39-40. “Ey Muhammed! Söylediklerine sabret; Rab-bini, güneşin doğmasından önce ve batışından önce överek tesbih et. Geceleyin ve secdelerin ardında O’nu tesbih et.” “Kesinlikle dinleme onları. Sen sabret. Sen dayan ve diren. Sen yoluna devam et. Sen onlar için kulluk programını bozma. Sen sakın kulluğundan vazgeçme peygamberim…” Âyet bir taraftan Ra-sulullah Efendimizi teselli ederken, diğer taraftan da kâfirler için büyük bir tehdit oluşturuyor. Gerek Yahudilerin, “dünyayı yarattıktan sonra Allah dinlenmeye çekilmiştir” şeklindeki sözleri, gerek demokratik kafalıların “Allah hayata karışmaz” şeklindeki iddiaları, gerekse müşriklerin “öldükten sonra tekrar diriliş yoktur” şeklindeki zırvalarına karşı, Rabbimiz, Ra-sulullah Efendimizin sabretmesini emrediyor. “Sen sabret, unutma ki sen bizim gözetimimizdesin, güvendesin, emniyettesin. Sen Rabbinin yolunda olduğun sürece hiç kimse sana bir zarar veremeyecek. Sen güneşin doğmasından önce, güneşin batışından sonra Rabbini överek, hamd ile O’nu tesbih et.” Buradaki tesbih beş vakit namazdır. Kur’an-ı Kerîm’de her bir zorlanma anında Rasulullah Efendimize namaz tavsiye edildiğini görüyoruz. Namazla güç kaynağıyla irtibata geçilecek ve alaylamalara, zulümlere dayanma gücü kazanılacak. Bu tebliğcinin her an muhtaç olduğu bir emirdir. İşin gücün Rabbini hamd ile tesbih etmek olsun. Yani tüm ha-yatın hamd ve tesbih olsun. Tüm hayatında Rabbini kitabında kendisini tanıttığı gibi tanımak, inanmak, kabul etmek, gece gündüz O’nu övmek, O’na hamd etmek, O’nu gündemde tutmak hedefin olsun. Gece-gündüz işin bu olacak. Namazda, kıyamda, secdede, oruçta, hacda, savaşta, barışta, evde, sokakta, her zaman ve zeminde Rab-bini yüceltmek, yüceliği Rabbine vermek, O’nun için bir hayat yaşamak olacak. Geceleyin ve secdelerin ardından tesbih de, namazlardan sonraki zikirdir. Namazların ardından sübhanallah, elhamdülillah, Al-lahu ekber şeklindeki tesbihler, zikirler veya farz namazların arkasından kılınan nafilelerdir.