60. “Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan daha iyi ve devamlıdır. Akl etmez misiniz?” Size verilenler, ne cins olursa olsun. Bunlar dünya hayatın ge-reçlerinden, gereksinimlerinden, ihtiyaç birimlerinden öte, bir de dünya hayatın süsünden öte bir şey değildir. Size neler verilmişti? İşte on-lar. Buna göre Cenâb-ı Hakkın bize bir şeyler vererek bu dünyada bizi imtihan ettiğini aklımıza getiriyoruz. Ama arkasından âyetin şu bölümünü hep hatırımızda canlı tutacağız: Diyeceğiz. Bunu biraz sonra söyleyeceğim. Ondan önce şunu söyleyelim: Bakın Rasulullah efendimiz bir hadislerinde onu bize şöyle anlatıyordu: “Sizden her birinizin yaratılışı anasının karnında iken teşekkül eder. Şöyle ki: Kırk gün nutfe olarak kalır. Sonra ikinci bir kırk günde kan pıhtısı halini alır. Üçüncü kırk günde et parçası haline gelir. Bu üç değişimin sonunda vazifeli melek gönderilir ve bu et parçasına ruhu üfler. Daha sonra dört kelimeyi; rızkını, ecelini, amelini ve şaki yahut said olacağını yazması emredilir.” (Buhârî ve Müslim) Evet demek ki melek tarafından ona ruh üfürüldükten sonra dört kelimeyi, onun rızkını, ecelini, amelini ve şaki yahut said olacağını yazması emredilir. İnsanın rızkı da yazılıyor. Rızık kişinin ana rahmindeyken ana rahmi de dahil olmak üzere dünyaya adımını attığı andan itibaren ölümüne kadar ki süre içinde Allah tarafından kendisine tahsis edilen şeylerin tümüne rızık denir. Ve bu tahsisat ölümle kesilir. Her hangi bir insan için Rabbimiz tarafından kendisine ne kadar rızık takdir edilmiştir? O kişinin ölümünden önce bunun bilinmesi mümkün değildir. Ancak kişi öldüğü an kendisine bu dünyada tahsis edilen rızkın o kadar olduğu anlaşılır. İşte hadisin ifadesiyle ana karnı da dahil olmak üzere bir kula Cenâb-ı Hakkın tahsis ettiği, ayırdığı şeylerin tümüne birden rızık deniyor. Ömründen, bedeninden, elinden ayağından, gözünden, kulağından, ilimden, kelimeden, nefesten, güneşten, havadan, sudan, ok-sijenden, zamandan, evlâttan, hanımdan kendisine tahsis edilen şeylerin tümü birer rızıktır. Başka bir ifadeyle rızık mevcudatın bir bölümünün diğer bölümüne tahsisidir de diyebiliriz. Yâni şu ana kadar neler öğrenmişsek, neler duymuşsak, ne okumuşsak, ne kadar konuşmuşsak, ne kadar yemiş içmişsek? Ne kadar ısınmışsak işte bunların tamamı bize tahsis edilen rızkımızdır. Evet Rabbimiz bize “Bi ketbi rızkı hi” diye tahsisatta bulunmuş. Yâni dünyada bunun başına şunlar gelecek veya ben bunu şunlarla imtihan edeceğim demiştir Rabbimiz. Varlıkla, darlıkla, yoklukla, parayla, evle, arsayla, çenesiz bir kadınla veya lüzumsuz bir kocayla, neyse işte. Yâni insanın başına neler gelecekse veya diplomayla, doktorayla, okulla, öğretmenle, arkadaşla, aksiyle, halimle, selimle, kilimle, halıyla neyse bir şeyle, bir fırsatla, bir ortamla Allah bizi imtihan edecek. Bütün bunlar Allah’ın verdikleridir işte. Yâni bu "Bi ketbi rızgıhi" ile yazılan şey, kişiye bu gönderilecek sorular demektir. Sonra bu soruların kişilerin hangi zamanlama ile birleştirileceği anlatılır. O da "Ve ecelihi" dir. Yâni ana rahminde yazılan, takdir edilen bu sorulan soruların sorulma zamanı, yâni hangi soru kişiye ne zaman gelecek? Şu sabah şu gelecek, bu öğlen bu gelecek, şu yaşta bu gelecek, şu çağda şu gelecek, şu gece bu, veya