyse, unutkansak biraz, unutmayı Allah affeder ama söz vermeyelim daha iyi. Dağıtıyoruz, dağınık yaşıyoruz zaten, öyleyse çok söz vermeyelim daha iyi. Cennetliklerin bir özellikleri işte bu. İkinci bir özellikleri de: Onlar şerri yaygın, şerri salgın olan bir günden de korkarlar. Yani kıyamet gününden korkuyorlar. Tabi kıyamet gününden korkmaları programlarını ona göre yapmaları demektir. İnsanlar neden korkarlarsa ona karşı titiz davranırlar. İşte bunların kıyamet gününden korkuları var. Her adım atışlarında, her duruşlarında, yani pozitif ve negatif tüm eylemlerinde korkuları var. Ya hesaba çekilirken aleyhime olursa bu hareket! Ya cehenneme sürüklerse beni bu duruş? diye bir korkuları var. İşte müslümanın temel özelliği budur, ya da bu özelliği taşıyan kişi cennete gidecektir. Bakalım şimdi bizler hayatımıza. Acaba var mı bu kadar korku? Yok gibi değil mi? Bunun dışında başka korkularımız var: Aç kalma korkusu, evimizin, dükkanımızın, okulumuzun, diplomamızın, maaşımızın elimizden alınma korkusu, polis korkusu, maliyeci korkusu, hapis korkusu, çek, senet, protesto korkusu, işten atılma korkusu... Eğer bütün bu korkular, Korkusundan daha fazla ise gerçekten iyi değiliz demektir. Dünyalık hangi kaygı, hangi korku olursa olsun ahiret korkusundan fazla olmamalıdır. Kişi tüm dünyayı kaybetse bile ne yazar. Dünya işte. Bir daha kazanılır. Kazanılmasa ne olur? Zaten burada kalacağımız zaman bellidir. Ama ahireti kaybetmek ziyanların en büyüğüdür. Sonsuz bir hayatı kaybetmek basit bir dünyayı kaybetmek gibi olur mu? O zaman bir bakın durumlarınıza. Bir gözden geçirin durumunuzu. Gerçekten hangi korkularımız fazla? Dünyalık korkularımız daha fazla gibi değil mi? O zaman biraz değişelim, biraz değiştirelim hayatımızı yahu. ~®I[¬O«B²K8 kelimesi; 1. Yaygın olan, yere ve göğe etkisi yaygın olan demektir. Kıyamet öyledir. Kıyametin etkisi çok yaygındır. Onun dehşetinin ulaşmayacağı yer, onun dehşetinden etkilenmeyecek yoktur. 2. Salgın olan, şerri, dehşeti salgın olan demektir; Her şeyi ve herkesi ilgilendiren demektir. Kıyametin ilgilendirmediği bir tek varlık yoktur. Erkek-kadın, genç-ihtiyar, fakir-zengin, âlim-cahil, köylü-şehirli herkesi ilgilendiren bir gerçektir kıyamet. Herkesin her şeyden önce durup dinlemesi gereken, anlayıp kafa yorması ve gereğiyle amel et-mesi, hazırlık yapması gereken en büyük gerçektir kıyamet. Bu dünyada kıyamet gerçeğinden, hesap kitap gerçeğinden daha önemli bir hadise olamaz. 3. Bir de hızlı, süratli anlamına gelir, seri anlamına gelir bu ke-lime. Kıyamet göz açıp yumacak kadar kısadır. Kişiye en yakın olan şey onun kıyametidir. Rasulullah efendimizin bir hadislerinin beyanıyla kişinin ölümü onun kıyametidir. Kişiye en yakın olan şey de onun kıyametinin kopmasıdır. İşte böyle bir günden korkacağız, korkacak insanlar ki o zaman cennete gidecekler. Başka kimler gidecekmiş cennete? Ya da başka ne özellikleri varmış bu cennetliklerin?