14-15. “Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.” Yok yok insan bu işi bilerek yapıyor! Bu bilgiyle yaratıldı o! Bu bilgiye sahiptir o aslında! Doğrusu insan kendisine karşı basîrdir. Kendisine karşı basîret vardır insanda. Basîret, kendi vicdanında, kendi kendine şahit demektir. Yani kendi kendini bilen, ne yapacağını, ne yapmayacağını, neleri yapması gerektiğini, neleri de yapmaması gerektiğini bilen olarak yaratılmıştır insan. Hani “Nefs-i Nâtıka” deniyordu ya. Kendini konuşan, kendi kendini konuşan nefis. İşte Nefs-i Bâsire de, kendi kendini bilen, kendi kendini gözetleyen, basîretli insan demektir. Öyleyse insanda kendi kendini gözetleyebilme, kendi kendine basîr olabilme özelliği vardır. İnsan kendi kendine basir olan varlık demektir. Öyleyse insanda kendi kendini kontrol edebilme özelliği vardır. İnsan bu özellikte yaratılmıştır. Fıtratında, ruhunda bu bilgi vardır. Yapmadan önce bu bilgi var, ne yapacağını biliyor. Yaparken bu bilgi var, düşünüyor, yapmaması gerektiğini biliyor. Yaptıktan sonra bu bilgi var, ne yaptığını düşünebilecek bir özellikle yaratılmıştır insan. Yaptığından pişmanlık du-yabilme özelliğinde yaratılmıştır. Bakın burada insanın bu özelliğinin böylece gündeme getirilişini şöylece anlamaya çalışıyoruz: Rabbimiz buyuruyor ki: “Ey kulum! Ey insan! Sen böyle yaratıldın! Senin fıtratında bunun bilgisi vardır! Öyleyse bir kendine gel de, ne yaptığının bir farkında ol! Yarın, “Ya! Demek ben öyle mi yapmıştım meğer? Tüh, ben bilmiyordum! Öyle olduğunun farkında değildim! Öyle yaptığımın farkında değildim!” demenin anlamı yoktur. Çünkü Ben seni ne yaptığını bilmeye, kendine basîr olmaya hazır yarattım! Seni bunun şuurunda, bilincinde yarattım!” Veya bunun bir başka manası da insanın gözü, kulağı, eli, ayağı, tuttuğu, oturduğu, baktığı her şey kendisine şahit olacaktır. Böyle anlayanlar da olmuştur. Yani onu görüp gözeten birileri vardır. Yaptığı her şeye basîr olan şahitler vardır. Bu ya kendisidir, ya da onun âzâları ve çevresidir. Kitabımızın başka âyetlerinde ve Rasulul-lah Efendimizin pek çok hadislerinde bu şahitler uzun uzun anlatılmaktadır. İnsan kendi kendine basîrdir, kendi kendini bilmektedir, velev ki: Özürler beyan etse de. Veya “Velev erha meazîrah” diye de okunmuş. Yani perdeleri uzatsa da. Perdeleri uzatıp, perdeleri çekip işleyeceği günahları onun arkasında yapsa da, insanlardan, çevreden gizlemeyi becermiş olsa da diye de okunmuştur. Yani yaptığı iş dıştan güzel görünse de! Veya çevreyi atlatmayı, çerçeveyi ka-mufle etmeyi becerse de! Veya perdeleri, kapıları kapatıp onun arkasında yapacaklarını yapsa da insan kendi kendini bilmektedir. Birinci manaya göre anlarsak, insan kendi kendini bilmektedir, özürler beyan etse de, yığınlarla mâzeretlerin arkasına saklanıp kendini gizlemeye çalışsa da, durumunu Cenab-ı Hakk’a anlatıp: “Ya Rabbi ben bilmiyordum! Ben yaptıklarımın kötü şeyler olduğunu bil-miyordum! Senin rızanın nerede olduğundan benim haberim yoktu!” diyerek özürler dilese de, veya “ya Rabbi! İşte tevbe edecektim, yakında bırakacaktım, vazgeçecektim” diyerek yığınlarla mâzeretler be-yan etse de, bilsin ki, bilesiniz ki böyle bir ortamda onun bu itirafı, bu mâzeretleri onu kurtaramayacaktır. Çünkü mâzeretlerle Allah kandırılamaz. Allah kendisini bu tür mâzeretlerle kandırılamaz kıldığı gibi, insanın kendisini de kendisi tarafından kandırılamaz olarak yaratmıştır. Allah insana öyle bir fıtrat koymuş ki bu fıtratı gereği insan asla kendi kendisini de kandıramaz. Rabbimizin koyduğu çok enteresan bir özelliktir bu. Bu özelliğinden dolayı karşıdakinin suçu hemen kolayca açığa çıkarılıveriyor. Suçlunun suçluğunu açığa çıkarmak çok kolay olmaktadır. Çünkü insan kendisini kandıramamaktadır. Yani insan kendini bir kandırabilse, bir unutabilse yaptığını, tamam onu ortaya çıkarmak çok zorlaşır, ama öyle bir vicdan vermiş ki Allah insana, vicdanını kandıramıyor. Lâkin kimi insan vicdanını da öldürmüş, fıtratını da silmişse o zaman becerebiliyor bunu. O zaman kendini de, başkalarını da kandırabiliyor. Zaten bu şekilde kendi karakterini, kendi fıtratını bozan insan, insanlıktan çıkmış demektir. Değilse fıtratı bozulmamış, insanlıktan çıkmamış bir insan kesinlikle ne kendisini, ne de başkalarını kandırıp aldatamaz. Bir adam işlediği bir cinâyetten ötürü, cinâyet sanığı olarak mahkeme huzuruna çıkarılır. Adam mahkeme huzurunda kendisini öyle bir savunur, öyle deliller getirir ki, herkesi suçsuzluğu konusunda ikna eder. Aldığı beraat kararıyla salondan ayrılır, birkaç metre gider ve oradaki bir köprüden kendisini aşağıya atarak intihar eder. Neden? Çünkü herkesi kandırdı, ama bir türlü kendisini kandıramadı. Suçlu olduğu için vicdanını kandıramadı da onun için intihar etti.