113. “Ondan yemeyi, kalplerinizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şahit olmayı istiyoruz dediler.” Havariler bu isteklerinde gerekçe olarak dediler ki, biz böyle bir sofra istemekle ondan yemeyi ve kalplerimizin tatmin olmasını, yakîn bir îmanla doyuma ulaşmasını, sükûnete ermesini istedik. Zerre kadar bir şüphe duymadan senin bize söylediklerinin mutlak doğruluğunu bilmek için bunu istedik ey Îsâ dediler. Bir de bu olaya şahit olmayanlara onun hakkında kesin bir bilgiyle şehâdette bulunalım diye istedik bunu. Bizim böyle bir sofra istememizin sebebi işte budur. Değilse ne Rabbimizden, ne O’nun gücünden, ne de peygamber olarak senden bir şüphemiz oluşundan değil. Arkadaşlar bu tıpkı İbrahim (a.s)’ın şu ifadesi gibidir. Hani İbrahim (a.s); “Ya Rabbi, ölüleri nasıl dirilttiğini görmek istiyorum.” demişti de Rabbimiz şöyle buyurmuştu: “İnanmıyor musun?” “Evet inanıyorum, ama kalbim tatmin olsun için istiyorum.” (Bakara 260) Evet bakın bu soruyu soran bir Allah elçisiydi. İnanmayan birisi değildi. Ve diyor ki bakın, inanıyorum ya Rabbi ama istiyorum ki kalbim itminana kavuşsun. Yâni İbrahim (a.s) Rabbimizin bir görsel âyetiyle kalbinin doyuma ulaşmasını istiyordu. Çünkü o insanları O Allah’a îmana çağıracaktı. Konumu gereği, üslendiği görev gereği istiyordu bunu Rabbinden. Önce bizi Allah’a kulluğa çağıran Allah elçisinin kalbi mutmain olacaktı, tabii atamızın kalbi mutmain olunca da bizim kalbimiz mutmain olacaktı. İşte burada da anlıyoruz ki Îsâ (a.s)’ın yanında onun misyonuna yardım edeceklerine dair söz verip bu büyük görevi üslenen Havari dâvetçiler de böyle bir görsel âyetle itminan istiyorlar. Bunun üzerine: