Kâf Suresine Dön

Kâfق

13. Ayet

13Kâf Suresi

وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍۙ

Âd, Firavun ve Lût’un kardeşleri de.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

12-14. “Onlardan önce Nuh milleti, Ress’lileri, Se-mûd, Âd, Firavun milletleri, Lût’un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet; bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.” Onlardan önce Nuh kavmi, Ress ashabı, kuyu ashabı, kendilerine gönderilen Allah’ın elçisini bir kuyuya atma küstahlığında bulunmuş toplum, Semûd ve Âd toplumu, Firavun, Hz. Lût’un kardeşleri, Eyke’liler ve Tubba milleti de yalanlamışlardı. Ashâbu'r-Ress, kuyu halkı, kuyu etrafında yaşayan halk, an-lamında kullanılan Kur'anî bir tabirdir. Kitabımızın (Furkân,38) âyetinde "Ve Âd, Semûd ve Ashâbu'r-Ress ve bunların dışında kalan bir çok kavimleri (helâk ettik)" şeklinde geçen Ashâbu'r-Ress, Allah'ın vahdaniyetini tasdik etmeye davet edildikleri hâlde bu ilâhî davet ve mesaja kulak vermediklerinden, Allah’a O’nun istediği gibi bir kulluğa yanaşmadıklarından dolayı helâk edilen topluluklar arasında sayıl-maktadır. Yine kitabımızın işte bu sûresinde de "Onlardan başka Nuh kavmi, Ashâbu'r-Ress ve Semûd kavmi peygamberlerini yalanlamış-tı." Buyuruluyor. Gerek Furkân sûresinde, gerekse bu sûrede anlatı-lan, peygamberlerini yalanlayan bu zalim kavimlerden biri olan ashâ-bu'r-ress, örülmemiş kuyu halkı anlamına gelmektedir. Bu halkın Ye-mâme'de, Azerbaycan'da, veya Antakya'da olduğu söylenmişse de bütün bunların tahminden ibaret olduğu muhakkaktır. Bu konuda kitabımızda açıklayıcı herhangi bir bilgi olmadığı gibi, kitabımızın tey-bini (açıklayıcısı) olan Resûlullah Efendimizden de intikal etmiş bir malumat yoktur. Sadece böyle bir kuyu etrafında yaşayan kimseler olarak ta-nımlayabileceğimiz bu kavim, kendilerine bir peygamber gelip onlara Allah'ın dinini öğretmeye çalışması üzerine, ona karşı gelerek bu peygamberlerini kuyuya atıp üzerini kapattıkları için bu ismi almıştır. Bun-ların Semûd kavmi veya bu kavmin artıkları, yahut Ashâbu'l-Uhdûd ol-dukları hakkında tahminler yürütülmüşse de bütün bunlar da birer tahminden ibaret kalmıştır. Bunların nerede, hangi coğrafi bölge üze-rinde yaşamış oldukları hakkında ne tefsirlerde ne de tarih kaynak-larında bir bilgi mevcuttur. Rabbimizin burada sadece isimlerini zikrederek geçtiği bu toplumlar tarih içinde kıyâmete kadar insanlara örnekleştirilen, ibretleştirilen kavimlerdir. Bu örnek toplumlar, bu toplumlara gönderilen Allah elçileri, bu toplumların kendilerine gönderilen elçilere karşı tutumları, davranışları, peygamberlerin onlarla mücadeleleri ve Rabbi-mizin onlar için işleyen helâk yasası bu toplumlardan sonra gelenlere hep örnek olmuştur. Allah’la, Allah elçileriyle savaşa tutuşan bu toplumlara karşı gerçekleştirilen helâk yasası bir sosyal yasa, bir Sünne-tullah olarak gözler önüne serilmektedir. Bu toplumların dışında başka hiçbir örneğe ihtiyaç kalmayacak biçimde sosyal hadiseler yasaya bağlanır. Artık yasanın konmasına sebep olan bu toplumların sadece isimlerinin zikredilmesi bile bu helâk yasasını hatırlatır. Bakın burada bu toplumların sadece isimlerinin zikredilişiyle gözümüzün önünde bir tarihin