34. “Kıyamet saatini bilmek ancak Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir, Rahîmlerde bulunanı O bilir, kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Allah şüphesiz bilendir, her şeyden haberdardır.” Hakîm olan Rabbimiz bilgisinden, hikmetinden çok azını bize sunmuştur. Rabbimizin bilgisinin tamamına sahip değiliz. Kimi bilgilerini Rabbimiz bizden gizlemiştir. İşte bizimle ilgili olup ta bizden Rabbimizin gizlediği bilgilerini bize burada, sûrenin bu son âyetinde anlatıyor. Muhakkak ki kıyamet saatinin bilgisi Allah’ın yanındadır, Allah katındadır. Biliyoruz ki İsrâfil (a.s) suru ağzına almış Rabbimizin emrini bekliyor. O da bilmiyor bu emrin ne zaman verileceğini. O da bil-miyor bu işin ne zaman gerçekleşeceğini. Cebrâil (a.s) bilmiyor, Muhammed (a.s) bilmiyor, hiç kimse bilmiyor. Sadece bilen Allah’tır. Kim ki kıyametin ne zaman kopacağını bildiğini iddia ederse Allah’ı da, Allah’ın vahyini de, melekleri de, peygamberleri de inkâr etmiş demektir. Dönemlerinde tüm peygamberlere sorulan ama peygamberlerin tamamının bilmiyoruz, onun bilgisi Allah’a aittir dedikleri bir konudur bu. Kendi döneminde Rasulullah efendimize de sordular, ey Muhammed kıyamet ne zamandır diye de, Rabbimiz sen onu nereden bilebileceksin de ey peygamberim? Onun bilgisi ancak Allah’a aittir. Sen ancak Rablerine karşı haşyet duyanları onunla uyarırsın buyurur. Kitabımızın pek çok yerinde bu konu bize anlatılır. Evet kıyametin ne zaman kopacağı konusunda Allah’tan başka hiç kimsenin bilgisi yoktur. Lâkin kıyametin alâmetleri konusunda bilgiler var. Kur’an bu konuda bilgiler verir, Rasulullah efendimiz de Rabbimizin kendisine bildirdiği kadarıyla bu konuda bilgiler verir. Ama kıyametin bilgisi sadece Allah’ın yanındadır. Peki acaba neden gizlemiş Rabbimiz bunu? Herhalde bizler daha dikkatli olalım diye, duyarlı bir hayat yaşayalım diye Rabbimiz onu gizleyivermiş. Yağmuru O indirir. Yağmur O’nun yanındadır, dilerse indirir, dilerse indirmez. Bu konuda hiç kimsenin gücü de yetkisi de yoktur. Nereye yağdıracak, ne kadar yağdıracak? Nasıl yağdıracak? Kaç damla düşecek? bütün bunları bilen O’dur. Rahîmlerde olanı da bilen sadece O’dur. Rahîmlerde ne var, ne yok? Ne zaman gelecek, ne zaman doğacak? Ne eksiliyor? Ne yükseliyor? Rahîmlerdeki Nasıl olacak? Saîd mi olacak? Şaki mi olacak? Beyaz mı, siyah mı olacak? Kadın mı, erkek mi olacak? Güçlü mü, zayıf mı? Ömrü ne kadar olacaktır? Kaç yıl yaşayacaktır? Nerede yaşayacaktır? Rızkı ne kadar olacaktır? Ne kadar hava tüketecektir? Ne kadar su harcayacaktır? Bilgiden nasibi ne kadar olacaktır? Ruhu nasıl, bedeni nasıl olacaktır? Korkak mı? Haşin mi? Kavgacı mı? Duygusal mı? Dürüst mü? Sahtekâr mı? Muttaki mi? Fâsık mı? Zâlim mi? Kâfir mi? Müşrik mi? Orta boylu mu? Kısa boylu mu? Nasıl olacağını da bilen sadece Allah’tır. Hiç bir nefis, hiç bir kimse de yarın ne kazanacağını bilemez. Gayba îman eder ve yarın ne kazanacağını Rabbinden bekleyerek bir hayat yaşar. Yarın ne kazanacak? Yarın başına neler gelecek? bunu da hiç kimse bilemez. Yine hiç kimse de nerede öleceğini bilemez. Ölüm de Allah’ın emrinde, ölümün gerçekleşeceği yer, mekân da onun bilgisindedir. Hayat O’nun emrinde olduğu gibi, ölüm de O’nun emrindedir. Herkesin ölümünü takdir eden O olduğu gibi ölümünü nerede karşılayacağını bilen de O’dur. O’nun önüne kimse geçemez. Allah Alîmdir, Allah Habîr’dir. Bilen de O, haberdar olan da O’dur. Öyleyse bize düşen de O’nunla bilgilenmek, O’nun kitabıyla beraber olmak ve O’nun istediği bir hayatı yaşamaktır. Haydi öyleyse Bu Allah bilgisiyle bilgilenmeye. Haydi Allah kitabıyla, Allah elçisinin sünnetiyle gerçek bilgilere ulaşmaya ve bu hak bilgilerle bir dünya yaşamaya. Haydi Allah ve Resûlünün istek ve arzularına göre bir hayat yaşamaya. Haydi Allah’ın Alîm ve Habîr oluşuna güvenerek O’na O’nun istediği kulluğu icra etmeye. Bundan başka da hiçbir çaremiz yoktur. Bu sûre ile alâkalı da bu kadar söz yeter. Rabbim gereği gibi anlayıp, iman edip amel eden kullarından eylesin. Sübhanekallahüm-me ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbü ileyk.