Kâf Suresine Dön

Kâfق

31. Ayet

31Kâf Suresi

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَ غَيْرَ بَع۪يدٍ

Cennet, muttakilere uzak olmaksızın yakınlaştırılmıştır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

31. “Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir.” Cennet yaklaştırılmıştır. Uzak olmamak şartıyla cennet muttakîlere, hayatlarını Allah için yaşayan mü’minlere yaklaştırılmıştır. Uzak değildir cennet. Hangi şartla? Takva şartıyla tabiî. Muttakîlere yakındır o cennet. Öyleyse muttakî olmak, takva erleri olmak zorundayız. Allah’ın koruması altına girenlerden, Allah’la yol bulanlardan, yollarını Allah’a sorarak bulanlardan, hayatlarını Allah için yaşayanlardan, Allah’ın istediği ve belirlediği biçimde yaşayanlardan olmak zorundayız. Dünyada hesabını böyle yapanlardan olmak zorundayız. İşte o zaman cennet bize çok yakındır. Resûlullah Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurur: “Kişinin nalınının tokası ayakkabısına ne kadar yakınsa, cennet de kişiye işte o kadar yakındır. Hadisin beyanıyla cennet bize o kadar yakındır ki, hemen önümüzde, yanımızda, yanı başımızdadır. Sadece bir tavır, bir eylem, bir iş, bir söz bizi ya cennete ya da cehenneme sürükleyiverir. Mese-lâ; geç yahu, nedir ki İslâm, deyiverdi mi insan, hemen cehenneme yuvarlanmış demektir. Bir tek söz bile insanı cehenneme götürecek kadar cehennem bize yakındır. Yine Resûlullah Efendimiz başka bir hadisleri şöyle buyurur: “Cennet mekârihle kuşatılmış, cehennem de şehvet-lerle perdelenmiştir.” (Buhârî, Rikâk 28, Müslim, cennet 1) Evet cennet kuşatılmış, cehennem de şehvetlerle örtülmüştür. Anlayabildiğimiz kadarıyla insan şöyle bir bölgede bulunmaktadır. Sağ tarafında perde ile örtülmüş içi görülmeyen bir alan, sol tarafında da yine perde ile örtülmüş bir alan var. İnsan böyle bu iki alan arasında balık sırtı gibi bir yerde durmaktadır. Yâni durulamayacak, kalınamayacak bir bölgede durmaktadır. Sağ tarafındaki cennet mekârihle örtülmüş, sol tarafındaki cehennem de şehevâtla örtülmüştür. Ama bu şehvetler sadece cinsel arzular anlamına değildir. İstenilenler, arzu edilenler, kişinin canının çektiği şeyler, nefsinin arzu ettiği şeylerdir. Yani nefsanî arzular, isteklerdir ki, başında zevkmiş gibi, safaymış gi-bi görünseler de, sonunda insanın imanını zorlayan, sonunda meşakkat görülen şeylerdir. İşte insan âkıl bâliğ olduğunda, kendine geldiğinde, öyle bir alanda, öyle bir konumda bulunur ki, aslında orada duramayacaktır. Çünkü orası böyle balık sırtı bir alandır. Önü arkası, sağı solu, nereye gideceği belli olmayan bir yer. Orada durma imkânı da yoktur. Sağında cennet, solunda da cehennem vardır. Orada onu cennete de, cehenneme de zorlayanlar vardır. Cennetin ve cehennemin örtüleri de şunlardır: Cennet mekârihle, cehennem de şehvetlerle örtülmüştür. Mekârih; icrası nefse ağır gelen, zor gelen her şeydir. Allah’a Allah’ın istediği şekilde kulluğa devam, Allah’ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınmaya devam, bu uğurda her tür sıkıntı ve me-şakkate katlanmak, oruç, namaz, hacc, zekât gibi ibadetleri yerine getirmek ve hasılı Allah için bir hayat yaşamaktır. İşte bunlar nefse ağır gelir. Veya bir başka anlamıyla Mekârih; kişinin kendi kendine kalınca, Allah’la, peygamberle, vahiyle ilgisini kesip nefsiyle baş başa kalınca boş verdiği şeylerdir. Zira insan Allah’la, peygamberle, Kur’-an’la, sünnetle beraberken yaptığı şeyleri, bunlarla beraberliği bitince bırakıverirse işte bu mekârihtir. Çünkü kişi sürekli vahiyle beraberliğini sürdürebilirse, vahiy onu sürekli hidâyete sevk eder. Yine aynen bunun gibi kişi mü’minlerle beraber iken de velî olarak mü’minler onu sürekli hakka, hidâyete dâvet eder. Ama kişi tüm bunlardan uzaklaşınca, vahiyle ilgiyi kesince, mü’minlerle birlikteliğini bitirince onun nefsinin meyledip istediği şeylere mekârih diyoruz. Ya da mükellefe kavil, fiil ve terk olarak emredilen ef’al-i mükellefîn dediğimiz şeylerdir mekârih. İşte cennet bunlarla perdelenmiştir. Bunları aşmayı beceremeyen kimselerin cennete girmeleri mümkün olmayacaktır. Meselâ namaz nefsin hoşlanmadığı bir mekâ-rihtir, onu icra edemeyen kişi cennete gidemeyecektir. Hakkı, İslâm’ı insanlara duyurmak, tavsiye etmek bir mekârihtir, bunu yapmayanlar cennete gidemeyecektir. Veya içki içmemek, zina etmemek, faiz yememek, küfür ve şirkten uzak durmak bir mekârihtir, bunlardan uzaklaşamayanlar cennete gidemeyecektir. Evet, cennete ancak nefsin hoşlanmadığı meşakkatler aşılarak gidilebilecektir. Bir tarafta şeytan olacak, diğer tarafta nefis olacak, bir başka tarafta ilahlık, rablik taslayan tâğutlar olacak, bir tarafta insanlığımız, insan oluş özelliklerimiz olacak, buna rağmen biz bunları aşarak cennete gideceğiz. Cehennem de şehevâtla, şehvetlerle kuşatılmıştır. Şehevât da İslâm’ın men ettiği her şeydir. Şehvet; şu anladığımız mânâda kadınlarla konuşmak şehvet değildir. Haram olarak konuşmak şehvettir. Kişinin kendi helaliyle konuşması niye şehvet olsun da? Öyleyse Allah’ın haram dediği şehvetlerden uzak durmayan insanlar cehenneme gideceklerdir. Hani kuş avlamak için tuzak kurarlar değil mi? İşte bu tuzak cehennemdir. Bu tuzaktaki yemler şehvetlerdir. Kuş insanlardır. O tuzak örtülüdür. Kıllar, samanlar ve yemlerle örtülüdür. Neden? Arkasında cehennem olduğunu, ateş olduğunu, yakalanma olduğunu, azap olduğunu gizliyor bu örtü.