Kamer Suresine Dön

Kamerالقمر

26. Ayet

26Kamer Suresi

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ

Yarın, kimin şımarık ve kibirli bir yalancı olduğunu öğrenecekler.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

26-32. “Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğu-nu bileceklerdir. Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen biziz. Sâlih’e şöyle demiştik: Onları gözetle ve sabret; onlara sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olduğunu söyle. Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti. Benim azabım ve uyarmam nasılmış? Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular. Andolsun ki, Kur’an’ı öğüt olsun diye kolaylaştır-dık; öğüt alan yok mudur?” Onların bu küstahlıklarına karşılık, Rabbimiz “onlar kimin yalancı ve şımarık olduğunu yarın anlayacaklar” buyurarak onları denemek üzere bir dişi deve gönderdi. Kitabımızın başka sûrelerinde uzun uzun anlattı Rabbimiz. Kavm-i Sâlih’ten (a.s) peygamberliğini is-pat için bir mûcize, bir görsel âyet istediler de Rabbimiz onların gözlerinin önünde bir kayalıktan bu deveyi yaratıp çıkarıverdi. İman etme-niz için bunca Allah âyeti yetmedi de başka bir âyet mi istiyorsunuz? Alın işte size bir Allah âyeti buyurdu. Onları hakka dâvet eden elçisine de buyurdu ki Rabbimiz; “ey Sâlih, sen onları gözetle ve sabret. Onlara sıralarına göre suyun kendileriyle o deve arasında pay edilmiş olduğunu söyle.” Rabbimizin taksimine göre kavmin kuyularının, çeşmelerinin suyunu bir gün o deve içecek, ikinci gün de kavim içecekti. Mûcize deve bir önceki gün içtiği suyu süt olarak kavme geri verecek ve sütüyle tüm kavmi doyuracaktı. İşte böyle bir Allah âyetiydi bu deve. Elbette her âyetin bir sorumluluğu vardı. Allah âyeti olan deve onlara karşı Sâlih’in (a.s) destekçisi olacaktı. Deve, Sâlih (a.s) safında yer alacak ve zalim toplumun sömürü düzenlerine dur diyecekti. Su içme nöbeti o deveye geldiği zaman onlar buna izin vermeyecekler, onun hakkına karşı çıkacaklar, ama onun sütünden de istifade etmeye çalışacaklardı. Deveye hayat hakkı tanımayacaklardı ama onun ürettiğini de yiyip içmeye çalışacaklardı. Tıpkı şu anda hayat hakkı tanımadıkları müslüman halkın sırtından geçinmeye çalışan kâfirler gibi. Eğer bu ülkede su varsa bu suyun yarısı deve vasıtasıyla halka ulaştırılacaktı. Bu deve sayesinde yöneticiler suya tamamıyla egemen olamayacaklardı. Bir ülkedeki altın, gümüş, petrol, orman, deniz ürünleri aslında mutlak anlamda halkın ortak malıdır. Ama topluma egemen olan güçler, yöneticiler, insanları, halkı bunlardan alıkoyuyorlar, bunlara kendileri sahiplenmeye çalışıyorlar. İşte Sâlih’in (a.s) mûcizesi olan bu deve zalimlerin bu sömürülerine dur diyordu. Adamlar sömürü düzenlerine dur diyen bu devenin, bu Allah âyetinin varlığına tahammül edemediler. Bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti. Kitabımızın başka âyetlerinin beyanına göre bu kişi kavmin içinde egemen olan dokuzlu bir çetenin en azgınlarıydı. Allah’ın âyeti olan bu deveyi ayaklarından biçiverdi. Allah’ın elçisi Sâlih (a.s) onlara üç gün mühlet verdi. Dedi ki, “üç gün ülkenizde bekleyin. Bu yaptığınıza karşılık Allah’ın azabını hak ettiniz. Azaptan kurtulamayacaksınız.” Bu arada deveden kurtulan toplum Sâlih’i (a.s) de öldürmeye teşebbüs ediyordu. Rabbimiz buyuruyor ki, “Benim azabım ve uyarmam nasılmış? Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular. Andolsun ki, Kur’an'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?” Rabbimiz onlara öncekilere gönderdiğinden farklı bir helâk gönderdi. Korkunç bir sayha, müthiş bir çığlık gönderdi de yonttukları mağaralarında hiçbir sınır tanımadı. Sonunda o insanlar hayvanların yemeyip de ezdiği kesmik kırıntılarına dönüverdiler. İşte bunda da ibretler vardır, âyetler vardır; bu ibretleri ulaştırma noktasında Rabbimiz kitabını kolaylaştırmıştır ama hani ibret alan nerede? Şu anda tıpkı Sâlih’in (a.s) helâk edilen toplumunun rolünü oy-nayan, Allah’ın kendilerine gönderdiği elçisiyle, Allah’ın âyetleriyle savaşa tutuşan Mekkeliler ve yine şu anda aynı tavrı sürdüren yirminci asrın kâfirleri hiç ibret almıyorlar. Hiç kolay yola girmiyorlar. Hiç düşünmüyor, hiç anlamıyorlar. Acaba bu insanlar kendilerini onlardan daha güçlü mü zanne-diyorlar? Acaba kendilerini Semûd’dan daha kuvvetli görüp Allah’la başedebileceklerini mi düşünüyorlar? Unutmayın ki Allah’ın düşmanlarına nasıl bir helâk göndereceği hiç belli olmaz. Bunu sadece Allah bilmektedir. Aklınızı başınıza alın. İşte bakın Rabbimiz bu âyetleriyle, bu örnekleriyle tüm insanlığı uyarmaktadır. O gün Mekkelilere, bugün de tüm dünyalılara, kıyamete kadar da tüm insanlığa uyarısını ulaştırıyor. Allah ve elçileriyle, elçilerinin yolunun yolcusu müslümanlarla savaşa tutuşanlar ne yaptıklarının, kiminle savaşa tutuştuklarının farkına varsınlar buyuruyor. Ama buna rağmen insanların pek çoğu bu Kur’an’ın bu kolay uyarılarını anlamıyor, inanmıyor. ²