88. “Allah'la beraber başka tanrı tutup tapma, O'ndan başka tanrı yoktur; O'ndan başka her şey yok olacaktır; hüküm O'nundur; O'na döndürüleceksiniz.” Ve sakın ey peygamberim, Allah’la birlikte başka bir ilaha dua etme. Allah yanında başka bir ilah çağırma, çağrıştırma. Çünkü Ondan başka İlah yoktur. Onun yüzünden başka her şey helâk olacaktır. Hüküm Onundur, yetki Onundur ve sonunda Ona döndürülecek, yapıp ettiklerinizin hesabını Ona ödeyeceksiniz. Evet Rabbimiz peygamberine ve onun şahsında biz müslü-manlara diyor ki, sakın Allah’la beraber başkalarına dua etmeyin. Arkadaşlar, dua Arapça’da hem şu bildiğimiz dua hem de ibadet anlamınadır. Dua, dua edilene sığınmak, ondan yardım beklemek demektir. Dua, dua edileni ulu bilmek, büyük tanımak büyüklük mevkiine oturtmak, büyüklüğünü, gücünü kuvvetini kabul etmektir. Öyleyse dua sadece Allah’a yapılmalıdır. Allah’la beraber birilerini de büyük mevkiine oturtarak dualarımıza onu da katarak, davetiyemizin üzerine başkalarının da ismini yazarak şirke düşmemeliyiz. Birilerini bu konuda Allah’a ortak kılmamalıyız. Dua acziyetin ifadesidir. Dua, âcizin, güçsüzün güçlüye teslimiyetinin ifadesidir. Peki kim var Allah’tan başka böyle kendisine teslim olacağımız? Kime ihtiyacımız var bizim Allah’tan başka? Dua bir de çağırmak, çağrıştırmak demektir. Çağrışım ifadesi de buradan gelmektedir. Yâni bir kişi sosyal, siyasal, ekonomik, bireysel ya da toplumsal bütün dertlerinde, problemlerinde o problemlerin çözümü konusunda kimi çağırıyor, çağrıştırıyorsa ona dua ediyor demektir. Karşı karşıya bulunduğu bir probleminin çözümünde ya da vereceği bir karar konusunda kişi kimi imdadına çağırıyor? Kimi ve neyi hatırlıyor? Kimin çözüm önerisi kafasında canlanıyor? Kime baş vuruyorsa? Kimi çağırıyor, çağrıştırıyorsa işte o kişi ona dua ediyor demektir. Neyi problem edindi adam? Meselâ karısıyla geçimsizliğini mi? Nereden kazanıp nerelerde harcayacağını mı? Çocuklarını nasıl eğiteceğini mi? Hangi okulda okuyacağını? Hangi mesleği seçeceğini? Evini nasıl tefriş edeceğini? Nasıl bir hukuktan yana olacağını? Nasıl giyineceğini? Sofrasında ne-lerin bulunup, nelerin bulunmaması gerektiğini mi dert edindi adam? İşte dert edindiği bu probleminin çözümü konusunda neyi ve kimi aklına getirdi? Kimin çözüm önerisine baş vurdu? Kimin çözüm önerisi kafasında canlandıysa işte kişi ona dua ediyor, onu çağırıyor, onu çağrıştırıyor demektir. Eğer tüm hayat problemlerimizin çözümü noktasında aklımıza Allah geliyorsa, Allah’ın çözüm önerileri, Allah’ın âyetleri, Allah’ın emirleri, Allah’ın o konudaki dediklerini hatırlayabiliyorsak o zaman biz Allah’a dua ediyor, Allah’ı çağırıyor, çağrıştırıyoruz demektir. O zaman dua edilen, dâvet edilen, dâvetiye çıkartılan sadece Allah’tır demektir. Ama eğer Allah’la beraber başkalarını da hatırlıyor, başkalarının çözüm önerilerini de çağırıyor, çağrıştırıyorsa, ya da bazen Allah bazen da başkaları çağrılıyor, veya meselâ bazı konularda Allah bazı konularda da başkaları çağrıştırılıyorsa bunun adına da şirk denir Allah korusun. Meselâ adam sabah namazının farzının kaç rekat olduğu konusunu Allah’a soruyor, o konuda sadece Allah’ı çağırıyor, Allah’ı aklına getiriyor ama hukuku konusunda, eğitimi konusunda, kılık