13. “Sözlerini bozdukları için onlara lânet ettik, kalplerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden değiştirirler. Kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının daima hainliklerini görürsün, onları affet ve geç. Allah iyilik yapanları şüphesiz sever.” Anlaşmayı bozarlarsa, anlaşma şartlarına riâyet etmezlerse lânetleriz onları. Evet anlaşmayı bozmalarından ötürü, bizimle sözleşmelerine sâdık davranmamalarından ötürü onları lânetleyip rahmetimizden uzaklaştırdık. Kalplerini de artık îmanı kabule yanaşmayacak biçimde kaskatı katılaştırıverdik. Yâni onların yahudileşme temayüllerini, tercihlerini onaylayıverdik. İşte Allah’la sözleşmelerini bozan, sözleşme maddelerine aykırı davranan, Rablerine verdikleri ahitlerine ihanet eden, Allah’ın istemediği bir hayatın içine dalanların âkıbetleri budur. Allah’ın lânetine ehil hale gelmek, kalplerinin kaskatı hale getirilmesi, artık isteseler de Allah’ın sesini, vahyin sesini, fıtratlarının ve vicdanlarının sesini duymaz duygulanmaz hale gelmesi. Rabbim bizleri böyle bir duruma düşmekten korusun inşallah. Kalplerini kaskatı hale getiririz onların. Anlamaz, kavramaz, duymaz, duygulanmaz hale getiririz onları. Taştan daha katı yaparız. Şu insanların çocuklarına karşı tavırlarına bakın ki ne kadar katıdır. Onların cehenneme gidişi karşısında ne kadar da vurdumduymazlar değil mi? Cennet karşısında, cehennem karşısında, hesap kitap karşısında ne kadar da kayıtsızlar değil mi? Parayı düşündükleri kadar âhireti düşünme konusunda ne kadar da yayalar değil mi? Peki ne yapmışlar da bunu hak etmişler? Ya da Allah’ın bu lânetine maruz kaldıktan sonra ne yapmışlar bu adamlar? Kelimeyi, kelâmı, sözü olduğu yerden değiştirdiler. Kelâma, kelimelere farklı anlamlar yüklediler. Allah bir tür söyledi, onlar bir tür söylediler. Allah bir tür söyledi, onlar başka tür anladılar. Allah’ın dediğine demedi, demediğine de dedi dediler. Allah oku dedi, onlar anlamadan okumayı anladılar, anlamadan okumaya çalışırlar. Allah beni zikredin dedi, onlar zikri farklı anladılar. Allah; ibâdet dedi, îman dedi, itaat dedi, kabul dedi, ret dedi, İslâm dedi, ihsan dedi, namaz dedi, takva dedi, oruç dedi, cihad dedi, şehid dedi, zikir dedi ama onlar farklı şeyler anladılar. Bütün bu Allah kavramlarına Allah’ın kast etmediği farklı anlamlar yüklediler. Bu Allah kavramlarının içini boşaltıp farklı yorumladılar. Allah’ın kelâmında, kelimelerinde Allah’ın kastettiği manaları göz ardı ettiler. Allah’ın kelâmını değiştirdiler. Tahrif ettiler. Allah’ın yasalarını terk ettiler. Kitaplarındaki gelecek ahir zaman peygamberinin sıfatlarıyla alâkalı, son kitap Kur’an’la alâkalı haberleri giz-leyip değiştirdiler, sildiler, gizlediler. Rabbimiz böyle yaptıkları için lânetine uğramış bir toplumu haber vererek biz Müslümanları uyarıyor. Sakın ey Müslümanlar sizler de onların yanlışlarına düşerek Benim lânetime maruz kalmayın buyuruyor. Sizler de yahudileşmeyin diyor. Ama maalesef bakıyoruz ki bizim içimizde kimi yahudileşmiş beyinsizler de aynen onların yaptıklarını yapmaya çalışıyorlar. Kelâmı, Allah kelâmını vaz olundukları manalarının dışına çıkarıyorlar, âyetleri altüst ediyorlar, tahrifat yapıyorlar, hafriyat yapıyorlar, gizliyorlar, üstünü örtüyorlar. Kelâmı yerinden oynatıyorlar, sağa sola çekip sündürüyorlar, haramını helâl, helâlini haram yapıyorlar. Allah yasası gereği Kur’an’ın âyetlerine dokunamıyorlar, değiştiremiyorlar ama yorumunu değiştirmeye çalışıyorlar. İçimizdeki çö-mezleri vasıtasıyla olmadık yorumlar getirmeye ve Müslümanların zihinlerini idlal etmeye çalışıyorlar. Müslümanların kitaba karşı, sünnete karşı bakışlarını bozmaya çalışıyorlar. Kitap şöyle olmalıdır, sünnet böyle olmalıdır, din şöyle olmalıdır, böyle