bu gündüz şu gelecek diye o sorularla insanın buluşma zamanı yazılır ki işte bu da eceldir. Ondan sonra da amel takdir edilir, yâni o kişi o sorulara karşı o zaman nasıl davranacak? Nasıl hareket edecek? Aksiyon veya reaksiyonu ne olacak bu tespit edilir ki işte bu da onun saiyd ya da şaki oluşudur. Allah zaten bilir bunu. Yâni Allah için öncesi ve sonrası yoktur. Evet işte bu bilgiyle deniyor ki bu insan buna göre ya saiyd veya şaki olacaktır denilir. Bir bu hadisi hatırlayın bu âyeti anlamak için, bir de Âl-i İmrân sûresinde hani: “Kadınlara, oğullara, kantar, kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır.” (Âl-i İmrân 14) Evet bu âyette de insanlara kadınlar erkekler, çoluk, çocuk, oğlan, kız, atlar, avratlar, fiatlar, muratlar, Marklar, Dolarlar, altınlar, gümüşler, kantar, kantar paralar, mallar, mülkler, hars, ekinler, dikimler bütün bunlar insana süslü gösterilmiştir, insanın bunlara karşı bir meyli vardır, deniyordu. Ama âyetin sonunda da: İşte bütün bunlar dünya hayatın metaıdır deniyordu. Daha sonra da ama Allah yanında âkıbetin güzeli vardır deniliyordu. Yâni bunlar dünya hayatının geçici, solucu, bitici metaıdırlar, geçimliğidirler. Bunların hepsi bir gün gelecek ve bitecektir. Halbuki Allah yanında olanlar Allah katında olanlar ise bitmeyecek, tükenmeyecek, ölmeyecek, solmayacak ebedî güzelliklerdir. Allah’ın yanında çok güzel bir hayat var. İnsanlara dünyada süslü gösterilen, güzel gösterilen bu fâni metalardan, bu süslerden, bu kadınlardan, bu oğullardan, bu atlardan, arabalardan çok daha güzel şeyler hazırlanmıştır. En güzel âkıbet Allah katındadır deniyordu. Arkadaşlar konumuzla ilgili esas ilgi kuracağımız âyet bundan sonrasıdır. Bakın bundan sonrasında da Rabbimiz şöyle buyuruyordu: “Ey Muhammed, de ki: “Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rablerinin katında, altlarında ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rı-zası vardır. Allah kullarını hakkıyla görücüdür.” (Âl-i İmrân 15) Size sizin için süslenmiş, ziynetlenmiş olan bu geçici, bu sonlu dünya hayatından daha güzelini, daha üstününü, daha kalıcı ve değerlisini haber vereyim mi? Kadınıyla-kızıyla, atıyla-arabasıyla, altınıyla-gümüşüyle, elmasıyla-armuduyla, bağıyla-bahçesiyle bu dünyadan daha hayırlısını size haber vereyim mi? Olmadı mı? Hoşunuza gitmedi Bütün bu sayılanlardan daha hayırlısının olamayacağını mı düşündünüz? Bunları güzel gibi mi gördünüz? Aman bunlarsız olmaz filan mı dediniz? Aman bu dünyada kadınsız olma, erkeksiz olmaz, çocuksuz, çoluksuz olmaz, parasız, pulsuz, atsız, arabasız, evsiz, barksız, elmasız, portakalsız olmaz mı dediniz? Öyleyse bir zahmet Tevbe sûresinin 23 ve 24. âyetlerine de bir müracaat ederseniz iyi olur. Orada da bunlar mı sevgili sizin için? Yoksa Allah mı sevgili? diye soruluyor ve bu işin mukayesesini yaptırıyordu Kur’an. İşte burada da diyor ki Rabbimiz bunlardan daha hayırlısını size haber vereyim mi? Ama herkese hayırlı değil: Muttakiler için. Allah yanında daha takvalı olma savaşında olanlar için, Allah’ın dininin bilincinde olanlar, Allah’a kulluklarının, Allah’a karşı sorumluluklarının şuurunda olanlar, Allah’ın koruması altına girenler, velâyetlerini Allah’a verenler, Allah’ın kitabıyla birlikte olanlar, kitapla yol