44. “Ey Muhammed! Mûsâ'ya hükmümüzü bildirdiğimiz zaman, sen batı yönünde, (Mûsâ'yı bekleyenler arasında) değildin, onu görenler arasında da yoktun.” Mevdûdî’nin burada bir açıklaması var. Diyor ki buradaki: ¬±z¬"²I«R²7! ¬`¬9@«D¬" den kasıt, Peygamberimiz efendimizin konumuna göre batı kısımdır demiş. Yâni Mekke’nin batısı mânâsına Tur dağı. Ama burada anlatılan pek öyle Mekke’nin batısı değil gibi. Biraz kuzeyi belki. En fazla kuzey batısı. Amma meseleyi Hz. Mûsâ merkezli düşününce, Tur dağının sağ canibinden mübârek bir ağaçtan bir ses gelmişti. Hemen hemen mekânlar üçlü sisteme oturtulursa daha bir denge olurdu ya, sanki o mantıktan hareketle veya o mantığı buradan çıkarmışlar belki. Hz. Mûsâ, Allahu Zül Celal’in tecelli buyurduğu konuşma makamı ve de Hz. Peygambere izafe edilecek mekân o da sol taraf olur. Yâni Tur'un sağı ve Tur'un solu. Mûsâ oradayken, onunla konuşuyorken, Cenâb-ı Hakla beraberken, Allah’tan vahiy alırken sen de sol tarafta değildin! demektir bu. Böyle bir mânâ olacak. Ama önceki türlü, o anda sen Tur'da değildin demek de zaten aynı mânâyı içereceğinden ikisini de kabulle-niyoruz. Sen sol canipte değildin. Biz işi Mûsâ’ya havale ettiğimiz, takdir ettiğimiz zaman. Yine orada Tur’a giden insanlar vardı. Ey Mûsâ, biz senin dediklerine, senin bize tebliğ ettiklerine inanmıyoruz demişlerdi de Bakarada anlatıldığına göre yetmiş şahit seçilmişti. Senin bu dediklerini biz de duyalım, biz de görelim de öyle inanalım! demişlerdi. Mevdûdî Allah rahmet etsin onunla ilgi kurmuş. Fakat âyet-i kerîmenin zâhirî biraz şöyle gibi: Peygamberim, sen orada şahit değildin. Yâni ne orada bulunuyordun, ne şehadet etmiştin, ne muttali olmuştun demek mânâsına gelecek. Her halde zorlamadan böyle demek daha münâsip olacaktır, tabi Allahu âlem diyoruz. Sen o dönemde yaşamadın demek olacaktır mânâ. Bunlar Hz. Meryem’in kime verileceği? Vekilinin kim olacağı konusunda Zekeriya (a.s)'la diğer insanların kâlem atmaları konusunda da zikredilmişti. Yâni Cenâb-ı Hak Hz. Peygamberin o dönemde yaşamadığını anlatmaktadır. Bir de O Tur’un bir yerinde değildi ki sen orda olsaydın! gibi bir anlam da denilmektedir diyoruz. Rasulullah efendimizden üç bin yıl kadar önce gerçekleşen bir hadiseden Allah’ın Resûlü sanki onu gözleriyle görmüş gibi söz edince buna sakın itiraz etmeyin ey insanlar! demek mânâsına gelecektir. Tabii Kur’an’ın genel mantığı zaten bunu gerektiriyor. Çünkü bakıyoruz Rasûlullah’tan üç bin yıl önceden değil, binlerce yıl öncesinden de söz ediyor Kur’an. O zaman hiç mi hiç iz yoktu, olmadığını zaten herkes bilirdi. Yine bakıyoruz Hz. Peygamberden binlerce yıl sonra gelecek hadiselerden de söz ediyor Kur’an. Peki bu ne anlatır peki bize? Bu tür bir yorum bize ne kazandırır? Yâni biz bu âyeti nerede ve nasıl kullanacağız? Arkadaşlar, insanlar ve toplumlar, olaylar ve bu olayların birbirleriyle münâsebetleri hakkında kuralları kendi kafamızdan değil, vahiyden bilirsek, vahiy kaynaklı bilirsek işte karşımızdakini ona dâvet edeceğiz demektir. Meselâ senin o kadınla münâsebetin, senin o müdürle münâsebetin, senin o müşteriyle münâsebetin, o komşuyla ilişkin, şöyle ya da böyle olsun dediğimiz kural eğer vahiy kaynaklı olursa isabetli olacaktır. Ya sen ömründe hiç bakkallık yapmadın arkadaş! Sen ömründe hiç öğretmenlik yapmadın! Sen ömründe hiç baba olmadın! Sen ne bileceksin bu konuyu? diyenlere, evet ben yapmadım ama, ben zaten bunu kendimden demiyorum ki, ben bunu kendi kafamdan bilmiyo-rum, bütün konuları en bilen Allah’ım senin bu konuda şöyle davranmanı istiyor, ondan dolayı ben bunu sana söylüyorum dersek o zaman doğru olacaktır. İşte bu âyet-i kerîme bize bu konuda böyle bir yol gösteriyor. Neyzen Tevfikin önüne bir roman sunmuşlar. Bak bakalım nasıl bir şey? demişler. Adam şöyle bir bakmış, hoşuna gitmemiş ve başlamış tenkid etmeye. Demişler ulan sen ömründe hiç roman yaz-dın mı ki tenkit ediyorsun? Evet ben hiç yumurta yumurtlamadım, a-ma yumurtanın bayat mı taze mi olduğunu bilirim. O sarhoşça öyle demiş, biz de müslümanca diyelim ki Allah’ın hayat hakkındaki prensiplerini öğrenelim, Allah’ın kurallarından haberdar olalım, Allah’ın ya-salarını tanıyalım ve karşımızda ki insanın hayatına bu anlamda müdahale edelim. Senin bu yaptığın doğrudur, yanlıştır diyelim. Derse ki o sen anlamazsın arkadaş! İşte sen Kur’an’ı bilirsin tamam, sünneti bilirsin tamam. Bunun dışındakileri ne bileceksin? Bildiğin şeyler üzerinde konuş! Bilmediğin şeylere burnunu sokma! Ben de, biz de diye-ceğiz ki o zaman arkadaş, işte ben de Kur’an bildiğim için müdahale ediyorum, vahyi tanıdığım için konuşuyorum diyeceğiz O zaman bunu demeye hakkımız olacaktır inşallah.