Kasas Suresine Dön

Kasasالقصص

46. Ayet

46Kasas Suresi

وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الطُّورِ اِذْ نَادَيْنَا وَلٰكِنْ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

Biz (Mûsâ’ya) seslendiğimizde Tûr’un yanında da değildin. Fakat Rabbinin rahmeti olarak (bunları sana vahyediyoruz ki) senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş olan topluluğu uyarasın. Umulur ki öğüt alırlar.

Dipnot

Bu ayet, Allah Resûlü’nden (sav) önce Mekkelilere bir uyarıcı gelmediğini belirtmiştir. (bk. 36/Yâsîn, 6) Şirk konusunda uyarılmamış olmalarına rağmen Allah (cc) onlara müşrik demiş (98/Beyyine, 1), Allah Resûlü (sav) ölmüş olanlarının ateşte olduğunu bildirmiştir. Çünkü tevhid ve şirk konusunda Allah’ın (cc) kulları üzerinde, her biri müstakil hüccet olan beş ayrı delili vardır.

a. Allah (cc) kullarından söz almış ve Kıyamet Günü “bilmiyordum” ya da “taklit ettim” denmesinin önünü kesmiştir. (bk. 7/A’râf, 172-173)

b. İnsanları tevhid fıtratı üzere yaratmıştır. (bk. 30/Rûm, 30)

c. Resûller yollamıştır. (bk. 4/Nisâ, 165)

d. Kitap indirmiştir. (bk. 6/En’âm, 19; 11/Hûd, 1-2)

e. O’nun var ve bir olduğuna dair sayısız delili kâinata yerleştirmiştir. (bk. 2/Bakara, 163-164; 6/En’âm, 94-102; 27/Neml, 59-65)

Tüm bu delillerin varlığı ve açıklığına rağmen, Allah (cc), resûl göndermeden bir kavmi topluca helak etmez. Bir sonraki ayet bu gerçeği anlatmaktadır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

46. “Sen, Mûsâ'ya hitap ettiğimiz zaman Tur'un yanında da değildin. Senden önce kendilerine uyarıcı gelmeyen bir milleti uyarman için, Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin; belki düşünürler.” Sen Tur'un yanında da değildin biz ona nida ederken, fakat bizden bir rahmet olarak gönderilen bu kitap ile sen, kendilerine nezir gelmemiş, uyarıcı gelmemiş olan bu kavmi uyarasın diye biz seni gönderdik, belki böylece tezekkür ederler. Kuranı Kerîmin özü ve özeti niteliğindeki Yâsîn’i Şerifte de Kur’an’ın gönderiliş sebebi böyle beyan edilmektedir: “Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kur’an'dır.” (Yâsîn 5,6) Bu Kur’an Azîz ve Rahîm olan Allah’ın indirmesi olarak ten-zîlen, peyderpey indirilmiştir. Yerine ve zamanına göre, ihtiyaca göre indirmiştir Allah onu. Evet bu kitabın indirilişi Azîz ve Hâkim olan Allah’tandır. Bu Kur’an Allah’tandır. Bu kitabı indiren Allah’tır. Kitabın indirilişi konusunda peygamberin bile bir yetkisi yoktur. Allah’tan başka hiç kimsenin böyle Azîz ve Hâkim bir kitabı peygambere indirmeye güç yetirmesi mümkün değildir. Bu kitabı peygamberine indiren, bu kitapla peygamberini, onun şahsında da bizleri şereflendiren, bilgilendiren, bu kitapla kendi bilgisinden bize aktarımda bulunan Allah’tır. Evet bu kitabın gönderiliş fonksiyonu olarak da şu söylenir: Bir kavmi uyarmak için gelmiştir ki bu kitap, o kavmi daha evvel uyaranlar olmadığı için, peygamber uyaracaktır bir. Bir de o kavim daha önce uyarıya kapalı kalmış da peygambere yeniden bir görev daha verilmiştir. İşte Kur’an’ın fonksiyonu budur. Gerek Yâsîn sûresiyle ilgili, gerekse bu sûreyle ilgili tefsirlerde, İsmail (a.s) dan sonra Mekke ve civarına peygamber gönderilmediği bilgilerini görüyoruz. Ve ondan dolayı deniliyor ki: ²v­;Î:³@«"@«š «‡¬H²9Î! ³_«8 dan kasıt babalarına peygamber gelmeyen insanlar demektir. E! O zaman sanki bu Kur’an hassaten Mekkelilere gelmiş gibi olacaktır. Halbuki bakıyoruz Kur’an hiç de öyle gelmemiştir. Yâni Yâsîn sûresi geldiğinde kendilerini muhatap olarak gördüğümüz Kureyş’ten başka Medine’ye gidilince orada Yahudi ve Hıristiyanlar vardı ki bunlara daha evvel peygamber gelmişti biliyoruz. Öyle olunca beni şöyle bir anlam zorladı: Kendisine uyarı gittiği halde, kendisi bu uyarıyla beraber olmayan, bu uyarıya kulak vermeyen, insanlar bu Kuranla tekrar bir daha uyarılacaklar. Ebu Cehile uyarı gitti, Ebu cehil uyarıldı aslında, tekrar uyarıldı, bir daha uyarıldı, bütün bu uyarılara rağmen yine de uyanmadı adam. Öyleyse bunu şöyle anlıyoruz: Babası uyarılmadığı halde oğlunu ihmal etmeyin ha! Babası madem ki uyarılmamış bu sefer oğlunu uyarın demektir bunun mânâsı. Uyarmaktan kastımız budur zaten. Meselâ şu grubun bir lideri olsa, hepimiz burada yatsak. Grup liderini sabah namaza uyandırmaya çalışsak, uğraşsak, didinsek, tek-rar etsek, üzerine su döksek, ama bir türlü onu uyandıramasak, ötekileri boş ver demeyeceğiz yâni. Yahu bunların reislerini uyandıramadık ki öbürlerini uyandıralım demeyeceğiz. Reisleri, ataları, babaları uyarıya müspet cevap vermeseler de, adam olmasalar da evlâtlarını uyarmaya devam edeceğiz. Babaları adam olmuyorlar diye oğullarını silmeye kalkmayacağız. Böyle bir anlam çıkıyor bize. O zaman babaları uyarılmadığı halde çocukları gafil durumdaysalar, onları da uyarasınız diye biz bu kitabı indirdik diyor Allah. Babaları uyarılmadı, babaları anlamak, dinlemek istemedi diye çocuk-larını ihmal etmeyeceğiz. Hoca çocukları galiba bu sınıfa giriyor. Yâni adam Kur’an okumuştur, hafız olmuştur ama hâlâ kendi sevdasında yaşıyorsa, hâlâ imamlığının yanında yeni ek mesleklerden zevk al-manın peşindeyse, yâni Kur’an pazarlayıcılığından ziyâde başka şey-lerin pazarlayıcılığının peşine takılmışsa, yok ya bunun babası ne ki kendisi ne olacak? demeyeceğiz oğlunu da uyarmaya çalışacağız an-ladığım kadarıyla âyet bize bunu anlatıyor. Yâni:v­;Î:³@«"@«š «‡¬H²9Î! _«8 ile onların babaları kastediliyor, «–Y­V¬4@«3 ²v­Z«4 ile anlatılanlar da onların çocukları oluyor. Yâni gafil olanlar çocuklardır. Arapça olarak bu mânânın uygunluğunu söylüyor tefsirler ama mânâya gelince de onlara peygamber gelmedi şeklinde tefsir etmeye çalışıyorlar. Yâni bu adamlar aslında Hz. İsmail’den bu yana peygamber sesi duymadıklarından değil, uyarıya kulak vermediklerinden Allah’ın dediklerini duymadılar. Çünkü Hz. Mûsâ'yı tanıyordular, Îsâ'yı biliyordular ama onları dinlemek istemiyordular. Ondan dolayı öteki mânâya biraz daha ağırlık verdim. Yâni adamın duyması bir şey ifade etmez, dinlemişse uyarılacaktır. Çünkü uyarılmak demek sadece ona mesajın gitmesi demek değildir. Ben Kur’an’la uyarılmışsam Onun muhtevasını hayatıma aktarıyorum demektir. Sadece Onu duydum demek değildir. Çünkü öteki türlü uyarıya karşı duydukları halde nötr kalmış insanlar da olacaktır yâni.