olmalıdır, kitabın fonksiyonu şöyle olmalıdır, peygamberin dindeki yeri şudur, sünnet dinde şu anlama gelmelidir diyerek yorumlarda bulunuyorlar. Kitap bir tarafta onların yorumları bir tarafta insanların karşısına çıkmaya çalışıyorlar. Allah bir tarafta, din bir tarafta onların yorumları bir tarafta. İnşallah kitaplarına ve peygamberlerine sahip çıkan bu ümmet bu sapıkların yorumlarına itibar etmeyecektir. Kendilerine hatırlatılan şeyleri unuttular. Tevrat’ta kendilerine hatırlatılanların, emredilenlerin büyük bir bölümünü terk ettiler. Ey peygamberim, unutmayasın ki sen devamlı bir şekilde onları ahitlerini bozan, hainlik eder bulacaksın. Az bir kısmı müstesna sen sürekli onların ihanetlerine uğrayacaksın. Onlardan hep ihanet göreceksin. Kelâmını tahrif ederek, yasalarını değiştirerek, âyetlerini gizleyerek yaratıcılarına ihanet eden kimselerden insanlara karşı ihanetin dışında başka ne bekleyebilirsin? Allah’a ihanet edenler sana ihanet etmeyecekler mi? Ve sizler ey peygamber yolunun yolcusu Müslümanlar, unutmayın ki bu hainlerden sürekli ihanet göreceksiniz. Allah’a verdikleri sözlerine sâdık davranmayan bu insanlardan sakın kendinize sadâkat beklemeyin. Bu onların vazgeçilmez huyu olmuştur. Onlar cahillerdir peygamberim, sen affet onları. Onlara git, onlara anlat, müsamahakâr davran onlara. Yâni onların kusurlarına bakma da sen gidip bir daha anlat onlara. Sakın ha şöyle deme onlara: Bunlar adam olmaz. Bunlardan geçmiştir bu iş. Bunlar bu işi beceremez, bunlar bu işi kavrayamaz, zaman öldürmeyeyim bunlarla deme sakın. Biz de öyle yapmayalım inşallah. Çevremizdeki konu komşuya, hısım akrabaya bir kere anlattık da anlamadılar, adam olma yoluna girmediler diye sakın bırakıver-meyelim. Arkadaşlar, unutmayalım ki bu sûre Medine döneminde gel-miştir. Medine döneminde bile Rasulullah Efendimiz 12 yıl, 15 yıl din anlatmış, eğitmiş, uğraşmış ama yine de bu tür insanlar var demek ki ve onlara karşı yine de Rabbimiz bunu tavsiye ediyordu peygamberi-mize. Evet çevremizdeki bu özelliklere sahip gafil Müslümanlar açısından düşündüğümüzde sanki bu âyet Âl-i İmrân’daki âyeti çağrıştırıyordu: “Allah'ın size olan nîmetini anın: Düşmandınız, kalplerinizin arasını uzlaştırdı da onun nîmeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun yanında idiniz, sizi oradan kurtardı.” (Âl-i İmrân 103) Ey peygamber, ey Müslümanlar, hele bir düşünün. Allah’ın üzerinizdeki nîmetlerini bir hatırlayın. Sizler bir zamanlar birbirinize hasımdınız da Allah kalplerinizi birleştirip sizleri kardeş yaptı. Yâni sizler Allah’ın nîmetleriyle kardeşler oldunuz. Bir felâket çukurunun kenarına kadar gelmiştiniz de, cehenneme gidiyordunuz da Allah gönderdiği diniyle, elçisiyle sizi oradan kurtardı. Öyle değil mi? Allah size bu dini göndermeden önceki durumunuzu bir düşünün. Ne haldeydiniz? Kanlı bıçaklı birbirinize düşman değil miydiniz? Kimin ne yaptığı, kimin kimi öldürdüğü belli olmayan bir curcuna içinde değil miydiniz? Öyleyse niye dününüzü unutuyorsunuz? Dün sizler de bugün cahil gördüğünüz insanlar gibi değil miydiniz? Dün sizler de kitap sünnet bilmiyordunuz. Bugün dünkü sizin durumunuzda olanları niye affetmiyor, onların yardımına koşmuyorsunuz? Öyleyse affedelim insanları. Bilmiyorlar, anlamıyorlar diye onlara uyarıyı bırakıvermeyelim. Çünkü onlar bizim kardeşlerimizdir, onların cehenneme gidebilme olasılığına hiç göz yummayalım. Unutmayalım ki bir vakitler biz de öyleydik. Ya da biz de kimi düzeltilecek konularda hâlâ öyleyiz. Elbette o hep öyle sürecektir. Yâni bizim de eksikliğimiz olabilecektir. Dün bizler de bir ateş çukurunun kenarındaydık da Allah bizi kitabı ve peygamberiyle tanıştırdı ve ondan kurtardı. Öyleyse bizler de birilerini kurtarmadan yana olalım inşallah.