25. “O sırada, kadınlardan biri utana, utana ona geldi: "Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çağırıyor" dedi. Mûsâ ona gelince, başından geçeni anlattı. O: "Korkma, artık zalim milletten kurtuldun” dedi.” Tam o esnada kızlardan biri, iffeti yerinde, hayası yerinde, utana, utana Mûsâ (a.s)’a geldi ve dedi ki, babam seni çağırıyor. Babam seni dâvet ediyor. Bizim koyunlarımızı suladığın için, bize bu konuda yardımcı olduğun için sana ecrini, ücretini vermek üzere babam seni istiyor. Mûsâ (a.s) elbette bu işi ücretle yapmamıştı. O ücret peşinde koşan, yaptığı bir iyiliğin karşılığını almak için can atan birisi değildi. O şerefli, kutlu Allah elçileri ailesinin bir üyesiydi ve yaptığı her şeyi sadece Allah için yapanlardan birisiydi. Derdi dünyalıklara ulaşmak değildi ama ne yapsındı? O anda çaresizdi, gidecek bir yeri yoktu. Bir sığınağa, bir barınağa ihtiyacı vardı. Bunun için Rabbine de dua dua yalvarıp yakarmıştı. Ya Rabbi şu anda senden gelecek her bir hayra muhtacım demişti. Ve işte Rabbi de muhtaç olduğu imkânı karşısına çıkarmıştı. Rabbi ona bir yol açmıştı. Ve üstelik karşı taraf ta güzel bir fedâkârlık örneği sergiliyor, cömertlik örneği gösteriyordu. Gelen kızcağızın tavrı, iffeti, cömertliği, vefakârlığı vardı. Belli ki iyi babanın çocuğuydu. Namuslu bir aileden geliyordu. Ve Rabbimiz iki mübarek şahsiyeti, iki kutlu elçiyi karşı karşıya getirecekti. Kader onları birbirlerine yaklaştıracaktı. Ve Mûsâ (a.s) o kızların babasına geldi. O Sâlih ihtiyara, yâni Şuayb (a.s)’a bir bir kıssasını, başından geçenleri anlattı. Şuayb (a.s) da Ona dedi ki, sakın korkma. Hiç endişelenme. Bilesin ki sen zalim bir kavimden, Firavunun elinden kurtuldun. Firavun toplumunun zulmünden kurtuldun. Şu anda benim yanımda emin bir makamdasın. O zalimin buraya asla zulmü, eli, yetkisi ulaşamaz. Evet dünyada zalimler, dünyada zalim devletler ne kadar da güçlü olurlarsa olsunlar, devletleri, iktidarları, saltanatları ne kadar da görkemli olursa olsun, zulüm elleri ne kadar da dünyayı kaplarsa kaplasın, egemenlikleri ne kadar da yaygın olursa olsun mutlaka güçlerinin bir sınırı vardır. Rabbimiz bu dünyada insanlara yetki veriyor ama hiçbir güce sınırsız yetki vermiyor. Hiçbir krala, hiçbir sultana, hiçbir melike Rabbimiz süreklilik ve sınırsız yetki verip de bu dünyada onu egemen kılmıyor. Bu dünyada Rabbimizin koyduğu yasa gereği herkes için imtihan sınırlıdır, güç, kuvvet, saltanat, hayat sınırlıdır, yetki sınırlıdır. İşte görüyoruz ki yeryüzünün en güçlü, en zalim bir devletinin, ben bu ülkenin rabbiyim diyen, benden başka ilah yoktur diyen, halkı gruplara, partilere ayırıp birbirlerini birbirlerine kırdıran, ezdiren, köleleştirdiği İsrâil oğullarının oğullarına hayat hakkı tanımayan, kızlarını hayasızlaştırıp Mûsâ’yı doğuracak iffet ve namus özelliğinden uzaklaştıran zalim Firavunun hem de yanı başındaki bir coğrafya eli uza-namıyor. Şimdiki Firavunların Afganistan’daki Üsame Bin Ladine ellerinin uzamadığı gibi. Elbette Allah onların zulmünden sığınacak bir kucak veriyor mü’minlere. Ne kadar da büyük ve zalim devlet olurlarsa olsunlar yetkileri sınırlıdır. İşte Mûsâ (a.s)’ı bir ihtiyar adam ülkesinde saklayabiliyor. Mûsâ (a.s) artık orada rahatlamıştır.