63. “Hükmün aleyhlerine gerçekleştiği kimseler: “Rab-bimiz! İşte bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan uzaklaşıp sana geldik, zaten aslında bize tapmıyorlardı” derler.” Söz kendilerine hak olan ki azap sözüdür tabii bu söz. Allah’ın azap sözü kendilerine hak olan, yasa olan, realite olan, Allah’ın azabını hak eden o insanlar diyecekler ki, ey bizi Rabbimiz! "Rabbena" diyorlar. Ey bizim Rabbimiz! diyorlar. Geçmiş olsun. Onu bugün demelilerdi. Onu dünyada demelilerdi. Rabbena! Ey bizim Rabbimiz! Ey bizim hayatımıza program çizicimiz! Ey bizim hayatımızı düzenleyen! bizim yapmamız gerekenleri bize tarif eden Rabbimiz! Ey sen dediğin için bizim onları yaptığımız Allah’ımız! Rabbena bu demektir. "Allahümme" Allah’ım! Benim Allah’ım! Sen ne olursan ol benim sana ihtiyacım var demektir. Ama ya Rabbi! deyince de, ey sen ne dersen, ne emredersen ben onu dinimdir diye, hayatımdır diye, hayat programımdır diye, ya da uygulamam diye, ya da yönetimim diye, yönetmenliğim diye onu hayatıma aktardığım İlahım diye yalvarıyor ya bu dünyada insanlar, işte orada da Rabbena! diyorlar onlar. Dünyada deseydiniz ya bunu. Çünkü En’âm sûresinde peygamberim, ansızın ateşle karşı karşıya geldikleri zaman onların halini bir görsen diyor Allah. Sonra da diyecekler ki Ah nolaydı keşke dünyaya bir daha döndürülseydik de Rabbimiz Allah deyip sâlih ameller işleseydik diyecekleri anlatılır. Orada Rabbin Allah olduğunu biliyorlar da alçaklar dünyada Rabbin başkaları olduğunu kabul ediyorlar. Hani Abdullah ibni Selâm gelmiş Rasûlullah’a soruyordu: Ya Rasulallah, elbette Allah’ın dediği doğrudur, elbette iman ediyorum, ama anlamak için soruyorum. Biz din adamlarını Rab filan kabul etmi-yorduk gibiydi, acaba burada bize, anlatılan ne? deyince Rasulullah efendimiz buyuruyordu ki: Size din adamlarınız, siyaset adamlarınız bir şeyleri emrediyorlardı da siz onların bu emirlerini dinliyor ve onlara itaat ediyor muydunuz? Evet. Peki onlar sizin hayatınızda bir takım yasaklar belirliyorlardı da siz onların bu yasaklarına riâyet ediyor muydunuz? Evet. İşte bu onları Rab bilmedir ve onlara ibadetin ta kendisidir buyuruyordu. Evet babalar bazen, müdürler bazen, bazen amirler, bazen başkanlar, bazen liderler, reisler, eğer hayatımıza bu denli karışıyor ve biz de razıysak bu işten, onları sanki Rabbimiz kabul ediyoruz olacaktır Allah korusun. Günâh ayrı, onu hemen söyleyelim. Gaflet ayrı, acziyet ayrı, bazen cehalet ayrıdır ama sürekli olursa bu iş, yâni o konuda birilerinin önerisiyle hareket ediyorsak o zaman Allah’a sığınalım Allah bizi korusun. Evet diyorlar ki Rabbena. Peki ne olmuş? Rabbimiz, işte bunlar bizim saptırdıklarımız! Biz saptığımız gibi, biz kendimizi iğva ettiğimiz gibi onları da saptırdık, onların da işini bitirdik, onların da pilini bitirdik, düzenlerini bozduk, ya da onların düzenlerini düzdük. Şimdi sana geldik ya Rabbi. Bitti işimiz, anladık bütün meseleyi, seninle buluştuk, sana geldik. Ya da her şeyi sildik sana doğru geldik, sana yönelmek üzere, sana teberrî eyledik ya Rabbi. Ve onlar zaten bize de tapmıyordular ya Rabbi. Onlar bizi alet ediyordular. Evet biz saptırdık ama onlar da bizi alet ederek kendileri sapıyordular. Tabii Mülk sûresi bunu bizzat kelime ile de ifade ediyor: “Böylece günâhlarını itiraf ederler. Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar!” (Mülk 11) Evet tıraşları gözlerinin önüne inince günâhlarını itiraf edecekler. Peki nerede söylüyorlar bunu? Cehennemin içinde. Cehennemi boylamışlar, ateşi kucaklamışlar ve diyorlar ki aah! keşke bir kulak verseydik! Keşke bir dinleseydik! Keşke bir akletse, bir düşünse ve bir tedebbürde bulunmasaydık! Geçmiş olsun! Bunu bugün dünyada söyleyecektiniz. Bunu dünyada anlayacaktınız. Bugün diyecektiniz Rabbimiz Allah diye. Bugün kabullenecektiniz Allah’ın kitabını. Bugün yaşayacaktınız kitabın istediği hayatı. Bugün teslim olacaktınız Allah’ın kulluk programına. Ama geçmiş olsun. Yazıklar olsun. Rahmetten cennetten ırak olsun, uzak olsun onlar! Cehenneme yuvarlansın o alçaklar diyor Rabbimiz. Onların bu itiraflarının bir farklı tarafını da En’âm sûresi anlatıyordu: “Sonra, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki bizler şirk koşanlar değildik” Demekten başka çare bulamayacaklar.” (En’âm 23) Evet Allah’ın azabını görünce diyorlar ki vallahi ya Rabbi biz müşrik değildik. Vallahi ya Rabbi biz sana bir şeyleri ortak koşmuyorduk. Evet alçaklar bir hayat yaşayacaklar, birbirleriyle olan münâ-sebetlerinden tutun da eğitimlerine, hukuklarına, ticaretlerine, selâm-laşmalarına, tatillerine, takvimlerine, kılık kıyafetlerine varıncaya kadar hayatlarının hiçbir bölümüne Allah’ı karıştırmayacaklar, Allah’tan baş-ka Rabler, ilahlar bulacaklar sonra da Allah’ın ateşini görünce yeminle biz müşrik değildik diyecekler. Şirk koşmadıklarına dair, küfrü din olarak kabul etmediklerine dair yemin edecekler. Veya bir başka mânâyla vallahi ya Rabbi meğer bizler müşrik değilmişiz diyecekler. Vallahi ya Rabbi meğer bu bizim sana ortak koşmaya çalıştıklarımız senin yanında ortak olmaya lâyık değillermiş diyecekler. Vallahi ya Rabbi şu bizim dünyada kendilerinden korktuklarımız, kendilerini sevdiklerimiz, kendilerine sığındıklarımız, kendilerine dua ettiklerimiz hidâyeti, rızkı kendilerinde gördüklerimiz, şeytanlarımız, tâğutlarımız, azizlerimiz, reislerimiz meğer sana ortak koşmaya lâyık değilmiş, bunu anladık diyecekler. Biz onları bizim Rabbimiz olsunlar diye dinlemedik. Evet seni de dinlediğimiz, onları da dinlediğimiz zamanlar oldu ama şirk koşmak için, dinden çıkmak için, sana ortak olsunlar diye, seni diskalifiye edelim diye dinlemedik onları. Senden üstün tutmak için dinlemedik onları ya Rabbi diye itirafta bulunacaklar ama bu itiraf onları kurtarmayacaktır anlıyoruz.