bulanlar, hayatlarını, bakışlarını, düşüncelerini, değer yargılarını, tanımlarını Allah’ın kitabına göre düzenleyenler için, hayatlarını Allah için yaşayanlar, hayatlarında Allah’ın sınırlarını aşmama konusunda duyarlı olanlar için, cehennemden korunanlar için bundan daha hayırlı olanı söyleyeyim mi size. Peki neymiş o? Rableri katında altlarından ırmaklar akan cennetler vardır onlar için. Zeminlerinden ırmaklar akan cennetler, yahut kendi taht-ı tasarruflarında ırmakların akıtıldığı cennetler vardır onlar için. Kendi emirlerine verilmiş bal ırmakları, su ırmakları, süt ırmakları ve şarap ırmakları akıp gitmektedir o cennetlerde. Şimdi tekrar âyete dönüyorum: Bölümüne tekrar dönüyoruz, sanki o bölüm şöyle diyor gibi geldi bana: size bir şeyler veriliyor. Sakın ha sakın bu verilenleri siz heves kabul etmeyin, hedef kabul etmeyin, amaç kabul etmeyin, her şey o zannetmeyin! Bunlar dünya hayatının metaıdır. Dünya denaet ten türetilmiş bir kelimedir. Denaet de alçaklık demektir. Dünya kelimesi hem de onun müennesi olunca kancıkça ve alçakça bir hayatın gereksinimidir bunlar demektir. Bağlanmaya değmez demektir. Bir de onun ziynetleri, süsleridir. Dünyanın süsünün Şeytan tarafından süslenmiş süsler olduğunu da hatırlarsak o zaman bunlara kanmamızın hiçbir anlamının olmadığını çok rahat anlayıvereceğiz demektir. Çünkü bakıyoruz bir varmış, bir yok muş. Yunus sûresinde hatırlatıldığı kadarıyla o dünya süsünün geçici ve aldatıcı olduğunu şöyle beyan eder Allah bize: “Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Âhirette çetin azap da vardır. Al-lah'ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.” (Hadîd 20) Bu dünya hayat, bu denî, bu alçak hayat oyun ve eğlencedir, ziynettir, süstür, birbirinize karşı övünme vesilesi, malda ve evlâtta çoğalma vesilesidir. paranız, malınız ve evlâtlarınızın çoğalması konusunda aranızda bir övünme zeminidir. Bunun örneği aynen şunun gibidir: Bir yağmur gibi ki, bir yağmur düşünün ki, onun bitkisi çiftçiyi sevindirir, hoşuna gider çiftçinin. Ama sonunda o bitkiler boyun büker. Sonra bir bakmışsın ki sararıp solmuştur. Sonra da çerçöp olmuş, odun olmuştur artık. İşte dünya hayat bu. Hepimiz için budur işte dünya budur. En sevdiğiniz yemek, doyduktan sonra anlamsızdır. En sevdiğiniz şarkı, gece ikide dinlenmez artık. En sevdiğiniz arkadaş, hastayken beş para etmez. En sevdiğiniz çiçek, gün gelecek solacaktır. En çok sevdiğiniz insanlar, gün gelecek terk edeceksiniz onları. İşte dünya budur. Öyleyse kesinlikle bilesiniz ki: Allah katında olan çok daha hayırlı ve kalıcıdırlar, akletmiyor musunuz? Akıllarınızı kullanmıyor musunuz? Evet unutmayın ki bâki kalacak olanlar, Rabbinizin katında sevap yönünden daha iyi, sonuç olarak daha hayırlı olacak olanlar sâlih amellerdir. Yâni şu kâfirlerin varlığıyla övünüp müslümanlara karşı üstünlük tasladıkları mallar, mülkler değil sâlih ameller bâkidir. Unutmayın ki mallar, mülkler, oğullar, kızlar, makamlar, mansıplar dünya hayatının süsü ve ziynetidir. Dünya hayatının bir eğlenceliğinden başka bir şey değildir bunlar. Ama bâki olanlar, kalıcı olanlar, ölümsüz olanlar, öbür tarafa intikal edecek olanlar ise sâlih ve güzel amellerdir. Sürekli olanlar, devamlı olanlar, kalıcı olanlar sâlih amellerdir. Yaşadığımız bu hayatın sonunda bizimle