9. “Firavunun karısı: “Benim de senin de gözün aydın olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydası olur yahut onu oğul ediniriz" dedi. Aslında işin farkında değillerdi.” Ey Firavun, benim de senin de gözün aydın olsun. İşte bir çocuk, nûr topu gibi bir erkek çocuğu. Bu çocukla ikimizin gözü de aydın olsun dedi. Kadıncağız çok hoş bir ifadeyle, çok güzel bir yorumla Mûsâ’yla gözlerinin aydınlığını istedi. Mûsâ’yı göz aydınlığı bildi. Sakın bunu öldürmeyelim, belki Onun bize faydası olur, yahut da Onu evlât ediniriz dedi. Aslında o kadın da Mûsâ’nın farkında değildi. Rivâyetlere göre hanımının göz aydınlığı talebine karşılık Firavun tam bunun tersini söyledi. Dedi ki hayır, ben ondan dolayı bir göz aydınlığı filan istemiyorum. Senin gözün aydın olsun dedi. Gerçekten de sonunda aralarındaki savaşta Firavunun göz aydınlığı olmayacaktı O Çocuk. O karısının göz aydınlığı olacaktı ama Firavunun sonunu hazırlayacaktı Mûsâ. Bu kadın Âsiye annemizdi. Âhirette bu kadının gözü aydın olacaktı. Büyük irade böyle istiyordu. Bakın iki peygamber karısı, o eve vahiy indiği halde, insanlık o evden yayılan vahiyle dirildiği halde o iki evin hanımı müslüman olmuyorlar da, yeryüzünün en despot, en zalim insanının karısı müslüman oluyor. Gerçekten çok garip bir dünya. Öyleyse hiç birimiz kesinlikle geleceğimizden enim olamayız. Rabbimize hep şöyle dua etmeliyiz: Ya Rabbi bizi müslümanca yaşat, müslümanca öldür. Bizi cennetine girdir ya Rabbi demek zorundayız. Değilse şu andaki gücümüz, kuvvetimiz, peygambere yakınlığımız hiçbir değer ifade etmeyecektir. İşte Nûh ve Lût (a.s)’ın hanımları, işte İbrâhim (a.s)’ı babası, işte Nûh (a.s)’ın oğlu ve işte Rasulullah efendimizin amcası. Ve işte ben tanrıyım diyen Firavunun karısı. Çocukları da olmadığı için Mûsâ’yı ölümden kurtarıp evlâtlık edinmek ve onunla göz aydınlığına ulaşmak istiyor. Mûsâ’yı bilmediği halde öyle söylü-yordu. Ve kadının teklifini kabul ettiler, kabul ettirdi Rabbimiz. O çocuk ta İsrâil oğullarından bir çocuktu. O çocuk korktukları çocuktu, ama bilmedikleri için kadının teklifini kabul ettiler. Çünkü büyük irade böyle istemişti, böyle kararlaştırmıştı. Devletleri kuran, devletleri yıkan, Firavunlara geçici yetkiler veren büyük irade böyle hükmetmişti. Kadının teklifiyle çocuk saraya girdi. Şimdi perdenin öbür sahnesine, çocuğunu kaybetmenin acıları içinde kıvranan Mûsâ’nın annesine bir bakalım, acaba o ne âlemde?