38. “Firavun: “Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir tanrınız olduğunu bilmiyorum. Ey Hâmân! Benim için, toprak üzerine bir ateş yak, tuğla hazırlayıp bana bir kule yap; çıkar, belki Mûsâ'nın tanrısını görürüm. Doğrusu onu yalancılardan sanıyorum” dedi.” Ey mele’, ey ileri gelenler, ey aklı erenler ben sizin için benden başka bir ilah bilmiyorum, tanımıyorum. Ben sizin benden başka sözünü dinleyeceğiniz, yasalarını uygulayacağınız bir tanrınızın olduğunu sanmıyorum. İlah olarak, size hükmedici olarak, size egemen olarak sadece ben varım. Öyleyse İlah olarak sadece beni bilecek, sadece beni kul edecek, Mûsâ’nın sözünü ettiği İlahını asla kabul etmeyeceksiniz dedikten sonra hain işi bilimsellikle, felsefeyle, kendi mantığıyla halletmek için diyor ki: Ey Hâmân, çamurun üstüne bir ateş yak ta, çamuru pişirip ondan bir şeyler oluşturup benim için bir kule yap ki ben onunla Mûsâ’nın İlahına çıkıp bir bakayım. Bir göreyim gerçekten Mûsâ’nın İlahı var mı, yok mu? Mûsâ yalan mı söylüyor, yoksa doğru mu söylüyor? Ben zannediyorum ki o yalancılardandır. Bakacağım, göreceğim. Eğer göremezsem Mûsâ’nın yalancı olduğunu daha güzel ifade etmiş olurum. Kelimenin tam anlamıyla saçmalıyordu hain Ey Hâmân, bana yüksek bir kule yap ki belki ben sebeplere, o göklerin sebeplerine, göklerin yollarına ererim de Mûsâ’nın İlahının ne olduğunu anlamış olurum. Yâni bir gözetleme kulesi yaptırarak, teknik bir teşebbüste bulunarak böylece güya Mûsâ’yı yalancı çıkarmaya çalışıyordu. Tıpkı günümüzde bilime sarılarak, bilimi putlaştırarak Allah’ı inkâr etmeye çalışanlar gibi. Evet çıktım yüksek kuleye, ama bakın Mûsâ’nın Rabbini göremedim! Eğer benim dışımda böyle bir İlah olsaydı mutlaka Onu gör-memiz lâzımdı diyecek ve Mûsâ’yı yalan çıkaracaktı. Ya da tıpkı günümüz kâfirlerinin iddia ettikleri gibi bakın bu kadar bilim ilerlemişken, bu kadar teknik imkânlara sahipken gökyüzüne çıkamadık. Bu Mûsâ nereden çıkmış gökyüzüne de onların Rabbinden bize mesaj getirdiğini iddia ediyor? demeye çalışıyordu. Yanlış bir yoldaydı Firavun. Bile bile yanlışa gidiyordu. Kesinlikle kendisi de biliyordu ki Mûsâ haklıydı. Kesinlikle biliyordu ki Allah vardı. Ve Mûsâ (a.s) karşısına dikildiği zaman Firavun her şeyinin bittiğini anlamıştı. Kesinlikle anlamıştı ki yıllar yılı Mûsâ dünyaya gelmesin diye binlerce çocuğun kanına girdiği, doğmasın diye ölümüne yasa çıkardığı çocuk oydu. İşte korkup durduğu Mûsâ karşısındaydı ve Allah’ın iradesiyle kendisiyle savaşıyordu. Ve artık Firavun bitişini, sonunu gözleriyle görüyordu. İşinin bittiğini anlamıştı ama bu savaşı geberinceye kadar devam ettirecekti. Halbuki böyle yapacağına teslim oluverseydi kendisi için çok daha hayırlı olacaktı. Ama o zaman belki öldürdüğü çocukların kanı yerde kalacaktı. Irzına geçtiği kadınların günâhı çekilmeyecekti. Onun için mi?