beraber olacak, kabirde bizimle beraber olacak, bizi asla terk etmeyecek ve bizi cennete götürecek olanlar sâlih amellerdir. Öyleyse ey müslümanlar, sakın ha sakın kâfirlerin size karşı hava attıkları şu geçici dünya mal mülklerini heves kabul etmeyin, hedef kabul etmeyin, amaç kabul etmeyin, her şey zannetmeyin. Bağlanmaya değmez bunlar. Bakıyoruz bir varmış, bir yok muş. Bir bakarsınız var, bir de bakarsınız ki yok olup gitmiştir. Öyleyse iyi anlayın. Hangi zevkiniz yarın da böyle devam ediyorsa o âhirettir, hangi zevkiniz de yarına intikal etmiyorsa işte o da dünyadır. Çocukken oynadığınız oyunları bir düşünün. Karşı takıma attığınız goldeki sevinci bir düşünün. Veya damat olurken giydiğiniz elbisedeki güzelliği düşünün. Okula kaydolduğunuz günkü sevincinizi veya okulu bitirdiğiniz günkü sevincinizi bir düşünün. O sevinçlerinizden, heyecanlarınızdan bugüne intikal eden bir şey var mı? Hatırlamıyorsunuz bile değil mi? Bugün hiç de anlamı yok değil mi onların? Yâni o günküler, o günkü anlamını hep kaybetmişlerse bunların hepsi dünya hayattır, hep geçici şeylerdir. Ama Allah’ın yanında hep hayırlı ve bâki olanlar vardır. Meselâ ilk defa kıldığınız bir namazdan duyduğunuz zevki bir düşünün. Bugün de aynen devam ediyor değil mi? İşte bu sâlih ameldir. Veya tuttuğunuz ilk oruçtan duyduğunuz heyecan bugün de devam ediyor değil mi? İşte bâki olan sâlih amel budur. Ama Allah’ın yanında hep hayırlı ve bâki olanlar vardır. Cennet tariflerinde kâfirler hep böyle kafa tutarlarmış. Ne? Karı kız mı dediniz? Cennette bunlar mı varmış? Biz bu dünyada istediğimizi buluruz. Bağ bahçe mi? İstemediğimiz kadar var bu dünyada. Altlarından ırmaklar akan mı? Üstlerinden de ırmaklar akan mı dediniz? Valla istesek bu dünyada biz de akıtabiliriz. Akıtıyoruz da işte evlerimizin altlarından, üstlerinden. Köşkler mi? Kasırlar mı? Hattâ camdan köşkler içine saraylar bile yaptırabiliriz diyorlarmış. Ama: “Ve ebka” denilince veya “Halidine fiyha ebeda” denilince, yâni ama cennettekiler ebedîdir, ölümsüzdür, sonsuzdur denilince adamların işleri bitiyor. Çünkü dünyadakiler böyle değildir. Dünyadakiler harp oluyor, darp oluyor, ihtiyarlık oluyor, ölüm oluyor, bayram, seyran oluyor ve adamın elinden alınıveriyor. Ama âhiretteki o ebedî dara, ebedî yurda gi-dince her şey sürekli olacaktır, sonsuz olacaktır. Öyleyse ey kullarım, hesabınızı iyi yapın dedikten sonra diyor ki Allah: Aklınız ermez mi sizin? Size verdiğim aklı bunu anlamada hiç kullanmayacak mısınız? Aklınızı hâlâ arabanın modelini değiştirmede, evin şeklini değiştirmede, halının, kilimin modelini anlamada mı kullanacaksınız onu? Hep para kazanmanın peşinde mi kullanacaksınız? Bu âyetleri anlamada hiç kullanmayacak mısınız? Veya düşünün adamın elinde kibrit vardır da, sobayı yakmak için yakıt arıyordur, adam bir şeyler arıyordur da, yahu be kardeşim elindeki kibrit değil mi ne kıvranıyorsun? demek neyse, nasıl her şeyi baştan kesen bir sözse, bu ondan daha kesin bir sözdür yâni. Aklınızı kullanmayacak mısınız? Aklınız yok mu sizin? Yâni iş bu kadar açıkken, durum bu kadar ayan beyanken, siz hâlâ aklınızı bunu anlamaya kullanmayacak mısınız? diyor Rabbimiz. Bundan sonraki âyetinde de Rabbimiz artık aklını kullansın dediği insana, insanlara şu gerçek haberini duyuracak: