36. “Mûsâ onlara, apaçık olarak, mûcizelerimizle gelince: “Bu sadece uydurma sihirdir. Önceki atalarımızdan böy-lesini işitmemiştik” dediler.” Evet Allah’ın elçisi Mûsâ (a.s) onlara Allah’ın apaçık âyetleriyle, apaçık mûcizeleriyle gelince. Şimdi artık Allah’ın peygamberi Mısırda ve sarayda. Yeryüzünün en görkemli sarayında, yeryüzünün en güçlü, en zalim, en despot devletinin karşısında Allah âyetleriyle, Allah desteğiyle dimdik ayakta. Yeryüzünün en dengesiz savaşının bir tarafı olarak işte Firavunun sarayında yerini almış duruyor. Bir tarafta yeryüzünün en büyük gücüne sahip bir yeryüzü devleti, öbür tarafta Allah desteğinde, Allah âyetleri desteğinde iki mü’-min. Mûsâ ve kardeşi Harun. Bir tarafta yeryüzünün en süper ordularına sahip Firavun ve sistemi, diğer tarafta iki Allah elçisi. Mûsâ (a.s) ve kardeşi Harun kitabımızın pek çok yerinde anlatıldığı gibi güç kaynaklarının farkında olmanın cesareti ve kararlılığı içinde Firavun ve toplumuna göndericilerini ve gönderiliş gâyelerini anlattılar. Kendilerinin Allah elçisi olduklarını, Âlemlerin Rabbi tarafından gönderildiklerini ortaya koyarak onları Allah’a imânâ ve sadece Ona kulluğa çağırdılar. Detay başka sûrelerde anlatılır. Birinci olarak onları Allah’a imânâ, ikinci olarak ta köleleştirdikleri İsrâil oğullarını serbest bırakmaya çağırdılar. Onların bu dâvetine muhatap olunca dediler ki, bu uydurulmuş bir sihirden, bir büyüden başka bir şey değildir. Daha önceki atalarımızda böylesi bir şey duymadık, işitmedik dediler. Allah mış, âlemlerin Rabbi imiş, elçiymiş, kullukmuş, özgürlükmüş, kölelikmiş, müslüman-lıkmış, kâfirlikmiş. Nerden çıkarıyorsunuz bunları? Biz bunları bilmi-yoruz, duymadık ve asla kabul etmeyiz, size de istediğiniz bu İsrâil oğullarını asla teslim edecek değiliz. Ne size ne de kavminize özgürlük verecek değiliz dediler. Evet ne sizin getirdiğiniz bu dine teslim oluruz, ne de kölelerimizden vazgeçeriz dediler. Elbette adamlar kölelerini kaybetmek istemezler. Değilse işlerini kime gördürecekler? Kimin sırtına binecekler? Vergi diye kimin kanını emecekler? Bunun üzerine Mûsâ (a.s) bu-yurdu ki: