52. “Kendilerinden daha önceden Kitab verdiklerimiz buna da inanırlar.” Âyeti beraber mi olacak? Yoksa bundan ayrı mı düşünülecek? Sanki bu ayından dolayı ayrı düşünülecek gibi oluyor. Birileri, kim o birileri? İşte kendilerine söz nakledilenler, kendilerine söz ulaştırılanlar. Kendilerine Kur’an duyurulanlar, Allah’ın âyetlerinden, Allah’ın emirlerinden haberdar edilenler var ya. Onlara biz kitap verdik. Kitaptan haberdar kılık biz onları. Bundan daha önce de biz onlara kitap vermiştik ki: İslâm âlemi için Hıristiyanlar ve Yahudiler bu kitabın muhtevası yönünden canlı örnektir, bunu biliyoruz. Ama sanki anadan, babadan, kavimden, gardaştan, tercümanın meâlinden veya meydan gazetesinin bilmem hangi dinsel içerikli kitabından dolayı kitaptan, Kur’-an’dan haberdar olmuş ve öncelikli ben mü'minim demiş insanlar var ya, sanki burada anlatılan özellikler bu tür insanları ilgilendiriyor. İmam, hoca bilinenlerden tutun da, İmam Hatipte okuyanlara, müezzinlere, müftülere, vaizlere, kadar... Yâni kendilerine kitap verilenler, İncil ve Tevrat verilenler an-lamınaysa da, bu mânâya gibiyse de aynı zamanda kendilerine Kur’-an verilenler mânâsına da gelecektir, şu açıdan: Bir kere adamın ben iman ettim deyivermesi yetmeyecektir. Ben de Kur’an ehliyim, ben de ehl-i kitabım, benim de bir kitabım var, ben de kitapsız değilim deyivermesi onun müslümanlığı için yetmeyecektir. Hani Bakara sûresinin 62. âyeti bunu çok hoş anlatıyordu: "İman edenler." İman iddiasında bulunanlar. İnandığını iddia edenler, ben de mü'minim diyenler, inandım diyenler. "Mûsâ dinini kabul eden Yahudiler." Ve Yahudilik iddiasında bulunanlar. Biz Yahudi’yiz diyenler. Yol budur diyerek Yahudilik iddiasında bulunanlar. Peygamberleri Hz. Mûsâ’dan yıllar sonra kendilerini bu isme izafe edenler. Müslüman isminden vazgeçip kendilerine Yahudi ismini lâyık görenler. Bu ismi onlara Allah vermediği için, kendileri verdiği için bunları söyledim yâni. "Bir de Nasraniler." Ve Hıristiyanlar. Hz. Îsâ’nın yolunda olduklarını, peygamberin ve Allah dininin yardımcıları olduklarını iddia eden Hıristiyanlar. "Bir de Sabiîn olanlar." Ve bu saydığım dinlerin hiçbirisine inanmayan, hiçbir semavi dine mensup olmayan, aya, güneşe, yıldızlara ve değişik varlıklara tapınanlar, putperestler, din tanımazlar, ateistler. "Şimdi bunlardan her kim Allah’a ve âhiret gününe iman eder ve sâlih amel işlerse bunların ecirleri Rableri yanındadır. Onlara korku da yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır." Evet işte bu sayılan dört grup insandan kim ki iman eder ve inancını da amele dönüştürürse, yâni sâlih amel işlerse, işte o zaman o cennete girecektir. Yâni adam böyle kendi kendine ben müslüma-nım dedi, müslümanlıkla ilgi kurdu, tamam bitti değil. Gerçek mânâda Allah’ın istediği gibi iman eder ve bu imanını da sâlih amellerle ortaya korsa o zaman kurtulacaktır. Çünkü bu adamlara kitabımızın pek çok yerinde, biri de Nisa sûresinde şöyle de denmektedir: "Ey iman edenler iman edin!" (Nisâ: 