32. “Dağlar gibi dalgalar insanları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; onları karaya çıkararak kurtardığında, içlerinden bir kısmı doğru yolda kalır. Zaten âyetlerimizi ancak hain nankörler inkâr eder.” Onları bir anda dağlar gibi dalgalar kapladığı zaman dini Allah’a halis kılarak, tüm hayatlarını, tüm varlıklarını Allah’a yönelterek, tüm varlıklarıyla Allah’a dönerek samimiyetle Allah’a dua ederler. Evet geminin içinde dağlar gibi dalgalar kendilerini sarıp ta helâk tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarında bütün varlıklarıyla Rablerine yönelip dua ediyorlar. Bütün samimiyetleriyle Rablerine dua dua yalvarıp yakarmaya başlıyorlar. Ama onları bu tehlikeden kurtarıp karaya ulaştırdık mı hemen onlardan kimileri muktesit davranırlar, orta yolu tutarlar. Ama âyetlerimizi çok hain ve nankör olanlar da inkâr ediverirler. Evet denizin üzerinde dağlar gibi dalgaların arasında ne yapacağını şaşıran insanlar. Bir anda kendilerini ölümle burun buruna görüyorlar. Ne yapabilirler o anda? Kime sığınırlar? Kime dua ederler? Kimden yardım isterler? Kim yetişebilir imdatlarına? Ayrılmış oldukları şehirlerindeki putları mı çağırsınlar? Şehirlerinde yasalarını uyguladıkları egemen güçlere mi dua etsinler? Yahut ulaşacakları kıyıdaki kurtarıcı bilip eteğine yapıştıklarına mı çağırsınlar? Siyasal tanrılarını mı? Ekonomik tanrılarını mı? Eğitim, sağlık tanrılarını mı? Askeri güce sahip tanrılarını mı? Oyun eğlence tanrılarını mı? Kimi çağırsınlar? Kime dua etsinler? Kim yetişebilir böyle bir durumda onların imdadına? Kim kurtarabilir onları denizin ortasında boğulup gitmekten? Deniz kimin fermanını dinler? Dalgalar kimin emrini dinler? Rüzgarlar kimin emrine boyun eğer? Dalgaların sahibi kimdir? İyi bir düşünelim bunu. Yeryüzünde, yaşadığımız şu şehirde, şu ülkede egemenlik bizimdir diyenler. Yetki bizimdir diyenler. İnsanlara yasa belirleme hakkı bize aittir. İnsanlar ancak bize kulluk yapmalıdır. Bizim yasalarımıza tabi olmalıdır diyenler de bulunsa o gemide. Yâni tanrılık iddiasında olanlar, tanrı kabul edilenler de bulunsa o ortamda. Ne yapabilirler? Söz geçirebilirler mi gemiye, dalgalara, rüzgarlara? Denizin, rüzgarın, geminin, dalgaların sahibi kim? Güneşin, ayın, bitkilerin, suyun, havanın, gözün, kulağın, kalbin sahibi kim? Allah değil mi? Öyleyse niye bu insanlar O’ndan başkalarını Rab ve İlâh kabul ederek onlara dua ediyorlar? Niye onlara kulluk ediyorlar? Niye onları dinliyorlar? Niye onların yasalarını uyguluyorlar? Evet Allah’a Allah’ın istediği gibi îman edenler, hayatlarını Allah için yaşayanlar gerek tehlike anlarında, sıkıntılı anlarında gerekse sıkıntıdan, tehlikeden kurtuldukları anda güzel güzel kulluklarını sürdürürler. Ama kimileri de çok nankördürler, çok haindirler ki bir tehlike anında, Allah’ın yardımına, Allah’ın rahmetine ihtiyaçları varken, Allah’a işleri düşünce O’na dua ederler, ama ihtiyaçları kalmayınca da yan çiziverirler. İnsanlardan kimileri hem denizlerde, hem karalarda, hem şehirlerde, ülkelerde gerek güç ve kuvvete, sıhhate ve huzura sahip oldukları dönemlerde hem de felâket anlarında Allah’a kulluk yaparlar. Ama kimileri de vardır ki kötü günlerinde Allah’ı hatırlarlar da, iyi günlerinde unutuverirler hainler.