22. “İyilik yaparak kendini Allah'a veren kimse, şüphesiz en sağlam kulpa sarılmış olur. İşlerin sonucu Allah'a aittir.” Kim ki muhsin olarak yüzünü Allah’a teslim ederse. Kim ki muhsin olarak yönünü Allah’a dönerse. Kim ki tüm yönünü, tüm hayatını, varlığını, gecesini, gündüzünü, ömrünü, ailesini, çocuklarını muhsin olarak Allah’a teslim ederse. Allah’ı görüyormuşçasına kim Allah’a kulluğa yönelirse. Kim Allah’ın kendisini her an gördüğü, her an kontrol ettiği bilinci içinde bir hayat yaşamaya koşarsa, Müslüman-ca bir hayata yönelirse o kimse güzel bir kulpa, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa yapışmış, güzel bir ipe tutunmuş demektir. Allah’ın yeryüzüne indirdiği bir hidâyete yapışmış demektir. Bakarada da kim Allah dışındaki azgınları reddeder, Allah berisinde egemenlik iddiasında bulunan sahte tanrıları reddeder ve sadece Allah’a kulluğa yönelirse o kopması olmayan sağlam bir kulpa yapışmış, yâni Allah’ın dinine, İslâm’a tutunmuş demektir deniyordu. Evet Rabbimiz bizden tüm varlığımızla kendisine yönelmemizi istiyor. Tüm hayatımızla kendisine teslim olacağız. Muhsin olacağız ki sağlam bir kulpa yapışmış olalım. Zaten işlerin âkıbeti, işlerin sonucu Allah’a döndürülecektir. Sonunda herkes Allah’a döndürülecek ve hesabı Allah’a verecektir. . “Ey Muhammed! İnkâr edenin inkârcılığı seni üzmesin; onların dönüşü Bizedir; o zaman, yaptıklarını kendilerine haber veririz. Allah, kalplerde olanı şüphesiz bilir.” Kim de küfrederse, Allah’ı, Allah’ın kitabını, Allah’ın dinini, Allah’ın elçisini örter, örtbas ederse sakın ha peygamberim onun küfrü seni üzmesin. Küfredenin küfrüne üzülmeyin. Allah’ın Resûlü insanların hidâyetine, insanların îman etmelerine o kadar haristi ki, onların küfrü tercih edip, Allah’ın kitabını, Allah’ın vahyini, hidâyeti örtüp bir hayat yaşamalarına o kadar üzülüyordu ki âdeta cehenneme giden insanları gördükçe kendisini harap ediyordu. Üzüntüsünden yemeyi içmeyi terk ediyor, kendisini ihmal ediyor, kendisini parçalayacak duruma geliyordu. Kendisinin bu insanlar tarafından yalanlanmasından daha çok onların cehenneme gidişi üzüyordu Rasulullah efendimizi. Niye bu insanlar îman etmiyorlar? Niye bu insanlar ateşe doğru gidiyorlar? Niye bu insanlar cehenneme dayanıklılık gösterisinde bulunuyorlar? Niye bu insanlar kendilerine yazık ediyorlar? diye kendi kendini yiyip bitirecek duruma geliyordu. Elbette onun yolunun yolcusu olarak bizim de ilk üzüntümüz, ilk derdimiz bu olmalıdır. Biz de şu anda çevremizde, akrabalarımız içinde farkında olmadan cehenneme doğru giden insanları gördükçe yerimizde duramaz hale gelmeliyiz. Etrafımızda dünyacı kesilmiş, dünyayı kıble edinmiş, Allah’ı, Allah’ın kitabını örtmüş, vahiyle ilgisini kesmiş kimi görürsek ilk işimiz, tek işimiz onu uyarmak, onun ateşe gidişini değiştirmek olmalıdır. Bu tür insanların hidâyeti için üzülmeliyiz, sıkıntılanmalı ve çabalamalıyız. Bir tek insanın hidâyeti için gerekirse her şeyimizi fedâya hazır olmalıyız. Anlatacak mıyız? Duyuracak mıyız? Sevdirecek miyiz? Evlerine, dükkanlarına mı gideceğiz? Para mı vereceğiz? Satın mı alacağız? Ne yapmamız gerekiyorsa yapmak zorundayız. Cennete gidiş varken, Müslümanca bir hayat yaşamak varken niye bu akrabalarımız cehenneme gidiyorlar? diye üzülmeliyiz, bunu kendimize dert edinmeli ve çareler araştırmalıyız, fırsatlar kollamalıyız. Ama tabii bu çabamız bizi kendimizi helâk etmeye de götürmemeli. İşte Rabbimiz buyuruyor ki onların küfrü sizi mahzun da etmesin. Siz size düşeni yaptıktan sonra da bilesiniz ki onların küfrü size bir zarar vermeyecektir. Tutup zorla bu adamların kalbine İslâm’ı, îmanı sokma imkânınız, yetkiniz yoktur, bu benim işimdir diyor Rab-bimiz. İşte görüyoruz süratlice cehenneme gidiyorlar, anlatıyoruz din-lemiyorlar, uyarıyoruz yanaşmıyorlar. Onların dönüşleri Bizedir. Onların dünyada yapıp ettiklerini Biz onlara haber vereceğiz. Allah göğüslerde, sadırlarda olanları bile bilmektedir. Yaptıklarımızı, işlediklerimizi bildiği gibi, amele dönüştürmeyip kalplerimizde taşıdığımız niyetlerimizi, düşüncelerimizi de bilmektedir Rabbimiz. Öyleyse dileyen îman etsin, dileyen de küfretsin. Sonucuna kendisi katlanmak kayd-u şartıyla dileyen dilediğini tercih etsin. Kâfir olanlar da asla sizi üzmesin diyerek böylece peygamberine ve onun şahsında kıyamete kadar hepimize bir tesellide bulunur Rabbimiz. Öyleyse bir Müslüman olarak bize düşen kendimiz Müs-lümanca bir hayat yaşamanın ve çevremizdeki insanları da Müslümanlaştırmanın kavgasını vereceğiz. Bu ikisini birlikte götüreceğiz Allah’ın izniyle.