136) Evet, ey iman edenler iman edin. Dikkat ederseniz başta ey iman edenler dendi, sonra da iman edin deniyor. Anladığımız o ki ey iman iddiasında bulunanlar, ey kendilerinin mü’min olduklarını zannedenler, haydi Allah’ın istediği gibi iman edin. Evet arkadaşlar dikkat ederseniz burada dört grup insana sesleniliyor. Bunlar şunlardır: 1: Müslüman olduklarını iddia ettikleri halde Allah’ın istediği gibi inanmayanlar. Müslüman olduklarını iddia ettikleri halde tıpkı Yahudiler gibi sapıp sapıtanlar. Müslüman olduklarını, Allah’ın dinine, Allah’ın kitabına iman ettiklerini iddia ettikleri halde tıpkı Yahudiler gibi kitaplarıyla, peygamberleriyle ilgilerini kesip dünyacı ve maddeci kesilenler. Yahudi’ce sapanlar. Veya müslüman olduklarını iddia ettikleri halde Hıristiyanlar gibi ruhçu kesilerek sapıp gidenler. Evet müslüman olduklarını söyleyip durdukları halde Yahudi’ce dünyaya, maddeye tapınanlar veya Hıristiyanca dünyayı reddedip, dünyaya küsüp, dünyadan el etek çekip ruhbanca bir hayata meyledenler. Yâni kitaplarıyla ilgisiz yaşayan müslümanlar. 2: Allah’ın dininden çıkan, müslümanlıktan uzaklaşan, kitaplarını bozan, kitaplarının bozukluğunun farkında olmayan Hıristiyanlar. 3: Yine Allah’ın dininden kopan, müslümanlığı beğenmeyip kendilerine Yahudi ismini lâyık gören kitaplarını tahrif eden, peygamberlerinin defterini düren Yahudiler. 4: Bir de hiçbir dine inanmayan ateistler, Sabiîler. İşte bunlardan her kim ki Allah’ın istediği gibi iman eder ve bu imanlarını hayatlarında görüntülemek üzere sâlih amellere koşarsa o kurtulacaktır diyor Rabbimiz. Arkadaşlar, bu kadar sözü neye ettim? Şunun için: İşte ben müslümanım deyip de, ben Allah’ın bana gönderdiği kitabını tanıyo-rum ve onunla amel ediyorum, onunla yatıp kalkıyorum diyenler, ama bunu sadece iddia planında bırakan müslümanlar da böyle Yahudi’ce veya Hıristiyanca bir imanla iman etmelerinden dolayı sanki bu insanlar da bu mânâda ehl-i kitaptırlar. Yâni soralım adama kitaplı mısın? Evet diyor. Kitapsız desen kızıyor, ama ne var kitabında gardaş? deseniz, hattâ Hıristiyan’ınki kadar kitabını tanımıyorsa ne demek lâzım bu adama? İşte bu insanlardan söz edilecek şimdi. Bunlar: Daha önce, bu kitapla tanışmadan önce, yâni Allah’ın gerçek arzularını duymadan, bilmeden önce de: Ona inanıyorlardı. Mü’mindiler. Onun mü'miniydiler. Ben tekfirci gruptan değilim o yüzden bu insanları kâfir kabul etmiyorum. Yâni gariban müslüman, ve de müslümanlığının İslâm’la ilgisi de yok. Pek çoğu öyledir aslında, nice uyduruk şeyler var dininde. Ama adam saf ve samimi kendisine din diye yutturulana inanmış kanmış ne yapsın? Ama mâzeretsiz değil, suçsuzda değil, ama adamı kâfir etmenin de mânâsı yok. Ne zaman kâfir diyelim ona ? Gerçek dini ulaştıralım, di-nini Allah ve Resûlünden alması gerektiğini öğretelim ona, ondan sonra da buna rağmen yok, benim öyle şeyle ilgim alâkam yok, ben anlamam filan diyorsa o zaman adam kâfir olacaksa olsun. Demek ki onlar inandığını iddia ediyordular,