kıyafeti konusunda başkalarını çağırıyorsa işte bu şirktir. Gerçek çağrı, gerçek dua, gerçek ibadet, gerçek kulluk Allah’adır, Allah’a yapılır, Allah’ın hakkıdır. Çünkü kulluğa, itaate, ibadete lâyık sadece O’dur. Çünkü çağrıya, duaya icabet edecek olan sadece O’dur. O’nun berisinde çağrılanlar, kendilerine dua edilenler as-la duymazlar, asla çağrılarına icabet edemezler. Allah’ı bırakıp da O’nun berisinde başkalarını çağıranlar, başkalarına dua edenler, Allah’tan başkalarını çağrıştıranlar, hayat problemlerini Allah’tan başkalarına arz edip onların çözüm önerilerine başvuranlar, Allah berisinde bir kısım yapay tanrıların ve tanrıçaların kapısında çözüm dilenenlerin durumu aynen şuna benzer: Ağızlarına suyun gelmesi için avuçlarını ona doğru açmış bekleyen kimsenin durumu gibidir diyor Rabbimiz. Onlar bu durumda hiçbir zaman suya ulaşamazlar. İşte kâfirlerin duaları, yalvarıp yakarmaları aynen böyle boşunadır, beyhudedir. Bu kâfirlerin Allah’ı bırakıp ta O’nun berisinde kıyamete kadar kapılarını dövdükleri bu aciz varlıkların onlara hidâyet sunmaları, onlara yol göstermeleri, onlara reçeteler sunmaları, onların dertlerine der-man olmaları, problemlerini çözümlemeleri mümkün değildir. Kıyamete kadar onları hakka ulaştırmaları mümkün değildir. İstedikleri kadar bu zalimler onların önünde eğilip onlardan yardım beklesinler. İstedikleri kadar onları Rab bilip onlardan hayat programı dilensinler. Aman bizi kurtarın! Aman bize güzel yasalar yapıp bizi sahil-i selâmete çıkarın! Bizim ekonomik problemlerimizi çözüverin! Bizim eğitim sorunlarımızı hallediverin! diyerek istedikleri kadar onlara yalvarıp yakarsınlar. Kıyamete kadar onların bunlara bir fayda sağlamaları mümkün ol-mayacaktır. Çünkü isteyenler de zayıf, istenenler de acizdir. İsteyenler de kul, istenenler de kul. Bu durumda onların hakka ulaşmaları as-la mümkün olmayacaktır. Öyle değil mi? Hani şu ana kadar bu aciz insanlardan hangisinin insanlığa sunduğu sistem, hangisinin insanlığa sunduğu reçete insanları huzur ve sükuna kavuşturabilmiştir? Dünya açısından bu böyle olduğu gibi âhiret açısından da böyledir. Dünyada bir fayda sağlayamadıkları gibi âhirette de insanları Allah’ın azabından kurtaramayacaklardır bu varlıklar. Öyleyse Allah’tan başka tüm sahte ilahları, tüm yapay tanrıları reddedecek ve İlah olarak sadece Allah’ı kabul edeceğiz. Hayatımızı parçalayıp onun bazı bölümlerinde İlah olarak Allah’ı öteki bölümlerinde de başka ilahları dinleyip şirke düşmeyeceğiz. Hayatımızın tümünde söz sahibi tek İlah olarak Allah’ın arzularını gerçekleştireceğiz. Çünkü, unutmayın ki her şey ölecek, herkes helâk olacak, an-cak Allah’ın vechi müstesna. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi helâk olacak sadece Allah kalacaktır. Bâki sadece Allah’tır. Göklerin ve yerin mirası Allah’a kalacaktır. Hüküm Onundur, hâkimiyet Onundur, egemenlik Onundur, yetki Onundur. Ve dönüşünüz de Onadır. Onun huzuruna dönecek, Onun mahkemesine gidecek ve yaşadığınız hayatın hesabını Ona ödeyecek. Öyleyse ey müslümanlar sadece Onu dinleyin, sadece Ona dua edin, sadece Ona kulluk edin, sadece Ona sığının, sadece Onun önünde eğilin, sadece Onun istediği hayatı yaşayın ve sadece Onu razı etmeye çalışın...