Kamer Suresine Dön

Kamerالقمر

36. Ayet

36Kamer Suresi

وَلَقَدْ اَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ

Andolsun ki (Lût), (şiddetli) yakalayışımızla onları uyarmıştı. Onlarsa uyarılara şüpheyle yaklaşmışlardı.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

33-36. “Lût milleti uyaran peygamberleri yalanladı. Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lût'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz. Lût, andolsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.” Bir başka helâk dosyası daha açıyor karşımıza Rabbimiz. Bu dosya da Lût’un (a.s) toplumunun dosyası. Az önce helâkine şahit olduğumuz Semûd kavminden sonra gelmiş, o kavmin yaşadığı bölgenin biraz daha kuzeyinde Kudüs yakınlarında, Filistin bölgesinde yaşamış bir toplum. Onlar da kendilerinden öncekilerin yolunda gittiler. Onlar da kendilerinden öncekilerin helâklerinden ibret almayarak Allah’ın kendilerine gönderdiği Lût’u (a.s) ve onun getirdiği mesajı yalanladılar, reddettiler. Bu tavırlarına karşılık onlara da farklı bir helâk yasası uygulayıverdi Rabbimiz. Onların üzerlerine de taş yağdıran bir azap rüzgarı, bir helâk rüzgarı gönderiverdik, diyor. Rabbimiz kendisi ve elçisiyle savaşa tutuşan bu toplumun tümünü yerin dibine batırırken Lût ve ona iman eden, tercihini ondan yana kullananları kurtardık, buyuruyor. Zaten Lût’a (a.s) iman eden sadece iki kızcağızıydı. Karısı da helâk olanların arasındaydı. Evet, Lût'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz diyor Rabbimiz. Şükür, nimet vereni bilip onu açığa vurmak olduğu gibi, bunun tam zıddı olan ‘küfr’ ise, nimet vereni inkâr edip onu gizlemektir. Küfür kavramının, inkâr ve nimet sahibini gizlemeyi de ifade ettiğini hatırla-yalım. Küfür kelimesi, iman etmemeyi, insanlara sonsuz nimetler ve-ren rızık sahibi Allah’ı inkâr etmeyi anlattığı gibi, şükür kelimesi de i-man etmeyi, verilen nimetlerin sahibi olan Allah’ı tanımayı ve O’na minnettarlık duymayı ifade eder. Şükrün zıddının Kur’an’da “küfür” ke-limesiyle tanımlanmasından, şükretmenin Allah katında ne kadar ö-nemli olduğu ve bu ibadetten uzaklaşmanın ne kadar büyük problem olduğu açıkça anlaşılır. Şükür, iman etmenin çeşitli organlarla ve bu organların faali-yetleriyle ortaya konulmasıdır. Şükür aynı zamanda nimeti bilmenin ismidir. Çünkü nimeti bilmek, nimeti vereni bilmenin yoludur. İşte bu-nun için Allah Kur’an’da İslâm ve imana şükür diye isim vermektedir. Nimetin nereden geldiğini bilmek, şükrün şartlarından biridir. Yoksa tamamı değildir. Şükrün içerisinde nimet vereni itiraf, nimete karşı ni-met sahibi Allah'ı övmek, O’na boyun eğmek, O’nu sevmek ve nimet konusunda O’nu hoşnut edecek şeyleri yapmak da bulunmaktadır. Kul nimeti tanıdığı zaman, nimetin sahibini de tanır. O’nu tanıyınca O’nu sevmeye başlar ve O’nun hoşlanacağı şeyleri yapmaya niyet eder. Küfür, rızık ve O’nu verenin üzerini örtmek, gizlemek, görmez-likten gelmek; şükür ise, nimeti bilmek, itiraf etmek ve açığa vurmak-tır. Şüphesiz bu itiraf yalnızca dil ile olmaz; şükür, imanın eyleme dö-nüşmesiyle yerine getirilir. Bazı âyetlerde 'şükür' kelimesinin iman etmenin, 'küfr'ün ise inkâr etmenin yerine kullanıldığını görüyoruz. Hadislerde de şükürle alâkalı birkaç hadis okuyalım inşallah. "Mü'minin işi tuhaftır, her işi hayırdır. Bu, yalnız mü'mine vergidir/özgüdür. Sevindirici bir işle karşılaşsa şükreder, o iş kendisi hakkında hayırlı olur. Üzücü bir işle karşılaşsa sabreder, kendisi için hayırlı olur." (Müslim, Zühd 64; Dârimî, Rikak 61) "Hamd, şükrün başıdır. Allah'a hamd etmeyen, O'na şükretmemiştir." (Kenzu'l Ummâl, 3/6419, s. 255) “Rasulullah (s.a.s.) geceleri ayağa kalkıp ayakları kabarıncaya kadar namaz kılardı. Kendisine; ‘Allah (c.c) senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar yoruyorsun)’ denildi. “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” cevabını verdi. (Buhâri, Teheccüd 6) "İnsanlara karşı hamd etmeyen (teşekkür etmeyen), onlara nankörlük yapan insan, Allah'a karşı da hamd et-mez." (Ebû Dâvud, Edeb 11; Tirmizî, Birr 35) "Allah'ım, Seni zikretmek, Sana şükretmek ve güzel ibadet etmek için bana yardım eyle!" (Ebû Dâvud, Vitr 26; Nesâi, Sehv 60) "Allah, bir kuluna nimet verince, kulunun üstünde o nimetin izini görmek ister." (Tirmizî, Edeb 54; Müsned, Ahmed bin Hanbel, 2/311, 4/438) "Yüce Allah diyor ki: 'Ey kullarım! Geçmiş ve gelecek, siz bütün ins ve cinler bir araya gelerek, aranızdaki en muttakî kimsenin kalbi gibi olsanız, sizin bu durumunuz, Benim hâkimiyetimi zerre kadar artırmaz. Yine ey kullarım! Geçmiş ve gelecek bütün ins ve cin bir araya toplansanız, aranızdaki en günahkâr birinin kalbi gibi olsanız, Benim hâkimiyetime en ufak bir noksanlık getiremezsiniz. Ey kullarım! Hakkınızda itibar ettiğim şey, amellerinizdir. Daha sonra siz, amellerinize göre eksiksiz olarak mükâfatlandırılacak veya cezalandırılacaksınız. Öyleyse kim bir hayır işlemeye muvaffak olursa, bundan dolayı Allah'a şükretsin. Kim de hayrın dışında başka bir şey işlerse, bundan dolayı da kendi nefsini suçlasın." (Müsned, Ahmed bin Hanbel, 5/160; Müslim, Birr 55) “Yemek yiyip şükredenin derecesi, (nâfile) oruç tutup sabredenin derecesi gibidir.” (Buhâri; Kütüb-i Sitte, c. 17, s. 176, hadis no: 559 -1765-) “Kıyamet gününde ‘hamd edenler ayağa kalksın’ denildiğinde yalnız Allah'a çokça ve her hal ü kârda şükredenler ayağa kalkar.” (Taberâni; Ebu Naim)