17. “Ey Oğulcuğum! Namaz kıl, uygun olanı buyurup fenalığı önle, başına gelene sabret; doğrusu bunlar, azmedilmeğe değer işlerdir.” Ey oğulcuğum, namazı Allah’ın istediği gibi ayağa kaldır. Sûrenin başında namazı ikame edenlere bu kitabın hidâyet rehberi olduğunu anlatmıştı. Bakın Hakîm bir Allah’ın hikmetine muttali olan Lokman (a.s) da burada hikmetinin gereği olarak oğluna ve bize namazın ikamesini emrediyor. Ey oğulcuğum, namazı ikamet et. Namazı ayağa kaldır. Namazı hayatınla özdeşleştir. Namazla hayatını düzenle. Namazla hayatın doğru orantılı olsun. Namazsız bir hayatın olmasın. İşte örneğimizin bize emri bu. Biz kendimiz de namazsız bir hayatın sahibi olmamalıyız. Ve bizler de oğullarımıza bunu emredeceğiz, bunu vasiyet edeceğiz. Kendimiz namazı ikame ettiğimiz gibi çocuklarımızın da ikame etmelerini sağlayacağız. Onlara diyeceğiz ki oğlum, sakın namazsız bir hayatın mahkumu olma. Kızım, sakın namazsız bir hayatın insanı olma. Kendimiz Allah’ın istediği bir namazı ikame etmekle birlikte, oğullarımızın kızlarımızın da namazı ikame eder olmalarını sağlayacağız. Kesinlikle bilelim ki eğer hayatımızda namaz yoksa o hayat, hayat değildir. Namazsız bir hayat dünyayı da ukbayı da kaybettiren, Allah’ın gazabına ve cehenneme götüren bir hayattır bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayalım. Sonra marufu emret, münkeri de nehy et. İyilikleri emredip kö-tülüklerden de alıkoy insanları. Allah kullarını iyiliklerle karşı karşıya getir, kötülüklerden uzaklaştır. İnsanları hayra çağır, hayra dâvet et. Hayra çağrıda bulun, hayra dâvetiye çıkar, hayrı çağır, hayrı çağrıştır. Varlığın, hayatın hayrı çağrıştırsın. Yâni ey oğulcuğum, seni görenler hayrı, hakkı, marufu hatırlasınlar. Tüm hayatında marufun, iyiliğin, hakkın, tevhidin amiri olarak, münkerin, İslâm’ın istemediği küfrün ve şirkin nehy edicisi olarak boy göster. Evet sürekli hayrı gündeme getiren, marufu yaşayan, marufu pratikte gösteren bir mü’min ol. Allah’ın maruf dediği, iyilik dediği bir hayatın kavgasına soyun. İnsanların cennet yollarını açıp, cehennem yollarına barikatlar koy. İnsanların farkında olmadan süratle ateşe doğru sürüklendikleri bir dünyada kollarını makas gibi açarak: Durun ey kalabalıklar! Bu yol çıkmaz sokak! Nereye gidiyorsunuz? Bu gidişiniz sizi ateşe götürüyor! Gelin işte Allah yolu buradadır! Gelin cennet buradadır! Cennet yolu buradadır! Felaha erenler buradadır! Dünyada da, âhirette de başarıya ulaşanlar buradadır! diyerek dâvetiye çıkar. İnsanların gözleri önünde güzel bir hayat yaşa. İnsanların gözleri önünde tertemiz Müslümanca bir hayat sergile ki onlar Allah’ın istediği güzel bir hayatın esaslarını öğrensinler, görsünler. Evet atamızın tavsiyesi gereği maruf emredilecek, münker de nehy edilecek. Maruf ve münkerle insanların hayatları sorgulanacak. Müslümanlığımızın vazgeçilmez bir gereği olarak insanlara örfle muamele etmekten, örfü tavsiye etmekten de vazgeçmeyeceğiz. Örf bilinen tanınan şey demektir. Yâni örf kitap ve sünnet demektir. Kitap ve sünnet bilgisi demektir. Yâni çevremizdeki insanlara Allah’ın kitabını Resûlünün sünnetini ulaştırmaya çalışacağız. İnsanların dirilişi adına, insanların marufu tanımaları, maruftan yana olmaları, münkeri tanımaları ve ondan uzak durmaları adına her şeyimizi, malımızı, zamanımızı hattâ gerekirse canımızı bile fedâdan çekinmeyeceğiz. İlk işimiz, ilk derdimiz bu olmamalıdır. Okuyacağız kitabı, okuyacağız sünneti, okuduklarımızı anlayacağız, okuduklarımızı içimize sindirecek, onlarla dolup taşacak insanlara gideceğiz. Tabii oğulcağızım, bunun için her şeyden önce marufu ve münkeri bilmek zorundasın. Nelerin maruf, nelerin münker olduğunu bilmelisin ki birini emredip, ötekisini menetme imkânın olsun. Önce bunun bilgisine sahip olman gerekir. Değilse Allah korusun maruf diye münkeri emretmeye, münker diye marufu nehy etmeye kalkarsın ve hata edersin. Sana İsâbet edene de sabret. Elbette sen insanların hayatlarına karışmaya, onlara iyilikleri emredip kötülüklerden uzaklaştırmaya başlayınca elbette onlardan sana bit takım şeyler İsâbet edecek, o zaman da sabret, Allah’a dayan, diren. Allah için yaşa. Allah için dirençli ol. Allah’a kulluğundan, Müslümanca bir hayattan geri adım atma, taviz verme. Allah’ın senden istediği hayattan tüm dünya üzerine gelse de asla kaçmayı düşünme. Her şart altında Müslümanca kalabilmenin hesabını yap. Doğrusu bunlar azm’il umûrdur. Yâni azmedilecek işlerdir, zor işlerdir. Namazı Allah’ın istediği şekilde ikame, namazı tüm hayatta ayağa kaldırma, namazın önündeki engelleri defetme, namazı hayata özdeş kılma, namazla hayatı doğru orantılı yapma, insanların hayatına müdahale, insanlara iyiliği emretme, marufun, îmanın, İslâm’ın, kulluğun kavgasını verme, kötülüklerin kökünü kazıma ve bu uğurda insanlardan gelebilecek eziyet ve işkencelere sabredip, göğüs gerip Müslümanca kalabilme bunlar gerçekten zor işlerdir. Ama ey oğulcağızım, zorluğuna rağmen Allah için bunları gerçekleştirmen gerekmektedir. Ve sizler, bizler ey Müslümanlar, zor da olsa bunları gerçekleştirmek zorundayız. Allah için sabretmek, dayanmak, direnmek, dişimizi sıkmak zorundayız.