49. “De ki eğer doğru sözlü iseniz, Allah katından, bu ikisinden daha doğru bir Kitab getirin de ona uyayım. “ Benzer bir soru da Enbiyâ sûresinde varit olmuştu: “Peygamberim! Eğer bilmiyorsanız kitaplılara sorun.” (Enbiyâ 7) Eğer bilmiyorlarsa sorsunlar ehl-i kitaba? Sorsunlar Yahudi ve Hıristiyanlara? Sorsunlar akıl hocalarına? Sorun bakalım sizi kışkırtan, size peygambere karşı mücâdele yöntemleri ulaştırmaya çalışan şu kitap ehline sorsanıza. Aslında bu tür âyetler aslında sakın ha! Ya-nılmayın! Yapmayın! demektir. Türkçeleştirelim: Deki ey peygamber, sen onlara şöyle bir durum arz et. Yâni eğer kafaları çalışıyorsa artık sıfırı tüketmeleri lâzım. Eğer şu benim size sunduğum kitap Allah-tandır demiyorsanız. Hani keşke Mûsâ’ya gelen gibi bize de gelseydi diyorlardı ya. Eğer şu getirdiğim son kitabın Allah’tan olduğunu kabul etmiyorsanız, haydin bu Allah’tandır diye siz bir kitap getirin! Bu hattâ Tevrat, İncil dışında bir kitap olacağı gibi, bizzat Tevrat ve İncil de ola-bilir. Haydin siz bir kitap getirin ki benimkinden daha hoş yol gösterici olsun. Daha iyi yol göstersin, beni buna muhtaç bırakmasın, beni Kur’an denilen bu âyetlerden müstağnî kılsın ve sonunda ben de: Ona ittiba edeyim. Onun peşinde gideyim. Eğer siz iddianızda ciddiyseniz, iddianızı amele dönüştürebilecekseniz. Sadık olmak demek, inancı, iddiayı eyleme dönüştürmek denektir. Çünkü bir konuda iman etmek onunla amel etmekten ayrıdır. Ama sadık olmak, sıddîk olmak, imanı amele dönüştürmek demektir. Cebimizdeki paranın Allah’a ait olduğunu kabul etmek imandır, ama bunu Allah’ın dediği yere sarf etmek sadakadır, tasdiktir yâni. Onun için burada da böyle bir mânâ seziyoruz. Yâni eğer siz dediğinizde ciddi olarak onu eyleme dökebilecekseniz haydi ispat getirin bakalım demektir. Yâni böyle bir şeyi yapabilecek değilsiniz demektir bunun mânâsı. Onun içindir ki: Âyetinin anlamı da gidin bilenlere sorun demek değildir. Âyetin ma kabline, ma ba’dine bakın böyle bir mânâ olmadığını anlayacaksınız. Yâni Kur’an boyutunda ey peygamber veya ey peygamber yanındakiler, eğer sizler bunun, bu kitabın Allah’tan olduğu konusunda şüp-hede iseniz, o zaman bu kitap konusunda zikir erbabına, fikir erbabına, Tevrat ve İncil erbabına gidin bir sorun bakalım! deniyor. Yâni bir şüpheniz varsa, değilse sormalarını filan istemiyor Allah. Sormak yasaktır bu mânâda ehli zikre. Ehl-i kitaba sormak yasaktır. Çünkü bizim onlara sorabileceğimiz, onlardan öğrenebileceğimiz hiçbir şeyimiz yoktur. Yâni sanki bu Kur’an’ın sağlamasını Tevrat ve İncil’le yapmak olur, bu kitabın sağlamasını sapıklarla yapmak olur ki bu bâtıldır. Hz. peygamber de asla onlara uymayacaktı. İncil ya da başka bir kitap da gelse asla bundan daha efdâli, bundan daha üstünü olmayacaktı. Ama bugün maalesef Kur’an’dan daha üstün yol göstericiliğine inanılan, teoride veya pratikte nice kitaplar ortada ki insanlar onlara ittiba etmekteler. Kur’an’da biliyorsunuz Kur’an’ın bir benzerinin getirilmesi konusunda iddialar var. Eğer gücünüz yetiyorsa haydin bunun bir mislini, yahut bir sûresini meydana getirin! gibi. Bu âyetler karşısında bü-tün insanlık susmuş. Ama Müseyleme gibi daha bir geri zekalı aptalların denemeler yaptıkları olmuş. Kur’an’ın lafzına benzer, nazire yapmaya çalışanlar olmuş ama bunu becerememişler, gülünç durumlara düşmüşler diye yılar yılı bize anlatıldı. Oysa Kur’an hem lafız olarak Kur’an’dır, hem de muhteva olarak Kur’an’dır. Kur’an’ın lafzına benzer lafız yapmak ne kadar aptallık, ne kadar körlük ise Kur’an’ın muhtevasına benzer muhteva yapmak da aynısı olacaktır. Kur’an’ın eğitim düzeni hakkında, Kur’an’ın aile düzenlemesi hakkında, Kur’an’ın siyasal yapılanma hakkında, Kur’an’ın bireysel ve toplumsal hayat hakkında, miras hakkında, kılık kıyafet hakkında neler ortaya koymuşsa, onların benzerini yapmaya çalışmak da aynı neticeyi ortaya koyacakken maalesef müs-lümanlar Kur’an’dan daha efdâl zannettiklerinden mi, yoksa Kur’an’-dan gafil olduklarından mı veya şeytan onlara amellerini süslü gösterdiğinden mi o yeni üretilen süreli sistemlere, ideolojilere uyarlar da Kur’an’ın o konuda dediğini hâşâ bilmezler. Çok pratik bir örnek vereyim: Kur’an diyor ki ben miras sistemi ortaya koyuyorum, başkaları diyorlar ki ey Allah sen yaparsan biz de yaparız, işte bizimki de bir düzen! Ve bu bayağı bayağı da müslüman-ların arasında uygulama alanı buluyor yâni. Diğerlerini biliyoruz. Yâni ben hukukunuzun şöyle olmasını, ben ticaretinizin böyle olmasını, ben kılık kıyafetinizin böyle olmasını, istiyorum diyor Allah. Başkaları da diyor ki biz de bunların şöyle olmasını istiyoruz diyorlar ve onlarınki de elbette revaç buluyor veya uygulama alanı buluyor Allah korusun..