37. “Doğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır.” “Bütün bu uyarılarda, bütün bu âyetlerde kalbi olan, kalbi açık olan, kalbini kullanan, vicdan, izan, şuur sahibi, kendinden gafil olmayan, fıtrî özelliklerini kaybetmemiş, diri olan ve dinlemeye, kulak vermeye hazır olan, dinlerken gaflet içinde başka şeylerle meşgul olmayan kimseler için ibretler ,” diyor Rabbimiz. Yani bütün bunları size bir tezkira, bir öğüt, size bir nasihat olsun diye anlatıyoruz. Sizden önceki toplumların helâkini haber veriyoruz ki, bundan öğüt alasınız, ibret alasınız. Bu sizin için bir zikra ol-sun da aklınızda kalsın bu iş... Tezkira, anmadır. Yani aklınıza çakılsın, zihninize kazınsın kalsın, hafızanızdan, belleğinizden hiç çıkmasın diye anlatıyoruz. Sizden öncekilerin düştüğüne düşmeyesiniz diye anlatıyoruz. Örneğin elektriğin tehlikeli olduğunu elektriği anladığımızdan bu yana farkındayız ve hiç unutmuyoruz değil mi? Hele hele eğer gözümüzün önünde birilerinin elektrikle oynarken bir gaflet sonucu, bir dikkatsizlik sonucu yanıp kömür olduğunu görmüşsek, bunu hiç unutmayız değil mi? Bizim için bir ibret, bir ders, bir tezkira olmuştur artık o. İşte tezkira budur. İşte İslam’ın bizden istediği tezkira budur. Yani öğrenmişsek, tehlike boyutunu aşacak hiçbir harekette bulunmayacağız demektir. O kadar dikkat edeceğiz ki, bu örneğin dışına çıkmadan kendimize program çizeceğiz. Ama tabi bunu ancak kalbi olanlar, kulak verenler anlayacaktır. Kulakları olduğu halde duymayanlar, kulaklarını hakkı duymada, Allah’ın âyetlerini duyup dinlemede, etraflarında kendilerini uyaran yığınlarca âyetlerin uyarılarına kulak vermede kullanmayanlar, kulaklarını kendi lehlerinde sonuçlar doğuracak uyarıcıları duymayanlar, ya da duydukları halde duymazdan gelenler, hiç duymamış gibi bir tavır takınanlar tüm bu âyetlerden hiçbir şey anlamayacaklardır.