15. “Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapıtmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.” Kim doğru yola girerse, kim hidâyete tabi olursa, kim Allah yolunda olursa kendisi için, kendi nefsi için, kendi menfaati için hidâyette olmuş demektir. Onun hidâyetinin ne Allah’a, ne peygambere bir faydası olmaz. Kim de saparsa, sapıtırsa o da ancak kendi nefsi için sapmıştır. Hidâyette olanın da hidâyeti kendi menfaatinedir, dalâlette olanın da dalâleti kendi aleyhinedir. Rabbinizin ne hidâyetinizden bir menfaati, ne de dalâletinizden bir zararı olmaz. Çünkü Allah Ğanî’dir, zengindir. Sizin hidâyetinize, sizin kulluğunuza Onun hiçbir ihtiyacı yoktur, dalâletinizle de Ona bir zarar vermeniz söz konusu değildir. Allah size, sizin yapacaklarınıza muhtaç değildir. Yeryüzündeki tüm kullar melekler gibi, peygamberler gibi Allah’a kulluk yapsalar bile bu Allah’ın mülküne bir şey ilave etmeyeceği gibi, hepiniz, tüm insanlar Firavun gibi Rabbinize düşmanlık etseniz, Onunla savaşa tutuşsanız bile bunun bir sineğin kanadı kadar Allah’a bir zararı olmaz, olamaz. Tüm Kâinatın bir sinek kanadı kadar Allah yanında bir değeri yoktur. Allah’ın hiçbir zaman kullarından bir beklentisi, bir haceti yoktur. Ve yine şunu da bilesiniz ki hiçbir kimse bir başkasının yükünü yüklenmez. Herkes sadece kendisinden, kendi yaptıklarından sorumlu tutulur. Herkes sadece kendi yüküyle Allah’ın huzuruna çıkacaktır. Kimse kimsenin yükünü, günahını paylaşmayacaktır. Hiçbir günah sahibi, hiçbir vizr sahibi bir başkasının yükünü yüklenmeyecek. Ne babanın evlâdına, ne evlâdın babasına, kadının kocasına, ne kocanın hanımına bir hayrı, bir faydası olmayacak. Hiçbir dostun hiçbir dosta sıcak bir kucak açması mümkün olmayacak. Evet şu anda birbirlerine güvenenler, birbirlerini kurtarıcı görüp, birbirlerinin eteğinden yapışmaya çalışanlar yarın birbirlerinden kaçacak, birbirlerini tanımayacak. Herkes kendi yükünün, kendi viz-rinin karşılığıyla bir hesap vermenin sıkıntısıyla Rabbinin huzuruna çıkacak. Öyleyse biz sizin yüklerinizi yükleniriz, biz sizleri kurtarırız, siz bize güvenin, gerisini düşünmeyin diyenlerin tamamı yalancıdır. Tabii âyetin ifadesiyle bir insanın sadece kendisinden, kendi yaptıklarından sorumlu olması, kendi yükünü sadece kendisinin çek-mesi demek, başkalarına karşı sorumluluğu sebebiyle hesaba çekilmemesi anlamına gelmeyecektir. Rasûlullah efendimizin çığır açma hadisinden anlıyoruz ki iyi, ya da kötü çığır açanlar, o çığırdan gidenlerin günahları ve sevapları eksilmeksizin bir misli ona yüklenecektir. Meselâ çocuklarımızın namazından, namazsızlığından, teset-türünden, tesettürsüzlüğünden, içkisinden, kumarından sorumluyuz. Ben sadece benden sorumluyum ama, onlardan da sorumluyum. Onlara namazı öğretip öğretmediğimden, namaz eğitimi verip verme-diğimden, namaz ortamı hazırlayıp hazırlamadığımdan da sorumlu tutulacağım. Ama ben onlara karşı bu görevlerimi yerine getirmişsem onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacağım. Biz kendilerini uyaran bir elçi göndermedikçe hiçbir kavme, hiç bir topluma azap etmeyiz. Evet Rabbimiz önce uyarıcılarını, elçilerini gönderecek, kullarını, toplumları kendi istekleriyle, kendi vahyiyle karşı karşıya getirecek, herkesin kendi yüküyle sorumlu tutulacağını haber verecek, insanları âhiretle, hesap kitapla uyaracak, iyilik ve kötülüklerin ne olduğunu onlara duyuracak, hidâyet ve dalâlet yolunun açık ve net bir biçimde onların karşılarına çıkaracak ve ondan sonra da iman eden kazanacak, iman etmeyenler de kaybedecek. Ve işte bundan sonra eğer Rabbimiz iman etmeyenlere bir azap murad buyurmuşsa azap edecek. Değilse uyarıcılarını gönder-meden, kullarını kendi istek ve yasaklarıyla karşı karşıya getirmeden, onlara hidâyet ve dalâlet yollarını açmadan, hak ve bâtılı birbirinden ayırmadan, cennet ve cehennemini ortaya koymadan azap etmiyor. Peki iman etmeyenlere niye azap ediyormuş Rabbimiz? Nasıl azap ediyormuş Rabbimiz? Bakın onun yasasını da şöylece ortaya koyuyor: