30. “Oraya gelince, kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki ağaç cihetinden: “Ey Mûsâ! Şüphesiz Ben âlemlerin Rab-bi olan Allah’ım” diye seslenildi.” Oraya, o ateşin yanına vardığı zaman, o kutlu yerdeki vadinin sağ tarafında olan bir ağaçtan bir ses Ona seslendi. Bunu şöyle anlamaya çalışıyoruz: Mûsâ (a.s) nereden gelip, nereye gidiyor? Med-yen’den gelip Mısır’a doğru gidiyor. Medyen Kızıldeniz’in doğusu olduğuna göre O Mısır’a doğru yâni batıya doğru gidiyorken kendisi yolunu şaşırıp biraz güneye doğru yönelmiş. Ve karşısında yanan bir ateş görüyor. Ateşi gördüğü dağ Tur dağıdır. Tur dağının arka planında ise Mekke var. Yâni tüm dünyanın ana şehri, ana kent ve dünyanın merkezi olan, kıble olan Kâbe’nin bulunduğu yer. Yâni Mûsâ (a.s) Tur’un karşısında ve Tur’un arka tarafında da Kâbe var, Mekke var. Tam üçü de bir hizada duruyor. İşte sağ yanında dediğimiz bu kıbleye doğru dönmüş, Tur’a doğru bakmış, yâni hâkim görüş Mekke’ye yönelmiş ve Tur dağının sağ tarafında bir ağaç. Tur dağının hemen yanı başında mukaddes Tuva vadisi var. Ve işte o vadide bereketli bir ağaçtan bir ses Mûsâ (a.s)’a diyor ki: Ey Mûsâ, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım. Mûsâ (a.s) ateşe yaklaşıp ondan bir parça alıp götürecek ama ateş öyle muhteşem ki yaklaşması mümkün değil. Ateş bir kendisine doğru yaklaşıyor, bir uzaklaşıyor. Ve bu ateş dünya ateşlerine hiç benzemiyor. Ahmed Bin Hanbel’in Kitab’uz Zühd isimli kitabında bu konuda gerçekten muhteşem bir anlatım görüyoruz. O ateşe bakıp dururken Rabbimizin bir insana lütuflarının en büyüğüne şahit oluyor. Rabbimizin kelâmına mazhar oluyor. Ve dolayısıyla bizler de şu anda bu konuşmaya şahit olma şerefine eriyoruz. Allah buyuruyor ki, ey Mûsâ Ben Allah’ım. Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım. Allahu ekber, Allahu ekber. Bu ne büyük bir şeref? Ger-çekten şu ana kadar yeryüzünde Rabbimizin konuşmasına direk şahit olan Ondan başka kimse olmamıştır. Vahiy gelmiştir Allah elçilerine ama vahiy bundan farklıdır. Vahiyde direk Allah’ın konuşmasına şahit olmak yoktur. Yeryüzünde tüm elçileri içinde bu şeref sadece Musa aleyhisselâm’a nasip olmuştur. Rabbimiz böylece elçisini en büyük lü-tuflarından birine ulaştırmıştır. Şüphesiz Rabbimiz kime neyi nasip edeceğini en iyi bilendir.