64. “Koştuğunuz ortakları çağırın” denir; onları da çağırırlar ama, kendilerine cevap veremezler; cehennem azabını görünce doğru yolda olmadıklarına yanarlar.” Şöyle denilecek beri tarafta da: Haydi şeriklerinizi, ortaklarınızı, Allah yanında sözünü dinlediğiniz, Allah berisinde kendilerinde yetki gördüğünüz varlıklarınızı çağırın! denilecek. Onlar da onları çağıracaklar da icabet etmeyecekler, edemeyecekler. Cehennem azabını görünce de keşke hidâyet bulsalardı ya. Keşke daha önce hidâyet bulsalardı ya. Bir böyle, bir de azabı görünce sanki şöyle derler keşke hidâyet bulsaydık derler. Evet denir ki onlara, haydi çağırın bakalım. Hani Allah’ın berisinde dua ettikleriniz? Çağırdıklarınız, çağrışım yaptıklarınız var ya. Hastalanınca çağrıştırdıklarınız. Ev yaptıracaksınız, falan aklınıza geliyordu, oysa önce Allah aklınıza gelecekti. Hukuk probleminiz oluyor birilerini hatırlıyordunuz, halbuki Allah’ı hatırlamalıydınız. Evlenirken, boşanırken birilerini hatırlıyordunuz, halbuki Allah’ı hatırlamalıydınız. Haydi öyleyse şimdi o kendilerine dua edip çağırdıklarınızı, çağrıştırdıklarınızı denecek. Beyzavi şöyle bir konu anlatır. Bir adam bir kitap yazmış, işte sultana götüreyim de karşılığında ondan bir şeyler alayım diye. Sultanın sarayına giderken bir çadıra uğrar. Orada karşılaştığı bir kadın ona sorar: Nereye evlât? Adam der ki Fâtihayla alâkalı bir kitap yazdım da onu Sultana götürüyorum der. Kadın der ki evlât sen Fâtiha’yı bilir misin? O ne biçim söz anne? Bu kadar kitap yazan adam Fâtiha’yı bilmez mi? der. Kadın, evlât sen hele bir anlat der. Adam Fâtiha’yı anlatınca der ki kadın evlâdım sadece Allah’tan yardım beklenecek diyorsun sen tutup sultandan yardım beklemeye gidiyorsun, bu ne biçim iş? Yâni sahâbeye bakıyoruz hep inançları böyle. Ahmed bin Hanbel’in hayatında bazı böyle pasajlar okudum, hep dertleri bu yâni. sadece Allah’a muhtaç olmak, başka hiçbir şeye muhtaç olmamak. Sadece Allah’a dua etmek ve dâvetiyelerinin üzerine başka hiç kimsenin adını yazmamak. Biz hayatımızın programı konusunda sadece Allah’a kulluğumuzun gereğine inanırken Allah’tan başkasına da ihtiyacımız olduğunu belirtirsek galiba Fâtiha’ya aykırı yaşamış oluruz. Şöyle gibi, öğretmen arkadaşlar gidiyorlar bir yerlere öğretmen olarak, altı ay, bir sene sonra geliyorlar. Nasıl ne var ne yok o bölgede? diyoruz, valla hocam çok güzel, yer tam hizmet edilecek yer, ama çok ihmal edilmiş, hiç bir hizmet gitmemiş, ben gidinceye kadar. işte, eh iyi, ama ah idareci biraz anlayışlı olsaydı, ah bir kütüphane olsaydı, ah biraz param olsaydı, ah bir arabam olsaydı, ah bir vakıf olsaydı, ah bir dergimiz olsaydı, ah çevre bu işlere biraz yatkın olsaydı çok iyi olurdu filan diyorlar. Ben diyorum ki ah bir Allah olsa desene kardeşim! Ah bir Allah olsaydı diyebilir misin? Orada duruyor. Çünkü sen yoksa Fâtiha’da şöyle mi okuyorsun: İyyake na'budu ve iyya nestaîn, para. İyyake na’budu ve iyya müdür, ve iyya vakıf, ve iyya dergi, ve iyya çevre mi diyorsun? Yoksa iyyake na’budu ve iyyake nestaîn mi diyorsun?. Bunlar olamayacağına göre sadece Allah’a yardım konusunda yalvardığımıza göre bunları unutmayacağız inşallah. O müşrikler dua ettiklerini, hatırladıklarını çağırdılar, dua ettiler, yalvarıp yakardılar, aman zaman eylediler, fakat kendilerine icabet edemediler. Tabi icabet edememek bir başka yerde de duymamak anlamına geliyor, çünkü Allah’tır ancak duyan. Şu anda bütün zaman ve zemin dahilinde bizim çağrımıza icabet edecek olan sadece Allah’tır. Çünkü duyandır, çünkü işitendir, çünkü işittiğine gücü yetendir, işittiğinin imdadına yetişendir, çünkü bilendir, çünkü anlayandır. Onlarsa asla onlara icabet edemeyecekler. Onlar azabı da gördüler. Bunun üzerine onlar azabı da hak et-tiler, azabı gördüler, anladılar. Keşke onlar hidâyete erenler olsalardı. Bunun ne anlamı var? Yâni âhirette keşke nin ne anlamı olacaktır da? Zaten azabı hak etti mi adam, günâhını itiraf da etse cehenneme gidecektir. Niye keşke denmiş o zaman burada? Arkadaşlar aslında bu âyetler âhiretteki konuşmaların bize intikali değil de, buraya kadar olanların âhirette varacağı sonucun hikayesidir ve de bu son bölüm Cenâb-ı Hakkın bize rahmetinin Rahmâniyetinin tecellisidir. Yâni Allah bunları niye anlatıyor bize? Bizi korkutmak için anlatıyor, sakındırmak için anlatıyor, bizi o işten vazgeçirmek için anlatıyor. Diyor ki keşke onlar, o durumda olanlar yollarını Allah’la bulsalardı! Keşke dünyada hidâyete ulaşsalardı! Keşke kitaba sorup, danışıp hareket etselerdi de başlarına bu işler gelmeseydi.