71. “Ey Muhammed! De ki: “Söyler misiniz? Eğer Allah geceyi üzerinize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah'tan başka hangi tanrı size bir ışık getirebilir? Dinlemez misiniz?” Kur’an-ı Kerîm Rabbimizi anlatırdı. Yâni kime kul olacağımızı? Nasıl kul olacağımızı? Ve neden kul olacağımızı anlatırdı. âhiret, kıyamet, cennet, cehennem, şirk, küfür, iman, inkâr derken hep Allah şudur, ondan başkası değildir anlatıldı. Ve bizi mat etmek için değil de aklımızı erdirmek, ya da imânâ, İslâm’a sevk etmek için âyetler sıralanırdı. Bakın burada da bunun güzel bir örneğini görüyoruz. Cenâb-ı Hak geçen hafta okuduğumuz âyetlerde kıyametten de söz ediyordu, ama hemen arkasından: Diyerek Cenâb-ı Hak kendini tanıttı bize. Öyle bir Allah ki kendinden başka İlah yok, hamd önce de sonra da Onundur, hüküm Onundur, hâkimiyet Onundur, bunu unutmayın sonunda dönüşünüz Onadır denilmişti. Şimdi sor onlara ey Peygamberim diyor, veya ey peygamber yolunun yolcuları, ey din anlatanlar, ey dini duyurması gerekenler, ey hoca çocukları, söyleyin, bunu insanlara! Şu gerçeği de haykırın! Şu gerçeği de ilân edin ki böylece insanların akıllarını, kulaklarını, gözlerini böylece çalıştırmalarını söyleyin onlara. Çünkü insanların Allah’ın âyetlerini algılamada iki mekânizmaları vardır ki bunlar göz ve kulaktır. Bu iki pencereden kalbe aktarılan şeyler kalpte değerlendirilir. Değerlendirmeleri gerekecekti onların. Allah diyor ki: Ne diyorsunuz? Ne dersiniz? Düşünmediniz mi? Fikriniz, reyiniz nedir? Yâni bu konuda sizin bir fikriniz yok mu? Düşünün bakalım, Allah geceyi sizin üzerinize sermeda yapıverse, yâni sürekli kılıverse, devamlı ediverse, gündüzü getirmese, ışık bitse, zıya ortadan kaybolsa, yâni güneşle ilginizi Allah bitiriverse. Ama ila yevm’il kıyameh sürse üstelik bu iş, kıyamete kadar da devam edecek olsa söyleyin bakalım: Allah’tan başka hangi ilahtır size ışık getirecek olan? Allah’tan başka hangi ilah size bir ışık getirebilecek? Veya onu size tekrar döndürecek, gündüzü tekrar size yaşatacak olan kimdir? Var mı Allah’tan başka böyle birileri? Kur’an materyalist bir ekolün meseli değildir. Yâni hep maddeden söz etmez Kur’an. söylediği madde planında olanların da hayatı ilgilendiren maddeler olduğunu unutmadan hareket edecektik. Dolayısıyla güneşin bizden gidivermesini bayağı dünyanın durması, güneşin başka yerde olması şeklinde anlayacağımız gibi, güneşin tamamen ortadan kalkması şeklinde de anlayabileceğiz. Kıyamete kadar bu işin sürmesini de zaten öyle olunca kıyamet kopacaktır. Bir de bu konuyu o âyetle birleştirelim. Tekvir sûresinin beyanıyla güneşin defteri dürülecek, dünya bitecek ve kıyamet kopacak, her şey bitecektir. O zaman şöyle gibi de, yâni siz ölüverseniz, güneşiniz bitiverse, geceniz başlayıverse, veya sizin güneşle, ışıkla, gündüzle beraber olma imkânınızı sağlayan gözünüzü biz alıversek ne yaparsınız? deniyor. Hani Bakarada meselühüm diye başlayan bir örnek veriliyordu. Bir adam görün ki ateş yakıyor. Yaktığı ateş çevresini aydınlatıyor, gözleri görüyor, bunu yakan adam da bunu biliyor, sonra Allah onun gözünün nûrunu, ya da onunla birlik olanların gözlerinin nûrunu gideriveriyor da insanlar kapkaranlıkta kalıyorlardı, neye uğradıklarını bi-lemiyorlardı. İşte böyle sizi görmez hale getiriversek, size gözünüzün ışığını, ziyanızı, yâni dünyaya bakma özelliğinizi kim verecek? deniyor. Yâni biz Allah’ın bize gönderdiği nûr olan, ışık olan, basiret o-lan Kur’an’ı kaybedersek, zaten o anlatılacak burada, Allah böyle yaparsa diye. Nûr olan Kur’an’ı kaybedersek, Kur’an’la ilginizi kaybedersek, söyleyin siz nereden nûr bulacaksınız? Kur’an’sız nasıl yaşayacaksınız? Nûr olan, ışık olan Kur’an’sız problemlerinizi nasıl çözeceksiniz? Veya derdinizi nasıl fark edeceksiniz? Nice araba sürücüleri var ki arabalarındaki kendilerini az sonra felâkete sürükleyecek bozuklukları bilmemektedir. Yâni son haddi, belki de bir kilometre gidince her şey bitecek hale gelmiş ama o bozukluğu sürücüsü bilmemektedir. Veya nice insanlar vardır ki bünyelerindeki, bedenlerindeki müthiş infilakların ya da ölüm habercisi hastalıkların farkında değildir. Veya bunun dışında kişi nice geçimsizliklerin, nice düzensizliklerin farkında değildir. Eğer insan Kur’an’la, hikmetle, hükümle, hâkimiyetle, Furkân’la, besair olan, görüş ve gösteriş özelliği olan vahiyle beraber olursa ne ala. Değilse Allah’ın bu görme özelliğini sizden almasından sonra siz neyle göreceksiniz? İşitmez misiniz? Dinlemez misiniz? Dinlemeyecek misiniz? An-latılan şeyler akıl erdirmeyle ilgiliyken acaba Rabbimiz niye akl etmez misiniz? Düşünmez misiniz? Dememiş de dinlemez misiniz? demiş di-ye düşündüm. Yâni elbette Allah La yüs’elü amma yef aldir. Yâ-ni yaptığından sorumlu değildir. Kimse Onu bu konuda niye böyle yaptın? Niye böyle dedin? diye hesaba çekemez. O bir kere kesin bir gerçek.