sergilendiğine şâhit oluyoruz. Hepsinin Allah elçilerini yalanladığına şâhit oluyoruz. Bu tavırlarından dolayı da hepsinin Rabbimizin helâk yasasına mahkum olduklarını görüyoruz. İşte bu âyetleriyle Rabbimiz bize bu yasasını tanıtarak onların düştüğü duruma düşmememiz konusunda bizi uyarıyor: “Ey peygamberim ve ey peygamber yolunun yolcuları! Geçmişte hakkı yalanlayanların, elçilerimi yalanlayanların, dinin aleyhinde kıyam edenlerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna bakmıyor musunuz? Nuh milletinin, Res-lilerin, Semûd’un, Âd’ın, Firavun milletinin, Lût’un kardeşlerinin, Eyke-liler’in, Tubba milletinin, Ashâb-ı Uhdûd’un, Ashâb-ı Hût’un, Sodam, Gomere’nin hali nice oldu? Bizans’ın, Roma’nın hali ne oldu? Onlar hakkı yalanlamışlar, dini reddetmişler, peygamberleri alaya almışlar, Allah’ı bırakıp kendileri rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bulunmuşlardı. Ya Rabbi her ne kadar sen eğitiminiz şöyle olsun, hukukunuz böyle olsun, ekonominiz, ticaretiniz, aile hayatınız, sosyal düzeniniz, siya-sal yapılanmanız şöyle olsun diyorsan da, biz böyle de yaparız, diyenlerin akıbetleri ne oldu? Yalanlayanların âkıbetleri nasıl oldu?” “Allah öyle dediği halde, demedi diyerek, Allah öyle demediği halde, Allah öyle buyurmadığı halde Allah öyle dedi diyerek, dediğini demedi, demediğini dedi diyerek yalan söyleyenler… Allah dünyayı yarattı ve işi bitti diyerek, yani artık Allah hayata karışmıyor, Allah ha-yata karışmaz, Allah vahiy göndermez, Allah peygamber göndermez, öldükten sonra asla bir diriliş yoktur diyerek yalan söyleyenler… Allah dünyanın idaresini bize bıraktı diyerek yalan söyleyenler… İnsanlık için en ideal sistem insanların tespit ettikleri sistemdir, Allah hayat programı konusunda bilgisizdir, Allah bu konuları bilmez diyerek yalan söyleyenler… Tüm bu yalancıların âkıbetleri nasıl olmuş bir bakın,” diyor Rabbimiz. Yeryüzü bunların enkazlarıyla doludur. “Sizden önce nice toplumları biz helâk ettik,” diyor Allah. İşte tarih bunun şahididir. Öncekilerin acı feryatları gözlerinizin önündedir. Onlar Allah’ı, Allah’ın elçilerini yalanlamışlar, dünyada Allah’ın istediği biçimde değil de kendi keyifleri istikâmetinde bir hayat yaşamışlar, Allah’la, Allah’ın elçileriyle savaşa tutuşmuşlardı da biz onların defterlerini dürüverdik. Bunların meselleri, misâlleri geçmiştir. Ben bunları size anlattım,” diyor Rabbimiz. Bu âyetler üzerinde ciddi ciddi düşünmek, Rabbimizin tarih içinde gerçekleştirdiği helâk yasasını çok iyi anlamak, bundan ders almak ve çevremize de bu âyetleri duyurmak, anlatmak, insanları bu âyetlerle uyarmak zorundayız. Önce Kur’an sayfaları arasında, sonra da geçmişin sahnesi olan yeryüzünde gezip dolaşarak, geçmişlerin hayatlarıyla karşı karşıya gelecek ve böylece geçmişi tanıma imkânını elde etmiş olacağız. Bunu elde edince de geçmişi yargılama, geçmişten ibret çıkarabilme imkânını elde etmiş olacağız. Geçmiştekiler niçin helâk olmuşlar? Bunlar ne yapmışlar? Nasıl davranmışlar da helâk olmuşlar? Nasıl bir helâk yasası gerçekleşmiş? Bunu bilecek, bundan ibret alacak ve böylece biz de onların düştüklerine düşmemeye çalışacağız. Bu helâk yasasını anlattıktan sonra Rabbimiz tekrar yaratışa döner: