105. “Ey İnananlar! Siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar vermez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. İşlemekte olduklarınızı size haber verecektir.” Ey îman edenler siz kendinize bakın. Siz kendinizden sorum-lusunuz. sahâbe-i kiram efendilerimiz diyor ki eğer Kur’an’da bu âyetin dışında başka hiçbir âyet inmemiş olsaydı bu âyet bize yeterdi. Siz kendinize bakın. Kıyamete kadar tüm zaman birimlerinde yaşayacak mü’min kullarına sesleniyor Rabbimiz. Siz kendinize bakın. Ne fidye, ne torpil, ne şefaat, ne iltimas olmadığı bir günde siz kendinizi kendiniz kurtaracaksınız. O gün insanlar kendilerini Allah’ın cehenneminden kurtarabilmek için dünyalar dolusu fidyeler vermek isteyecekler ama bu onlardan kabul edilmeyecek. Kimin malını kime veriyorlar da? Öyleyse sizler kendinizi Allah’ı razı edecek Müslümanca bir hayatla kurtarmaya bakın, o gün kimsenin kimseye bir faydası olmayacaktır. Herkes, hepiniz o gün sadece yaptıklarıyla karşı karşıya geleceksiniz. Gerçi Rasulullah Efendimiz kişinin öldükten sonra da kârda olacağını, geriye bıraktıklarından, salih evlât, sadaka-i câriye, istifade edilen hayırlı bir ilim, hayırlı bir çığır gibi unsurlardan da faydalanacağını anlatır. Ama tabii bu birinin yaptıklarından bir başkasının faydalanması anlamına değil, kendisinin bizzat iyi bir iş yapmasındandır. Çünkü Allah’ın istediği gibi inanıp, O’nun istediği gibi bir hayat yaşamayanlar geriye bıraktıklarından istifade edemeyeceklerdir. Madem ki ben beni kurtaracakmışım, ben benden sorumluy-muşum öyleyse ben hemen dağa çıkmalıyım. İnsanlardan uzaklaşmalıyım. Çoluk çocuğumu terk edip insanlarla ilgilenmemeliyim. Hayır, yanlış. Çünkü ben beni kurtarırken insanlara, çevreme tavrım, tebliğim, ilişkim, hayatımın her bir bölümü aynen kulluk örneğim gibi olmalıdır. O nasıl bir hayat yaşamışsa ben de öylece yaşayarak ancak kendimi kurtarabilirim. Çünkü insanlardan uzaklaşıp münzevi bir hayata çekildiğim zaman benim kendi kendime yapabileceğim çok az İslâmi görev vardır. Zikir, tefekkür gibi. Öyle değil mi? İslâm tek başına yaşanacak bir din değil ki. İslâm’ın diğer hükümleri cemaatle yaşana-bilecek hükümlerdir. Namaz kılacağız cemaatle, zekât vereceğiz kendi kendimize değil birilerine, yalan söylemeyeceğiz birilerine gibi. Öyleyse biz kendimizi kurtarırken elbette birlilerinin kurtuluşu-na da sebep olacağız. Ama kimi peygamberler gibi hanımlarımızı bile kurtaramamışsak o zaman da biz bize düşeni yaptıktan sonra hiç üzülmeyeceğiz. Biz hidâyette olduğumuz sürece onların bize hiçbir zararları olmayacak. Unutmayacağız ki kar ya da zarar, galibiyet ya da mağlubiyet sadece dünya şartlarına göre hesap edilmez. Öyle olmuş olsaydı 950 yıl çırpındığı halde 30,40 kişiyi Müslüman yapabilmiş olan Nuh (a.s) kaybetmiş olacaktı. Veya testere ile kesilip şehid edilen Yahya (a.s) zarar etmiş olacaktı. Ey mü’minler, siz kendinize bakın. Eğer sizler hidâyette iseniz, doğru yolda iseniz sapanların, sapıtanların size hiçbir zararı dokun-maz. Siz Allah’ın istediği bir hayatın sahibi olduğunuz sürece sapanlar, sapıtanlar evinizin içinde bile olsa, babalarınız, analarınız, hanım-larınız, çocuklarınız bile olsa size bir zararları dokunmayacaktır. Sakın ha sapıklığınıza, İslâm dışı bir hayatın adamı oluşunuza etrafınızı mâzeret göstermeyin. Ne yapayım, iyi bir Müslüman olacağım, ama işte toplum şöyle, ailem böyle, müdürüm böyle diyerek kendi yamukluğu-nuzu örtmeye çalışmayın. Fâtır sûresinde de Rabbimiz peygamberini aynı konuda uyarıyordu. Bulabilirsem âyeti bulayım inşallah: “Ey peygamberim Artık onlara üzülerek kendini harap etme; Allah onların yaptıklarını şüphesiz bilir.” (Fâtır 8) Allah böyle sapmak isteyenleri, iradelerini sapmadan yana kullananları saptırır, hidâyet bulmak isteyenleri de hidâyetine erdirir. Öy-leyse ey peygamberim, sen böyleleri hakkında asla bir üzüntüye kapılma. Böyleleri için sakın kendini yıpratma. Onların yola gelmeyişleri karşısında, kötülükte direnmeleri karşısında üzülme, yoluna devam et. Unutma ki Allah onların yaptıklarından haberdardır ve yaptıklarını onların yanına bırakmayacaktır. Sen hiç üzülme. Şüphesiz Rabbin iyiyi kötü, kötüyü de iyi görecek değildir. Onlar hiçbir zaman ne bu dünyada, ne de âhirette îman edip salih ameller işleyen mü’minlerin ulaştıkları mükafatlara ulaşamayacaklardır. Bir gün gelip Allah belâlarını verecektir onların. Çünkü hepinizin dönüşü O’nadır. Hepiniz tek tek O’-nun huzuruna varacak ve yaptıklarınızın hesabını O’na ödeyeceksiniz. Orada hiçbir mâzeretiniz geçerli olmayacak. Akıllarınızı kullanmayarak atalar dinine, atalar yoluna tabi olmanız da sizi kurtaramayacaktır.