12. “Andolsun ki, Allah, İsrâil oğullarından söz almıştı. Onlardan on iki reis seçtik. Allah: "Ben şüphesiz sizinleyim, namaz kılarsanız, zekât verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdimde bulunursanız, andolsun ki kötülüklerinizi örterim. Andolsun ki, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse şüphesiz doğru yoldan sapmış olur" dedi.” Rabbimiz kitabında Rasulullah dönemi İsrâil oğullarına hitap eder. Rabbimiz onlara yönelik bu tür hitaplarıyla bir yandan onları onore ederken, diğer yandan da onları İslâm’a, îmana çağırır. “Beyler, efendiler, sizler bir vakitler peygamber çocuklarıydınız. Ne oldu? Ne çabuk unuttunuz?” diyerek Rabbimiz hem onlara değer verdiğini ortaya koyuyor, hem de Rahmân olduğu için onları hakkı kabule dâvet ediyor. Biz de tıpkı Rabbimizin yaptığı gibi karşımızdaki Müslümanlıklarının farkında olmadan yaşayan Müslümanları oradan yakalayacak ve hakka dâvet edeceğiz. Ey cumalarda aynı safta durduklarımız! Ey aynı bayramları kutladıklarımız! Sizler Müslümanlarsınız! Sizler Allah’a, peygambere sövenleri sevemezsiniz! Sizler Müslüman olarak Allah ve Resûlüne düşman olanlarla asla dost olamazsınız! Sizler Müslümansınız! Böyle bir hayata asla razı olamazsınız! Allah’ın istediği gibi bir hayatı yaşamak zorundasınız! diyerek onları oradan yakalamak, yaklaşmak zorundayız. Bu âyetten anlıyoruz ki bir anlaşma yapılmış. Allah’la İsrâil oğulları arasında bir anlaşma gerçekleştirilmiş. Bu anlaşmada aracı Cebrâil (a.s), Tevrat ve Mûsâ (a.s) dır. Tabii diğer peygamberle de dahil. Yâni Rabbimiz tarafından İsrâil oğullarına gönderilen bu dinin, bu kitabın ve bu peygamberin Allah’la bir anlaşma olduğunu, bir anlaşma anlamına geldiğini anladık. Allah diyor ki ey İsrâil oğulları, Ben sizinle bir anlaşma yapmıştım. Haberiniz var mı? Ben size bir anlaşma metni göndermiştim. Sizler bunu inandık diyerek, La İlâhe illallah diyerek kabullenmiştiniz. Şu anda bu anlaşmaya karşı ne haldesiniz? Şu anda o anlaşmayla ilginiz var mı? Öyle mi? Bize de gönderdi mi Allah böyle bir din? Bize de gönderdi mi bir kitap? Bize de gönderdi mi bir peygamber? Bizimle de yaptı mı böyle bir anlaşma? Haberiniz var mı böyle bir anlaşmadan? Elbette şu Kur’an Allah’ın bizimle yaptığı kulluk anlaşmasının metnidir. Ne zannediyorsunuz? Allah İsrâil oğullarından yıllar önce aldığı bu mîsakı bize niye anlatıyor dersiniz? Ey Müslümanlar, sizler bundan ibret alın. Sakın ha sizler sizden öncekilerin kendilerinden alınan mîsa-ka karşı davrandıkları gibi davranmayın. Allah’la sözleşmelerine ihanet edenler gibi olmayın. Sakın sizler onların düştükleri yanlışlara düş-meyin diye bizi uyarmak üzere anlatıyor Rabbimiz bunu. Onların içlerinden on iki de başkan göndermiştik. İçlerinden on iki de güvenilir gözetleyici göndermiştik. Arkadaşlar “Nakib” ifadesi gözetleyen, nöbet tutan anlamlarına gelmektedir. Yâni Allah onları kendisine kulluk yolunda tutmak, onları İslâm dışı yollara, günahlara düşmekten korumak, onlara doğruyu göstermek üzere içlerinden her kabileden bir gözetçi seçmesi için elçisi Mûsâ (a.s)’a emretmişti. Pekiyi neymiş bu anlaşma? Hangi şartları ihtiva ediyor muş? Bakın Rabbimiz onu şöylece anlatıyor: Allah dedi ki. Anlaşma şartlarını hazırlayan, Anlaşma metnini gönderen, anlaşmaya taraf olan, anlaşma metni olarak kitabı gönderen ve gönderdiği kitabında sadece Bana kul olacaksınız, sadece Beni dinleyecek ve Benim aldığım kararlara uyacaksınız diyen Allah buyurdu ki: Muhakkak ki Ben sizinle beraberim. Andolsun ki Ben sizin ya-nınızda ve desteğinizdeyim. Peki gerçekten Allah sizinle beraber mi? Allah gerçekten yanınızda mı? Elbette Allah nerede olmaz ki? Ben sizinle beraberim. Ben sizinle beraber olurum. Hep yanınızda, beraberinizde, yardımınızda ve desteğinizde olurum. Ama bunun için de şart koşmuş Rabbimiz. Desteğimle, yardımımla, inâyetimle, sevgimle, merhametimle, ordularımla, meleklerimle sizinle beraber olurum. Lüt-fum ve keremimle sizin yanınızda olurum. Eğer siz şunları şunları ya-par, şu şu konulara, şu şu anlaşma maddelerine riâyet ederseniz. Ne o maddeler? Onu biraz sonra söyleyeceğim inşallah. Ama onu de-meden önce şunu bir daha söyleyeyim: Allah’ın bir insanla beraber olması, Allah’ın bir kimsenin yanın-da ve yardımında olması gerçekten çok büyük bir şeydir. Hani Şuarâ sûresinde Mûsâ (a.s) ile Harun (a.s)’ı azgın Firavuna gönderirken Rabbimiz şöyle diyordu: “İkiniz âyetlerimle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz.” (Şuarâ 15) Ey Mûsâ ve ey Harun, ikiniz âyetlerimle birlikte Firavuna gidin. Benim âyetlerimle gidin ona ve kesinlikle bilesiniz ki böyle yaptığınız takdirde Ben de orada, o ortamda sizinle beraber dinlemekteyim. Ben de sizinle beraber oradayım, sizin yanınızda ve desteğinizdeyim. Han-gi şartla? Siz Benim istediğim şekilde âyetlerimle gittiğiniz şartla. Evet demek ki Allah’ın şartına bağlı kalınınca Allah desteğine ulaşılıyor. Yâni Allah’ın beraberliği için, Allah desteğine ulaşabilmek için Allah’ın âyetleriyle birlik gidilecektir gidilen yere. Âyetlerle gideceğiz ve kesinlikle bileceğiz ki gidilen Firavun da olsa Allah bizi orada dinlemektedir, Allah bizi orada desteklemektedir, Allah orada bizim yanımızdadır. Bunu Nâziât sûresinde ve Şuarâ sûresinde uzun uzun anlattım. Yine “Seyyid’ül İstiğfar” hadisinde de Rabbimizin şartlarına riâyet ettiğimiz takdirde telsizsiz, telefonsuz bizim yanımızda ve desteğimizde olduğu anlatılır. Düşünün Allah’la beraber olan, Allah desteğinde olan bir adam kimden korkacak da? Kimden çekinecek de? Şu anda insanların dertleri de bu değil mi? Hep güçlü olmak, güçlülerle beraber olmak istemiyorlar mı bu insanlar? Gerek fert planında, gerekse devletler planında en güçlüye sırtını dayamadan yana değiller mi bu insanlar? İşte bakın en güçlü olan Allah diyor ki Ben sizinle beraberim. Ben sizin desteğinizdeyim. Peki hangi şartla? Bakın o şartları şöylece sıralıyor Rabbimiz: 1- Eğer namazı ikame ederseniz. Namazı dimdik ayağa kaldırırsanız. Namazla ayağa kalkarsanız. Namazla hayatı ayağa kaldırır-sanız. Namazla hayatı düzenlerseniz. Bireysel, ailevi, toplumsal tüm hayatınızı namaza özdeş hale getirirseniz. Namazla hayatı doğru orantılı kılarsanız. Namazda Allah’tan mesaj alır ve hayatınızı namaz eksenli, Allah eksenli, vahiy eksenli şekillendirirseniz. Arkadaşlar, namazın ayağa kaldırılması dinin ayağa kaldırılması demektir. Çünkü namaz dinin direğidir. Namazı yerlerde sürünen bir din yıkılmış demektir. Namaz dikildi mi çadır ayaktadır, namaz yıkıldı mı çadır yıkılmış demektir. Din neydi? Din bir hayat programıydı. Din bir yaşam biçimiydi. Öyleyse bireysel ve toplumsal hayatınız, hukukunuz, ceza kanunları-nız, eğitiminiz, askeriyeniz, sosyal ve siyasal yapılanmalarınız, ekonomik düzenlemeleriniz namazda ilgi kurduğunuz Allah’ın kitabında anlatıldığı gibi olursa din ayağa kaldırılmış demektir. İşte böyle Allah’ın istediği gibi bir namazla hayatınızı, varlığınızı Allah’a adarsanız, Allah için bir hayat yaşamaya yönelirseniz. Varlığınız, vücutlarınız konusunda tek söz sahibi olarak Allah’ı kabullenirseniz. 