2-3. “Kâfirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: “Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür” dediler.” Kâfirler kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesini tuhaf karşıladılar, yadırgadılar, kabule yanaşmadılar, anlamak istemediler. Kendi aralarından bir elçi seçilip kendisine vahy edilmesine şaşıp kaldılar. Sanki bu ilk defa oluyormuş gibi, bilinmeyen, duyulmayan bir şeymiş gibi, kendilerinden gelen bir elçinin gelişini tuhaf karşıladılar. “Bu gerçekten acayip bir şeydir, bu neyin nesidir?” dediler. Bir yandan peygamberin gelişini kabullenemezlerken, diğer taraftan da şöyle di-yorlardı: “Biz öldükten sonra, toprak olduktan sonra mı dirileceğiz? Gerçekten bu çok uzak bir dönüştür. Olacak şey değildir bu! Ne yani? Bizler öldükten sonra, yok olduktan, tüm hücrelerimiz toprak olduktan sonra tekrar dirileceğiz, öyle mi?” Rabbimiz önce bizi şeref kazandıracak bir kitapla karşı karşıya getirdi. Şeref kaynağı kitabına yemin ederek Rabbimiz kitabının şerefini bir kat daha artırırken, bize bu şerefli kitaba sarılarak yeryüzünde izzet ve şeref kazanmanın, izzet ve şerefe ulaşmanın, yeryüzünde azîz olmanın yolunu gösterirken, yeryüzünde insanları şerefli bir hayata ulaştıracak olan bu şerefli kitap karşısında kâfirlerin tutumlarını anlatır. Kendilerini izzet ve şerefe ulaştıracak bir kitabı tuhaf karşılamalarını gündeme getirir. Kâfirlerin kendilerine sunulan bu nîmete karşı yanılgılarını gözler önüne serer. Onların bu kitabın ve bu kitabın mübelliğinin kendilerine haber verdiği ölüm ötesi hayatı, ölümden sonraki dirilişi tuhaf karşıladıklarını bize bildirirken, kendi güç ve kudretini, hayat yasasını şöylece ortaya kor: