Kasas Suresine Dön

Kasasالقصص

50. Ayet

50Kasas Suresi

فَاِنْ لَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكَ فَاعْلَمْ اَنَّمَا يَتَّبِعُونَ اَهْوَٓاءَهُمْۜ وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوٰيهُ بِغَيْرِ هُدًى مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ

Şayet sana cevap vermezlerse bil ki onlar yalnızca hevalarına/arzularına uyuyorlar. Allah’tan bir hidayet/dayanak olmaksızın, kendi hevasına uyandan daha sapkın kim olabilir? Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğuna hidayet etmez.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

50. “Eğer, ey Muhammed! Sana cevap veremezlerse, onların sadece heveslerine uyduklarını bil. Allah'tan bir yol gösterici olmadan hevesine uyandan daha sapık kim vardır? Allah zalim milleti şüphesiz ki doğru yola eriştirmez.” Eğer senin bu soruna icabet edemezler, cevap veremezlerse bil ki, amel etmek üzere bil ki, din olarak bil ki. Arkadaşlar Arapça’da bilginin iki karşılığı vardır. Zan ve ilim. Zan hakikatle mutabakatı olmayan bilgidir. Yâni hayatta uygulama alanı olmayan bilgidir. Meselâ ey anneler, anne sütüyle çocuklarınızı zehirlemeyin! diyorlar. Çünkü anne sütü kesinlikle çocuklar için zararlıdır diyorlar. Bu bilgi zandır. Neden böyle diyorlar? Ürettikleri çocuk mamalarını tüketebilmek, para elde edebilmek için birilerinin uydurduğu zanlardır bunlar. Bunun gibi hayatta insanların kandırıldığı pek çok zanna dayanan bilgiler vardır. Bir de hayata mutabık bilgiler vardır ki, onlara da din diyoruz. İşte böylece din olarak amel etmek üzere bil ki: Gibi âyetler, bunu ilim olarak bilin. Yâni hayatınıza bunları mutabık kılmak üzere bilin. Amel etmek üzere, uygulamak üzere bilin ki demektir. Onlar bu iddialarında, senden Tevrat gibi, İncil gibi kitap isteme iddialarında, sen bunu kimden öğrendin? deme iddialarında veya kendileri Kur’an’a nazîre yazma iddialarında hep kendi havalarına uyuyorlar. Kendi hevâlarına ittiba ediyorlar. Kendi havaları peşi sıra gidiyorlar, havalanıyorlar. Kendi dünyalarında böyle bir hava kazanıyorlardı. Yâni kendi aralarında büyüklük taslıyorlar, birisi içlerinden daha büyük kabul ediliyor ve o da kendi kendine havalanıp, onun gururu ötekilere cin oluşturuyor. Sen de bizden oldun, sen de büyüdün, sen de doçent oldun, sen de doktor olmalısın, sen de amirsin, sen de müdürsün, sen de bakansın, sen de dekan oldun gibi kendi kendilerine havalar kazanıyorlar. Peki Allah’tan bir hidâyet, Allah’tan bir yol gösteri olmaksızın kendi hevâsına ittiba edenden daha sapık kim olacak? Var mı bundan daha sapık birisi? Kendi hevâsını, havasını, heveslerini putlaştırıp tanrı edinen ve hevâsı istikâmetinde bir hayat yaşayan kimseden daha zalim olabilir mi? Allah’ı unutmuş, Allah’tan gelen basiretlerle ilgi kurmamış, Allah’ın kitabından ve peygamberin sünnetinden habersiz olduğu için, Allah’ın kendisi adına belirlediği kulluk programına teslim olmak yerine kendi bilgisine, kendi hevâ ve heveslerine teslim olmuş, ya da başkalarının hevâlarına teslim olmuş, başkaları için yaşamayı, tâğutlar için yaşamayı, moda için, çevre için, âdetler için yaşamayı, başkalarına kulluk etmeyi alışkanlık edinmiş kişiden daha zalim kim olabilir? Bunlar artık sapmaya lâyık insanlardır. Allah’ı bırakmış, Allah’tan gelen basîretleri bırakmış, ben bana yeterim, ben benim hayatımı düzenlemesini bilirim, evimi ben de düzenleyebilirim, nereden kazanıp nerede harcamam gerektiğini ben de bilirim, çocuklarımı nasıl eğiteceğimi, ne yiyeceğimi, nasıl giyineceğimi ben de bilirim. Benim aklım var, benim fikrim var, benim Allah’a da, onun kitabına da onun hayat programına da ihtiyacım yoktur demiş ve kendi hayatına kendisi program yapmaya kalkışmıştır. Bu tür insanlar arzularını, heveslerini putlaştırmış