5,6. “Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak onları önderler kılmak, onları varis yapmak, memlekete yerleştirmek; Firavun, Hâmân ve her ikisinin askerlerine, çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyorduk.” Evet Firavunun, Firavun sisteminin zulüm çarkları altında ezilen, sömürülen, köleleştirilen, mus’taz’aflar haline getirilen, ırzları, namusları yok edilen, şahsiyetleri silinen kullarının savunulmalarını, bu zulümden kurtarılmalarını bizzat Rabbimiz kendi üzerine alıyor. Bakın buyuruyor ki Rabbimiz. Biz istedik ki o mus’taz’aflara, o zayıflatılmış kullarımıza sahip çıkalım, onlara yardım edelim, desteğimizle onlara Firavunlar karşısında lütuflarda bulunalım, onları yeryüzünün egemenleri, yeryüzünün imamları, önderleri kılalım. Yardımımız ve desteğimizle onları tekrar hürriyetlerine kavuşturalım, iktidara getirelim, onlara imkân ve fırsat verelim ki onlar yeryüzünde Firavunların zulümlerini bitirip Benim istediğim hayatı yaşamada ve yaşatmada önderler olsunlar. Bulundukları coğrafyada Firavunların zulüm yasalarını değiştirip Benim kulluk yasalarımı egemen kılsınlar. Benim arzularımı yerine getirmede, Bana kulluk konusunda önderler, örnekler olsunlar, imamlar olsunlar, herkese kulluğun nasıl olacağını göstersinler. Evet Biz istedik ki o mustaz’afların kaderini değiştirelim. Ayaktakileri baş yapalım, baştakileri zelil edelim. İktidarı bize düşman olan zalimlerin elinden alalım da mus’taz’aflara verelim. Onlara yeryüzünde güç, kuvvet, saltanat verelim ki âdil bir yönetimin, müslümanca bir hayatın nasıl olacağını göstersinler. Zalimlere karşı onları destekleyelim ki zalim Firavunun, Hâmân’ın ve ordularının Benim desteğimdeki müslümanlardan nasıl korkup sakındıklarını gösterelim. Yıllardır bu mus’taz’aflar bir gün güçlenip de bize kafa tutacak hale gelmesinler diye tedbir üstüne tedbirler alan o alçaklara korktuklarının nasıl başlarına geldiğini onlara bir gösterelim. Firavunun korkulu rüyasıydı bu mus’taz’aflar. Tüm yeryüzü zalimlerinin korkulu rüyasıdır mus’taz’aflar. Çünkü tüm zalimler zulümlerinin farkındadırlar. Zulmettikleri, kanlarını emdikleri mustaz’afların mutlaka bir gün uyanıp kendilerinden zulümlerinin hesabını soracaklarını bilmektedirler. Her gece hafakanlar geçirmektedirler acaba uyandılar mı? Acaba kendilerine geliyorlar mı? diye. Acaba hesaplaşma başlıyor mu diye ödleri kopmaktadır. İşte bu yüzden Firavun da uykularını kaybediyordu. Acaba ülke yönetiminde yeniden müslümanlar egemen olup ta kendi tanrılığını bitirip, Allah’ın istediği hak ve adâlet ölçülerine göre bir hayatı tesis edecekler mi? Acaba tüm insanlara gerçek hürriyeti tattıracaklar, benimkiyle Allah’ınkinin farkını hissettirecekler mi? diye ödü kopuyordu. Buna engel olabilmek için, Allah sisteminin uygulanmaya konmaması için, kendi sömürü düzenini devam ettirebilmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu. İsrâil oğullarının başarılı olmasını istemiyordu. Onun için olmadık zulümler irtikap ediyordu. Müslümanların erkek çocuklarını öldürüyor, kızlarını, kadınlarını da hayasızlaştırıyordu. İşte Rabbimiz de Firavunun zulüm çarkları arasında ezilen, yok edilen, zayıflatılan, iffet ve namusları kirletilen kullarımızı Biz yeryüzünde destekleyip egemen kılmak, onları iktidara getirmek ve yeryüzünde Allah egemenliğini kurmaları yolunda, müslümanca bir hayatı gerçekleştirmeleri noktasında rol almalarını sağlayacağız buyuruyor. Göklerin ve yerin sahibi olan, göklerde ve yerde yetki elinde olan, tek söz sahibi olan Rabbimiz kararını bu noktada veriyordu. Allah öyle hükmetmişti ve hükmü mutlaka gerçekleşecekti. İşte bu yasasının ha-beri böylece geliyordu. Bu savaşın iki tarafı vardı. Bir tarafta Allah, diğer tarafta da Allah vardı. İman küfür savaşında bu değişmeyen bir yasadır. Kâfirler mü’minlerle verdikleri her bir savaşta mutlaka karşılarında Allah’ı bulacaklardır. Evet savaşın iki tarafı vardı. Allah ve Firavun. Elbette bu savaşta Firavunun bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı vardı. Firavun istediği kadar müslümanları yok etmek için planlar yapsın, Rab-bimiz de Mûsâ (a.s) hesabına, müslümanlar hesabına bir hesabın içine giriyordu. Bakalım bu hesap nasıl gerçekleşecek? Rabbimizin okuduğu bu haberi Mekke’de kâfirler karşısına çok zor günler yaşayan müslümanlar dinliyorlardı. O günün dünyasında Firavunun rolünü oynayan Mekkeli müşrikler müslümanlar göz açtır-mıyorlardı. Müslümanları bir kaşık suda boğmanın hesabını yapıyorlardı. Aynen Firavun gibi müslümanlara hayat hakkı tanımamaya çalışıyorlardı. Tıpkı Firavun dönemi müslümanları gibi o günkü müslü-manların tek suçları da Rabbim Allah demekti. Tüm zalim kâfirlerin gözünde en büyük işte buydu. İşte böyle bir ortamda Rabbimiz Mekkeli müslümanlara bu haberi okuyarak onlara büyük destek oluştururken Firavun yolunu takip eden düşmanlarına karşı da çok büyük bir tehdit unsuru oluşturuyordu. Ve şu anda bu haberi dinleyen, tıpkı Firavun dönemi müslüman-ları gibi, Mekke dönemi müslümanları gibi zalimler tarafından bir kaşık suda boğulmak istenilen, Rabbim Allah demelerine izin verilmeyen bizleriz. Haber şu anda bize okunuyor. İyi dinleyelim ve haberin gelişmesine dikkat edelim. Dikkat edelim ki kimin dediği oluyor? İyi anlayalım göklere ve yere egemen kimmiş? İyi kavrayalım sonunda galip gelen taraf kimmiş?