62. “Allah, o gün onlara seslenir: “Benim ortağım olduklarını iddia ettikleriniz nerededirler?” der.” Onlara şöyle nida olunduğu gün. Hani öyle kabul ediyor, öyle farz ediyordunuz, size göre benim ortaklarım da vardı. Yâni ben kendi başıma, tek başıma Ben sözü dinlenecek bir varlık değildim sanki. Hep başkalarıyla birlik sözümü dinlemeden yanaydınız. Bazen, bazen başkalarını da bazı konularda dinlemeden yanaydınız. Birilerini bana ortak tutuyordunuz. Hani ne oldu? Nerde onlar? Eğer gerçekten onlar da sözü dinlenecek kimseler idiyseler, yâni onların da benim yanımda varlıkları hak idiyse, şimdi de onlar benim yanımda olmalıydılar. Onlar sizin üzerinizde kendi sorgulamalarını yapmalı, ben de kendi sorgulamamı yapmalıyım. Hani nerde onları görebiliyor musunuz? Hani bu konuda hak sahibi olduklarını iddia ettikleriniz? Hani üzerimizde onların da hakları, yetkileri var dedikleriniz? Nerede onlar? Hani dünyada iken hayatınızın kimi birimlerini bana sormuyordunuz da o birilerine soruyordunuz? Hani o sorduğunuz, o danıştığınız, o gönlünü hoş etmeye çalıştığınız varlıklar nerede? Hani o benim dışımda tanrı bildikleriniz? İlah bildikleriniz? Hani hatırını kazanmaya çalıştıklarınız? Hani yasalarını uyguladıklarınız? Hani hayatınıza karışma yetkisi verdiğiniz siyasal tanrılarınız, hukuk tanrılarınız, eğitim tanrılarınız, şifa tanrılarınız, oyun eğlence tanrılarınız? denilecek. Müslümanlar bugün Allah’ın her şeyi bildiğine inandıkları, ya da her konuda Allah’a müracaat etmeleri gerektiğine inandıkları halde maalesef Allah’tan başkalarına danışıp hayat sürüyorlar. Sûrenin önceki âyetlerinde de söylediğim gibi bunun bana göre iki sebebi var. Yâni müslümanların hayat programlarında müracaat etmeleri gereken tek merci Allah olması gerekirken, teorik olarak buna inandıklarını iddia ederlerken, maalesef bu yolu çizmede Allah’tan başkalarına da müracaat ettiklerini görüyoruz. Bunun benim anlayabildiğim kadarıyla iki sebebi var, inşallah onu şöyle özetleyeyim: 1:Birincisi, hep Allah’a, hep Allah’a sorunca Allah’ın önereceği program kendisinin beklentisinin dışında olacağını bildiği için adam Allah’a müracaattan korkuyor ve kaçıyor. Yâni ben her hangi bir problemleri için bana sormaya gelmeyen akrabalarımı hep böyle görüyorum ben. Çünkü gelip sorunca benim ne diyeceğim belli. Bir tanesi var meselâ üç dört çocuktan sonra hanımını Kur’an kursu hocası yaptı. Zorladı etti kurs hocası yaptı. Yahu dedim, bir de benimle istişare etseydin dedim. Ben dedi senin bu konuda ne diyeceğini biliyorum zaten. Adam ne diyeceğimi bildiği için benimle istişareden kaçıyor. Halbuki Allah meleklerin ne diyeceklerini bildiği halde meleklerle istişare etti. Ben halîfe yaratacağım ne dersiniz? dedi. Sonra da siz bilmediniz ben bilirim diye gene de bildiğini yaptı, ama bize istişare konusunda yol gösteriyordu. Demek ki müslümanlar bekledikleri cevabı vermez endişesiyle Allah’a sormuyorlar bir. 2: İkincisi, bunu da mı Allah’a soracağız? diye bir dertleri var müslümanların. Yâni tamam namazın kaç rekat olduğunu soralım Al-lah’a, Orucun ne zaman başlayacağını soralım, abdestin farzını soralım tamam Allah’a ama, yâni kızıma gelinlik ne alacağım? Oğlumun mobilyasını nerden alacağım? Halımın rengi nasıl olsun? Televizyonumun markası nasıl olsun? Bunu da mı soracağım Allah’a? diyerek sanki Allah’ın onu sergilediğini, pazarladığını hâşâ bilmiyorlar ve onları Allah’a sormaktan yana değiller. Tekrar dönüyoruz âyete, yâni hep bana soracakken, evlenmenizi, boşanmanızı, ticaretinizi, kazanmanızı, harcamanızı, giyim kuşamınızı, ziyaretinizi, ziyafetinizi, ikramınızı, yazınızı, çizinizi, hukukunuzu, eğitiminizi, dirliğinizi, düzeninizi, seçiminizi, geçiminizi hep bana sormanız gerekirken, benden başkalarına da soruyordunuz. Be-nim yanımda başka ortaklar tanıyordunuz. Benim yetkimi onlara da veriyordunuz. Bana şirk koşuyordunuz. Meselâ ben Hâlık olarak, yaratıcı olarak veya Rahmân olarak sizin dünyanızda vardım da, Rahîm olarak beni tanıyordunuz da, Rab olarak tanımıyordunuz. Kanun koyucu olarak tanımıyordunuz. Başka kanun koyucular da vardı hayatınızda. Şafi olarak beni tanıyordunuz da, Rezzak tanımıyordunuz, başka Rezzaklar vardı hayatınızda. Veya Hâdî olarak beni tanımıyordunuz, başka hadiler bulmuştunuz kendinize. Mâlik olarak tanıyordunuz beni de başka mâlikler, başka söz sahipleri de vardı hayatınızda. Yâni kimi konularda benim özelliklerimi başkalarında da görüyordunuz. Benim yetkilerimi, benim sıfatlarımı başkalarına da veriyordunuz. Hani onlar nerede? denilecek.