insanlardır. Canları ne isterse onu yapmaktan çekinmezler. Zevkleri nefisleri neyi hoş görürse onu yaparlar. Hiç bir kayd altına girmek istemezler. Ne Allah ne peygamber, ne kitap, ne din, ne haram, ne helâl tanımazlar. aslında bir tek Allah’a kulluktan, bir tek Allah’ın yasalarına tabi olmaktan kaçarlar, ama pek çok ilahlara kulluk ederler. Bir tek Allah’a kulluktan kaçacağız derken pek çok ilaha tapınırlar. Bir tek Allah’tan kaçacağız derken pek çok ilahın kucağına düşerler. Nefislerinin, arzularının, tutkularının, şeytanların, tâğutların kucağına düşerler. Şimdi, böyle bir kayıt bize şunu anlatıyordu: Allah’ın Resûlü öyle diyordu ya: “Sizden hiç biriniz hevâsı, gönlü, arzusu benim tebliğ ettiğim şeylere tabi olmadıkça mü'min olmuş olamazsınız." Kendi hevânız, havanız, hevesiniz, arzunuz, emeliniz, hedefiniz benim getirdiğime uymadıkça siz mü'min olmaz, iman etmiş sayılmazsınız diyordu peygamberimiz efendimiz. Buna göre diyoruz ki insanların yeme zevkleri, ikram zevkleri, giyme zevkleri, içme zevkleri, evlilikteki zevkleri, hayata bakıştaki zevkleri vahye uymadıkça mü'-min olamayacaktılar. Öyleyse biz de ondan zevk alır hale geleceğiz, başka çaremiz yoktur. Sahâbede bunu çok açık görüyoruz. Meselâ kadının biri, yakınlarından birisi vefat ediyor, herhalde çocuğu vefat ediyor. Süsleniyor, püsleniyor, güzel kokuları da sürünüyor, Hz. Aişe anamızın da bulunduğu bir kadınlar topluluğunun ya-nına geliyor. Hayrola! diyorlar yahu senin ne ihtiyacın var buna? Daha iki üç gün oldu, işte filanın öldü senin! Böyle süslenmeye nerden ihtiyaç hissettin? Vallahi benim buna hiç bir ihtiyacım yoktur, ama benim peygamberim kocasından başkası için kadınlar üç günden fazla yas tutmasın buyurdular. Hevesimi Rasûlullah’ın buyruğuna uydurduğumu, yas tutmadığımı, yâni yası bitirdiğimi beyan etmek için böyle yaptım diyordu. Sırf onun için, başka bir dertleri yoktu sahâbenin. Yâni öyle ittiba ediyorlardı ki peygambere, bütün zevklerini ona uydurmaya çalışıyorlardı. Biz de zevklerimizi, arzularımızı, heveslerimizi, evlerimi-zi, döşemelerimizi Ona uydurursak o zaman Allah’tan gelen dine uymuş olacağız demektir. Değilse kendi zevklerimize, kendi hevâmıza, havamıza uyarsak Allah korusun bu sapıklık olur. Ve Allah: Bu tür zalimlere, böyle yaşayanlara da Allah elbette hidâyet etmeyecektir. Yâni buradaki zalimin anlamı ne? Allah’ın hidâyetine teslim olmayan hevâsına uyan kişi demektir ki işte Allah bunlara yol göstermeyecektir. Elbette Allah’ın kitabına, Resûlünün sünnetine ihtiyaç duymayarak kendi kendisini tanrılaştıran kimseye Allah yol göstermeyecektir. Çünkü zaten kitabını ve peygamberini göndermekle kullarına yolunu, hidâyetini göstermiştir Allah. Kitapla ve peygamberle ilgilenmeyen insanlar elbette bu hidâyeti bulamayacaklar demektir. Öyle değil mi? Arkadaşlar, şurasını hiçbir zaman unutmayalım ki kitabın ve peygamberin olmadığı yerde mutlaka hevâ ve hevesler geçerlidir. Kitap ve peygamber uygulamalarının bilinmediği hususlarda insanların hevâ ve hevesleri gündemdedir. Yâni insanlar eğer amel edecek kadar, hayatlarını düzenleyecek kadar kitap ve peygamberle tanışmamışlarsa, kitap ve sünnetten haberdar değillerse başka çaresi yok hayatlarını mutlaka başka şeylerle doldurmak zorunda kalacaklardır. Öyleyse bizler de eğer hevâ ve heveslerimize uyarak sapmak, sapıtmak, zalimlerden olmak istemiyorsak, kitabı ve peygamberi yakından tanımak, vahiyle tanışmak zorundayız. Yaptığımız her işte, verdiğimiz her kararda, attığımız her adımda vahye dayanmak, vahye sarılmak zorundayız. Kitabı ve Rasûlullah’ın sünnetini tanıyıp ona sarılmak zorundayız. işte o zaman bizler Rasulullah efendimizin bu hadislerinde anlattığı müslümanlardan olma imkânı elde etmiş olacağız inşallah. Allah yardımcımız olsun.