Kasas Suresine Dön

Kasasالقصص

28. Ayet

28Kasas Suresi

قَالَ ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَۜ اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّۜ وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ۟

(Mûsâ) dedi ki: “Bu, benimle senin aranda (bir sözleşmedir). İki süreden hangisini tamamlarsam, bana düşmanlık yoktur/bana kızmayacaksın. Allah, söylediklerimize vekildir.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

28. “Mûsâ: “Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım bir kötülüğe uğramayacağım. Söylediklerimize Allah vekildir” dedi.” Bu benimle senin aranda bir sözleşmedir. İkimiz arasında bir anlaşmadır. Bu ikisinden hangisini seçersem, hangisini tercih edersem artık bu konuda bana bir düşmanlık olmasın. Seçimimde bana bir haksızlık yapılmasın. Sözlerimize, taahhütlerimize vekil, şahit Allah’tır dedi. Ve işte böylece anlaşma gerçekleşti ve Mûsâ (a.s) Medyen’e, Şuayb (a.s)’ın ülkesine yerleşmiş oldu. Şimdi artık O bir ücretle tutulmuş çobandı. Çocukluk yılları, gençlik ve olgunluğa geçiş döneminde O bir prensti. Sarayda büyük imkânlar içinde büyüdü, yetişti. Ama her ne kadar saray eşrafından görünse de O köle bir toplumun üyesiydi. Bunu biliyordu. Rabbimiz sarayda büyüyen Mûsâ’yı şimdi başka bir atmosfere çekti. Rabbimizin takdiri böylece gerçekleşmiş oldu. Yâni belki kendiliğinden oralara gelmeyecek, gelemeyecekti. Lâkin Allah’ın kaderiyle Mısırda bir adam öldürdü ve kaçmak zorunda kaldı. Senaryoyu Allah böyle yazmıştı. Aslında kendisinin doğmaması için öldürülen binlerce çocuğun yerine O sadece onlardan, zalimlerden, katillerden bir kişiyi öldürmüştü. Ama ne olursa olsun Mûsâ Firavun oğulları tarafından çok büyük bir suçla suçlanacaktı. Niye? Çünkü O köle bir toplumun üyesiydi. Ötekiler yöneticiydiler. Onların öldürme hakları vardı. Alçaklar kendileri binlerce çocuğun kanına girerken kanunları uygulamıyorlar, yasaları işletmiyorlardı. Düzenin yaşaması için, sistemin ayakta kalması için o çocuklar öldürülmeliydiler. Firavunun bu konuda dokunulmazlığı vardı. Devletin âli menfaatleri bunu gerektiriyordu. Ama köle topumun üyelerinden birisi kendilerinden bir tek kişiyi öldürdüğü zaman yasalar hemen harekete geçmeliydi. İşte zulme dayalı bir sistemin, zalimce bir hayatın yasasıydı. İsrâiloğulları, peygamber çocukları, müslümanlar Mısır’da köleydiler. Hiç bir hakları yoktu. Erkek çocukları öldürülüyor, kızları hayasızlaştırılıyor, kadınlarının rahimleri yoklanıyor ve güçlüleri de en zor ve en kötü işlerde köle olarak çalıştırılıyorlardı. Hayatta kalıp çalışanların hayatları da ölümden farksızdı. Hapsi Firavun oğullarının ma-teryalist eğitim sistemine tabi tutuluyorlar ve dinleri, imanları, namus ve iffetleri her şeyleri bitiriliyordu. Şahsiyetleri siliniyordu. Böyle bir eğitim sistemine tabi tutuldukları için de özgürlük nedir? Kölelik nedir? bilmiyorlardı. Düşünme yetenekleri ellerinden alındığı için de özgürlük sevdalısı olmaları da mümkün görünmüyordu. İçinde bulundukları pis-likten memnun, kaderci bir anlayış içinde yuvarlanıp gidiyorlardı. Bulabildikleri bir ekmek veya Firavun sisteminin kendilerine lütfettiği küçücük bir makamla avunup günlerini gün etmeye bakıyorlardı. İşte eğitilmek üzere Medyen’e çekilen Mûsâ (a.s)’n ilerdeki gö-revi bu insanları özgürlüğe taşımak olacaktı. İşte burada Rabbimizin bu hikmetini görüyoruz. Eğer Rabbimiz Onu Medyen’e getirmeseydi, burada belli bir eğitimden geçirmeden sarayda Ona bu görevi vermiş olsaydı elbette Mûsâ (a.s) saray şartlarında ezilen, horlanan, oğulları öldürülen, kızları hayasızlaştırılan bu halkın durumunu, sıkıntısını anlayamayacaktı. Çünkü sarayda her çeşit imkânlar içinde büyüyen, yokluk nedir? Açlık nedir? Kölelik nedir? Ezilmek nedir? Sömürülmek nedir? bilmeyen bir kimsenin onların halinden anlaması mümkün olmayacaktı. Onun içindir ki hikmeti sonsuz olan Rabbimiz hikmeti gereği Onu saraydan alıp çöle çekti. Tıpkı azizin evinde büyüyen Yusuf (a.s)’ı oradan söküp zindana atarak garibanların, ezilenlerin, suçsuzların haline muttali kılarak eğittiği gibi. Rabbimiz Mûsâ (a.s)’ı çölde çobanlığa getirdi. 8 ya da 10 yıllık bir çobanlık hayatıyla Rabbimiz Onun sarayda kazandığı tüm alışkanlıklarını silecekti. Artık yatağı sa-raydaki gibi değil, yatağı toprak, yastığı da taş, yorganı da kepenek olacaktı. Evet Mûsâ (a.s) işte çölde böyle bir hayatın içinde. Tüm işi en güzel bir şekilde koyunları gütmek, onları doyurmak ve en güzel bir şekilde sahibine teslim etmek. Böylece koyunların sürülerin arasında yoksul bırakılmış, ezilmiş, aç bırakılmış, hakları yenmiş, çobansız kal-mış, eğitimsiz kalmış, âdeta koyunlaştırılmış insanları gütme eğitimine alıştırılıyor. Bu şekilde gerçekleştirilen bir eğitimden sonra da icazetini alarak bu defa da insanların özgürleştirilmesi görevine atanacak ve en güzel bir biçimde bu görevini başarıya ulaştıracaktı. Ama ne garip ki şu anda dağdaki çobanın bunların hiçbirisinden bir haberi yoktur. Elbette eğer bizler de şu anda onun yanında olsaydık bizim de bunların hiç birisinden haberimiz olmayacaktı. Veya eğer bizler de o dönemin Mısırında yaşayanlardan olsaydı, bir adam öldüren Mûsâ şe-hirden kaçtı diyecektik. Veya eğer o dönem Medyen’inde olmuş ol-saydık, kuyunun kenarında garip, garip etrafına bakınan Mûsâ’yı gör-müş olsaydık, işte uzak diyarlardan bir garip genç gelmiş diyecektik. Ama ne için burada? Niye gelmiş bizim ülkeye? Bunu asla bilemeyecektik. Tüm bunları ancak Rabbimizin bize anlattığı bu âyetlerden öğ-reniyoruz. Tabii bu kıssayla bilgilenirken de anlatılmayanları anlamamızın da imkânsız olduğunun farkındayız. Meselâ acaba Mûsâ (a.s) orada 8 yıl mı kaldı çoban olarak? Yoksa 10 yıl mı kaldı? bunu bile-miyoruz. İşte o kızlardan birisiyle evlenmiş, tarih kitaplarının beyanıyla bu kızın adı Safura idi. Evlenmiş, çocukları olmuş. 8, ya da 10 yılın sonunda annesini özlemiş, doğup büyüdüğü ülkesini özlemiş ve dönüş istemiş. Elbette insanın doğup büyüdüğü yerler unutmayacağı mekânlardır. Ne kadar da suç işleyerek kaçarsa kaçsın, kaçtığı ülkesi ne kadar da zalim olursa olsun, orada ne kadar da zulüm düzeni olursa olsun 10 yıllık bir ayrılık elbette insana zor gelecektir. Evet Mûsâ (a.s) anasına, babasına, kardeşlerine, eşine dostuna, ezilmiş, horlanmış mü’min kardeşlerine doğru içinde bir hareket arzusu belirmişti.