95,96. “De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Doğrusu O, kullarını görür, haberdardır.” De ki, eğer yeryüzünde insanlar değil de melekler yerleşmiş olsalardı, melekler yeryüzünde gezip dolaşıyor olsalardı elbette Biz de onlara gökten bir meleği Resul olarak gönderirdik. Evet insana, insan cinsine bir insanın elçi olarak gönderilmesi en güzelidir. İnsana insan, meleğe de melek. İnsana melek, meleğe de insan olmaz. Yâni Allah’ın yaptığı en doğrusu ve en güzelidir. Eğer şu anda yeryüzünde yerleşmiş olanlar, yeryüzünde dolaşanlar insan değil de melekler olmuş olsaydı, elbette onlara Rasul olarak melekleri gönderirdik. Çünkü eğer bize bizim cinsimizden insanlar değil de melekler elçi olarak gönderilmiş olsaydı o zaman insanların itirazları daha çok olacaktı. Diyeceklerdi ki o zaman; ya Rabbi bu nasıl bir iştir? Biz melek miyiz ki bize melek elçi gönderdin? Şimdi biz bu melek gibi nasıl olacağız? Bunu nasıl örnek alacağız? Bizden farklı bir varlığın hayatı bize nasıl örnek olacak? Bu Meleğin cinsel hayatı yok, yemesi yok, içmesi yok, iradesi yok, günah işleme özelliği, uykusu yok, gafleti yok. Bizim gibi isyan özellikleri yok. Biz kesinlikle bunun gibi olamayız diyecekti insanlar. Öyleyse gerçekten böyle bir şey bizim insan olarak fıtratımıza ters olurdu. Rabbimiz öyle yapmamış da tam bize uygun, bizim fıtratımıza uygun, bizim gibi özellikleri olan yemesi içmesi olan, uykusu olan, gafleti olan bir kulu örnek olarak göndermiş. Ve haydi ey kullarım, sizler de aynen bu kulum gibi olun dediği zaman artık hiç kimsenin bir itiraz hakkı da kalmamış oluyordu. Ama adamlar zaten bunun için itiraz ediyorlar, reddediyorlardı. Çünkü kulluk dertleri yoktu onların. Tıpkı yahudi ve hıristiyanlar gibi. Onlar da peygamberlerine insan üstü bir takım özellikler izâfe ederek, onların kullukta örnekliklerini bitirmeye çalıştılar. O yarı Allah, yarı insan, insanla Allah karışımı bir varlıktır. Biz ise insanız, onun gibi olamayız ki. Onu örnek alamayız, onun gibi bir hayat yaşayamayız ki diyerek küfür ve şirk yolunu tuttular. İşte bu adamların derdi de budur. Kendilerine elçi olarak bir melek geldiği zaman diyeceklerdi ki; efendim, bu bir melek, yemez, içmez, günah işlemez, biz bunu nasıl örnek alalım, bunun gibi nasıl yaşayalım? Diyecekler ve kendilerini kulluk sorumluluğundan kurtarmaya çalışacaklar alçaklar. O zaman bize gönderilen bir peygamberin insan olmasından daha doğal hiçbir şey yoktur. Rabbimizin bu ifadelerinden anlıyoruz ki peygamber öyle kimi sapıkların iddia etmeye çalıştıkları gibi sadece Allah’ın kitabını, Allah’ın vahyini bize ulaştırıveren ve onun ötesinde başka hiçbir fonksiyonu olmayan bir posta memuru değildir. İşte Rabbimiz beyan ediyor ki o sadece vahyi bize ulaştırmakla kalmayıp aynı zamanda vahyin, Allah’ın istediği hayatın bize örnek olarak pratikte uygulanışını göstermek üzere gelmiş bir elçidir. Zaten onu reddetmeye çalışanlar onun örnekliliğini bitirip kendi keyiflerince, kendi mantıklarınca bir din yaşamaya çalışan insanlardır. Eğer bizim cinsimizden bir beşer değil de bir melek elçi olarak gönderilmiş olsaydı işte o zaman onun görevi sadece vahyi bize ulaştırmak olacaktı. Nitekim Cebrâil’in görevi de sadece işte buydu.