2-Zekâtı da verirseniz. Mallarınız konusunda da Allah’ı söz sahibi bilirseniz. malî yönden de Allah’a kul olursanız. Mal varlığınızı da Allah’a adarsanız. Namazla bedenlerinizde Allah’ı söz sahibi bildiğiniz gibi, zekâtla da mallarınızda Allah’ı söz sahibi bilirseniz. Namaz kılarak bireysel kulluğunuzu, zekât vererek de toplumsal kulluğunuzu sadece Allah’a yaparsanız. Namaz kılarak Allah’tan mesaj alır, zekât-la da bunu Allah kullarıyla paylaşma kavgası içine girerseniz. Peygamberlerime de îman ederseniz. Peygamberime değil, peygamberlerime. Yâni bir tek peygambere değil tüm peygamberlerime inanırsanız. Nasıl? Konumunuz, makamınız, toplumunuz, şartlarınız, ortamınız hangi peygamberin konumuna, ortamına, toplumuna benziyorsa o konuda o peygamberimi örnek alarak bir tavır belirlerseniz. Toplumunuz Lût kavmi gibi cinsel ahlaksızlığı doruklaştırmış bir toplumsa Lût (a.s)’ı örnek alarak, toplumunuz Nuh (a.s) un toplumu gibi salihleri putlaştırmayı hedef seçmiş bir toplumsa o zaman Nuh (a.s)’ı örnek alarak, Âd kavmi gibi maddeyi putlaştırmış, dünyayı kıble edinmiş, Semûd kavmi dünyayı cennetleştirme cinnetine kapılmış, Cenneti dünyaya taşıma sarasına kapılmış bir toplumsa Hud ve Salih (a.s) ları örnek alarak peygamberlerime îman ederseniz. Arkadaşlar, işte peygamberlere îmanın manası budur. Konu-mumuz, makamımız, toplumumuz, içinde bulunduğumuz şartlar hangi peygamberin şartlarına benziyorsa o nokta da o peygamberi örnek alarak bir tavır belirlemek peygamberlere îman demektir. Yâni pey-gamberlere îman o peygamberlerin yollarına, tavırlarına, hayat programlarına, onların örnekliklerine îman demektir. Değilse işte filan tarihte, falan ülkede peygamberler de yaşamış. E ne olacak yaşamışsa yaşamıştır? Yâni bana ne bundan? Arkadaşlar, unutmayalım ki peygamber inancı Allah’ın insan hayatına karışmasının, Allah’ın insan-lardan bir şeyler istemesinin odak noktasıdır. Allah vahiy göndererek insan hayatına karışır ve bu karışmayı da peygamberleri vasıtasıyla insanlara ulaştırır. İşte bu elçileri vasıtasıyla Allah’ın hayata karıştı-ğına inanırsanız, sizin hayatınızda söz sahibi olduğuna îman ederseniz. Arkadaşlar, Allah için kendi kendinize bir sorun. Acaba hayatı-mızda Allah’ın karışmadığı birimler var mı, yok mu? Hayatımızın kaçta kaçına Allah karışıyor? Kaçta kaçına biz kendimiz, ya da Allah dışı varlıklar karışıyor? Acaba Allah’a hiç sormadığımız, Allah’ı hiç karıştırmadığımız hayat birimlerimiz ne kadar? Allah için bunu bir düşünelim. Sonra: 3-Bir de peygamberlerime îman etmekle beraber onları des-tekler, arka çıkar, onlara yardımcı olursanız. Önceki derslerimizde peygambere yardımın ne anlama geldiğini uzun uzun anlattım. Mü’-min sûresinde Firavun hanedanından bir mü’min kişinin Hz. Mûsâ’yı öldürmeye yürüyen Firavunun önüne dikilerek Allah’ın elçisini nasıl müdafaa ettiğini, Yâsîn sûresinde şehrin en uç mahallelerinden koşup gelen bir yiğidin Allah elçilerinin önüne kendisini siper yaparak beni çiğneyip geçmedikçe bu Allah elçilerinin kılına bile dokunamazsınız diyerek kendisini peygamberlere nasıl kalkan yaptığını, peygamberi öldürmeye giden Ömer’in karşısına dikilerek kız kardeşi Fatıma’nın peygamberi nasıl müdafaa ettiğini anlatmıştım. Öyleyse peygambere yardım peygamberin geliş gâyesine yardımdır, peygamberin görevine, peygamberin misyonuna yardımdır. Peygamber niye geliyordu? Peygamber yeryüzünde C. Allah’ın istediği kulluğu, Allah’ın istediği hayatı, Allah’ın istediği adâleti gerçekleştirmek için geliyordu. Yeryüzünde insanlar sadece Allah’a kul olsunlar. Sadece Allah’ı dinlesinler, sadece Allah önünde eğilsinler, sadece Allah’ın hayat programını uygulasınlar için geliyordu. İnsanların cennet yollarını açmak, cehennem yollarına barikatlar koymak için geliyordu. İnsanlar Rab, Melik, İlâh olarak sadece Allah’ı bilsinler, kitap olarak sadece Allah’ın kitabını kabul etsinler, din olarak İslâm’ı, örnek olarak da kendilerini kabul etsinler için geliyorlardı. İşte peygambere yardım peygamberin geliş gâyesi olan bu konulara sahip çıkmaktır. Eğer peygamberin bu görevlerini bizler de kendimize görev bilir, onların varlık gâyelerini kendimize dert edinir, iş edinir, meslek edinirsek onlara yardım ediyoruz demektir. Onların inandıklarına inanır, reddettiklerini reddeder, onlar gibi bir hayat yaşamaya çalışırsak onlara yardım ediyoruz demektir. Yâni varlıklarını, varlık sebeplerini, hayat programlarını kabul eder, arzularına, isteklerine köstek değil destek olursak peygambere yardım ediyoruz demektir. Evet peygamberlerime sahip çıkar, onlara yardım ederseniz. Başka: 4- Bir de Allah’a güzel bir borç verirseniz. Karz-ı hasen yapar-sanız. Bedeninizi, canınızı, malınızı, bilginizi, hayatınızı, fırsatlarınızı Allah’a emanet verirseniz. Ya Rabbi senin verdiklerini senin yolunda harcıyo-rum. Senin ver dediklerini senin yolunda veriyorum derseniz. Al ya Rabbi, bunlar sende emanet kalsın, yarın onlara ihtiyacım olduğunda senden alırım derseniz. Cennete girmek için mi, cehennemden kurtulmak için mi? En lâzım olduğu zaman senden alırım diyerek sahip olduklarınızı O’na sunarsanız. Böyle demeseniz de zaten bunlar sizde kalmıyor. Yâni Allah’a vermeseniz de geçiyor zaten bu zaman değil mi?. Meselâ şu anda şu bir saatlik zamanı Allah adına vahiy dinlemeye ayırmasanız da geçiyor zaten. Evet hayatınızı Allah için yaşayarak O’na karz yaparsanız, bütün bu saydığım şartlarıma riâyet ederseniz kesinlikle bilesiniz ki Ben sizinle beraberim, Ben sizin yanınızdayım, Ben sizin desteğinizdeyim diyor Rabbimiz. Ve o zaman: Andolsun ki sizin seyyiatınızı, kötülüklerinizi örterim. Girdiğiniz bu dosdoğru yolun bereketiyle kalplerinizi, kafalarınızı, düşüncelerinizi, eylemlerinizi küfür, şirk ve isyan pisliklerinden tertemiz temizlerim. Hayat problemlerinizi yok eder, sizi dünyada düzlüğe çıkarırım. Ekonomik, hukukî, ahlâkî, ailevî, toplumsal, bedensel, ruhsal tüm sıkıntılarınızı, tüm hastalıklarınızı giderir sizi sahil-i selâmete ulaştırırım. Dünyanın en mutlu, en bahtiyar, en problemsiz toplumu haline getiririm sizi. Andolsun ki dünyada böyle yaptığım gibi âhirette de sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Sizi devlet ve nîmetlerime boğarım. Ve artık bundan sonra, bu gerçeklerime muttali olduktan sonra, Benimle bu anlaşmaları gerçekleştirdikten sonra sizden kim inkâr ederse, kim anlaşmasına hain davranırsa şüphesiz doğru yoldan sapmış olur dedi. Yâni önce doğru yola girdikleri halde onlar yoldan çıkmış olurlar. Peki onlardan bu anlaşmalarını bozanların durumları ne olmuş? Rableriyle sözleşmelerine hainlik edenlerin başlarına neler gelmiş? Bakın Rabbimiz onu da şöylece açıklıyor: