Kasas Suresine Dön

Kasasالقصص

79. Ayet

79Kasas Suresi

فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ ف۪ي ز۪ينَتِه۪ۜ قَالَ الَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ قَارُونُۙ اِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ

(Zenginliğini açığa çıkaran şatafat ve) süsü içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler, “Keşke Karun’a verilenin benzeri (bir zenginlik) bize de verilseydi. Şüphesiz ki o, çok büyük bir şansa sahiptir.” dediler.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

79. “Karun, ihtişam içinde milletinin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: “Keşke Karun'a verdiği gibi bizim de olsa; doğrusu o büyük bir varlık sahibidir" demişlerdi.” Evet bir gün malı, makamı, ihtişamlı elbiseler içinde, makam arabası içinde, boynunda bir teyp, elinde bir telsiz, başında bir fötr olduğu halde, belki bir Mercedese binmiş, şöyle sol kolunu da dışarıya çıkarmış insanların huzuruna çıkıverdi. Onu bu ihtişam içinde gören, dünya hayatı hayranlarından bir grup şöyle diyordu: Dünya hayatını arzu eden, dünya ve dünyalıklar karşısında gözleri kamaşanlar, içleri gidenler de dediler ki: Vay be! Tuh be! Biz adam olmayız be! Şu adamın servetine, şu adamın lüksüne, şu adamın içinde bulunduğu ihtişama bir bakın be! Vay anasını vay! Şu adamın içinde bulunduğu devlet ve nimete bir bakın yahu! Öf şu Mer-cedes! Otomatiğin otomatiği! Son model! Ya şu üzerindeki elbiseler! Keşke ona verilen şeylerden bizim de olsaydı! Keşke şu ihtişamın on-da biri de bizim olsaydı! Vay be biz adam olmayız! Ne olurdu bizimde bir renkli bir renksiz televizyonumuz olsaydı! Ne olurdu keşke bizim de bir kışlık bir de yazlık villamız olsaydı! Ne olurdu keşke bizim de bir arabamızın yanında bir de şöyle spor arabamız olsaydı! Çifter, çifter çamaşır makinemiz, bir kaç dükkanımız, beş on dairemiz, bol paramız olsaydı! Şu adama bakın, ne müthiş bir zevkin içinde yaşıyor! Kuş sütü, kuru üzümle besleniyor! Bir eli yağda, bir eli balda! Elini atsa ellisi, dediler. Biz adam olmayız arkadaş! Baksana adam bizim bir ayda aldığımızı bir günde alıyor! diyerek onun serveti ve samanı karşısında gözleri kamaşıverdi, aşağılık duygusuna kapılıverdiler de dâvâlarından vazgeçiverdiler. Zengin tüccarların hayat standartlarına göz diktiler de görevlerinden kaçıverdiler. Mevzilerini terk ediverdiler. Maaşımız az diye ülkenin doğusuna batısına gidip Allah dininin hâkimiyeti adına yapacakları tebliğden, öğretmenlikten vazgeçip bol para kazanacakları ticarete atılıverdiler. Dünyalarını dinlerine tercih ediverdiler. Halbuki bu toplum kendilerini İlahiyatta okutmuştu dinine hizmet etsinler diye ama adamlar bunu terk ettiler de ticarete atılıp para kazanmayı, lüks bir hayatı tercih ediverdiler. İşte bunlar da Belâmca dünyaya bakan Belâmca dünyayı değerlendirenlerdir.