İsrâ Suresine Dön

İsrâالإسراء

85. Ayet

85İsrâ Suresi

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِۜ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَل۪يلًا

Sana ruhtan soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilim olarak ancak çok az bir şey verilmiştir.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

85. “Ey Muhammed! Sana ruhun ne olduğunu soruyorlar, de ki: “Ruh, Rabbimin emrinden ibarettir. Bu hususta size pek az bilgi verilmiştir.” Peygamberim sana ruhtan sorarlar. Evet dikkat ederseniz Rabbimiz insan karakterlerini tahlil ederken birden bire ruha intikal buyurdu. Bakın insanların problemleri varlık yokluk, fakirlik zenginlik, hastalık sıhhat problemi değildir. Eğer şu anda insanlar içinde varlıklı olanlar, zengin olanlar, sıhhatli olanlar hep kazansa da ötekiler hep kaybetseler elbette o zaman tüm hedefimiz insanları sağlıklı, zengin hale getirmek olacaktır. Yâni bütün hedefimiz insanları yoksulluktan kurtarmak ve zengin hale getirmek olacaktır. Ama bakıyoruz ki tarihin ilk dönemlerinden bu yana insanlığın değişmeyen bir özelliği şu ki; insanlar Allah vahyiyle tanışmadıkları sürece, Allah bilgisiyle hareket eder hale gelmediği sürece bakıyoruz varlıkta da, yoklukta da Allah’la barışık hale gelmiyor. Allah’la barışık hale gelmeyen toplumların, insanların kendileri ve çevreleriyle barışık hale gelip sıkıntılardan kurtulmaları da asla mümkün olmayacaktır. Evet bütün dünya bir araya gelse Kur’an’la şifa bulmayan bir topluma şifa veremez, problemlerini çözemez. Kur’ansız şifa bulmak mümkün değildir. Tüm dünya insanlığını altınlara boğsanız, tüm dünya insanlığını müreffeh bir hayata kavuştursanız o insanların dünyalarında Kur’an yoksa o insanlar hastadır, o toplumlar hastadır. Allah’ın rahmetinin ulaşmadığı her yer ve herkes hastadır. Gelin bunun hesabını güzel yapalım. Çünkü bizim dünyamızda, bizim hayatımızda bilmediğimiz bir hayat, bilmediğimiz bir dünya daha var. Bakın Rabbi-miz diyor ki burada: Peygamberim, sana ruhtan sorarlar. Sana Cibril’den, sana ruhtan sorarlar. Sana vahiyden, dirilik kaynağından, dirilik olan vahyi sana getiren Cebrâil’den sorarlar. Ey Muhammed sen bu vahyi nereden alıyorsun? Kimden alıyorsun? Kim ulaştırıyor sana bütün bunları? Sen onlara de ki Ruh Rabbimin emrindendir. Bu Ruh, bu vahiy, bu vahyi bana getiren Cibril bana Rabbimin emriyle gelmektedir. Hayat Allah’ın emrindendir. Ve sizin doğrusu ilimden çok az bir nasibiniz vardır. Size ilimden çok az bir şey verilmiştir. Eh Allah bu kadar âyet indirmiş, bu kadar kitap indirmişken nasıl az bir şey vermiştir? Nasıl anlayacağız bunu? Allah’ın ilmi sadece bu Kur’an değildir. Sadece öteki kitaplar değildir. Hani Lokman sûresinde Rabbimiz kendi bilgisini anlatırken ne buyuruyordu? “Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa ve yedi misli deniz de yedekte bulunup yazılsa yine de Allah'ın sözleri bitmezdi. Doğrusu Allah güçlüdür, Hakim'dir.” (Lokman 27) Evet Rabbimizin bilgisi sonsuzdur. Eğer yeryüzündeki tüm ağaçlar kalem olsa, denizlere de onların arkasından yedi deniz daha eklenip tamamı mürekkep olup yazsalar Allah’ın kelimeleri, Allah’ın sözleri, Allah’ın bilgisi asla bitmez, tükenmez. Evet denizler biter, ağaçlar biter, kalemler biter ama Allah’ın kelimeleri, Allah’ın kelâmı, Allah’ın bilgisi, Allah’ın yasaları bitmez. Allah’ın ilmi bitmez. Allah’ın ilmine bir nihâyet yoktur. Bu âyetin bir benzerini de Kehf sûresinde görüyoruz: “De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi.” (Kehf 109) Rabbimizin sözleri, Rabbimizin ilmi sonsuzdur, sınırsızdır. Dağlar sınırlıdır, denizler sınırlıdır, ama Rabbimizin ilmi sınırsızdır. Peki hal böyleyken nasıl oluyor da bu insanlar Allah’ın hikmet dolu şu kitabına karşı ilgisiz kalabiliyorlar? Nasıl oluyor da bilginin kaynağı olan, bilgi kendisinden olan, bilgisine sınır olmayan böyle bir Allah’ın kitabından yüz çevirebiliyorlar? Kendilerine verilen bilgi çok çok azken nasıl oluyor da bu insanlar Allah’ın velâyeti altına, Allah’ın dini altına girmiyorlar da kendileri gibi âciz varlıkların velâyetleri altına girmeye çalışıyorlar? Nasıl oluyor da hikmeti ve bilgisi sonsuz olan Allah’ın göndermiş olduğu bu kitaptan bilgilenmeye yanaşmıyorlar da başka şeylerden bilgilenmeye çalışıyorlar? Gerçekten bunu anlamak mümkün değildir. Yâni insanlar nasıl oluyor da bu kitaba karşı kayıtsız kalabiliyorlar? Nasıl oluyor da bu kitaptan habersiz bir hayat yaşayabiliyorlar? Allah’ın kitabıyla bilgilenmekten daha şerefli ne olabilir yeryüzünde? Ama bakıyoruz ki insanlar böyle bir Allah’tan bilgilenmekten, böyle bir Allah’a güvenmekten uzaklaşıyorlar da kendi bilgilerine, kendileri gibilerin bilgilerine güveniyorlar. Ne kadar zavallı bir düşünce değil mi?