19. “Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir.” Aklı gideren şiddet ve dehşetiyle ölüm geldiği zaman… Ölümün hak ile gelmesi, Allah’ın emriyle gelmesi anlamına gelmektedir. Çünkü hayatın da ölümün de sahibi Allah’tır. Hayat konusunda da, ölüm konusunda da söz sahibi Allah’tır. Al-i İmrân sûresinde “her nefis ölümü tadacaktır,” buyuruluyordu ya, işte bir Allah hükmü olarak ölüm geldiği zaman... Ya da kâfirlerin üstünü örttükleri, kamufle edip gündeme getirmedikleri perdeler aralanıp ölüm gerçeği gündeme geldiği zaman… Denilecek ki: “Ey insan, işte bu senin bir ömür boyu korktuğun, kaçtığın şeydir. Şu anda reddettiğin ölüm gerçeğiyle karşı karşıyasın. Dünya bitti, hayat, gençlik, güç, saltanat, imkân, fırsat, ö-mür, evlat, oğul, ekonomik güç, siyasal ve askerî güç bitti, her şey bit-ti. Şu anda ölüm tüm gerçekliğiyle üzerine çöktü. Yavaş yavaş canın hücrelerinden sökülmeye, çıkmaya başladı.” “İşte hiç beklemediğin, ummadığın, hesap etmediğin, sürekli kaçıp durduğun gerçek budur. Hiçbir zaman gündeminde yoktu bu. Hatırlamak bile istemiyordun. İstiyordun ki bu dünyada ölümle zevklerin kaçmasın. İstiyordun ki bu dünyada ipini koparmış deve gibi dolaşasın. İstiyordun ki dilediğin gibi bir hayat yaşayasın. İstiyordun ki bu hayatın sonunda bir diriliş de olmasın. Sümen altı edilip yaptıklarının hesabı sorulmasın. İşte hiç düşünmediğin, hiç gündeme almadığın ölüm gerçeğiyle karşı karşıyasın şu anda. Kendine, çevrene, ekonomik ve siyasal gücüne, teknolojik gücüne, tıbbına, saltanatına güveniyordun. Gömüldüğün bir dünya hayatı içinde ben ölmem diyordun. Bu mülkün, bu saltanatın, bu imkânların sahibi olarak ölüm asla bana gelmez diyordun. Kabullenemiyordun ölümü. İhtimal vermiyordun öle-ceğine. Bir çaresini bulur kurtulurum, atlatırım, diyordun.” Bak, işte ölüm sana geldi. İşte hücrelerin birer birer soğumaya başladı. Ellerin, ayakların olmaması gereken yerlere düşmeye, sesin kısılıp gözlerinin önü kararmaya başladı. Artık malın, mülkün, evladın, saltanatın, gücün, kuvvetin senin için hiçbir şey yapamıyor. Artık yeryüzünün sahte tanrılarının, sahte egemenlerinin senin üzerindeki tasarrufları, saltanatları bitti. Onların şu anda sana yapabilecekleri hiçbir şey yok. Kendi güç ve saltanatının, kendi egemenliğinin varlığı da bitti. Allah sana bu gücü, bu saltanatı, bu malı, mülkü dünyada imtihan için vermişti. Onları verenin yolunda kullanarak Rabbine kulluk yapman için vermişti. İşte bu dünyadaki imtihan, sürenin bitişiyle bitiverdi. İşte organların soğumaya başladı bile. Gözlerin bir yerlere bakıyor ve ölüm seni çepeçevre sardı. Ölüyorsun, gidiyorsun, ayrılıyorsun bu dünyadan. Daha bu dünyada hesaplarım var diyerek sürekli uzak gördüğün, beklemediğin, hep beklettiğin, öncelik verdiğin gündemlerinden bir türlü zaman ayıramadığın bir ölüm gerçeğiyle karşı karşıyasın. Sen bitiyorsun, senden öncekiler gibi. Sen gidiyorsun, tıpkı senden öncekilerin gittiği gibi…” “Giden sadece sen değilsin, senden sonrakiler de seni takip edecek. Birer birer onlar da gidecek. Dünya bitecek, hayat bitecek, insanlar, gece, gündüz ay, güneş, gün, zaman bitecek. Yeryüzü, tüm âlemlerin hayatı bitecek. Peki ondan sonra ne olacak? Bakın bundan sonra Rabbimiz onu şöylece anlatıyor: