15. “Ey Kitap ehli! Kitaptan gizleyip durduğunuz çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da geçiveren peygamberimiz gelmiştir. Doğrusu size Allah'tan bir nûr ve apaçık bir Kitap gelmiştir.” Ey kitap ehli, kitaptan, kitabınızdan gizleyip durduğunuz hakikatlerin bir çoğunu size açıklayan, bir kısmından da geçiveren, bağışlayıveren elçimiz size gelmiştir. Ve size Allah’tan bir nûr ve apaçık bir kitap da gelmiştir. Evet size sizin için bir rahmet kapısı olarak gönderdiğimiz elçimiz kitabınızda bulunduğu halde hiç korkmadan, hiçbir sorumluluk duygusu duymadan örttüğünüz, gizlediğiniz, sakladığınız pek çok hakikati haber vermektedir. Düşünmüyor musunuz? Hani bir zamanki elinizdeki İncil’ler nerede? Niye imha ettiniz onları? Niye yok ettiniz? Ne vardı onların içinde? Hangi gerçekleri ihtiva ediyordu o İncil’ler? Korkunuz neydi ki alelacele imha ettiniz onları? Kimden neyi saklamak için yaktınız onları? İnsanların gözünden neleri saklamak için yangından mal kaçırıyormuş gibi böyle bir imha eylemine giriştiniz? Sakın şimdi bu son elçimizin ve o elçimize gönderdiğimiz kitabın size açıklayıp gün yüzüne çıkardığı o gerçekleri örtmek için yapmış olmayasınız bu imhayı? Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. İşte şimdi size sizin o gizlediklerinizi haber veren bir peygamber geldi. Sizin hayatınıza bir projektör tutuldu. Size sizin yanılgı noktalarınızı, sapma noktalarınızı açık açık anlatan, haber veren, sizi geçmişinizle ve geleceğinizle uyaran bir elçi geldi. Ve kendisinden önce gelen, aynı kaynaktan gelen tüm İlâhî kitapların özünü kendisinde toplamış olan evrensel bir kitap geldi. Tarih boyunca insanlığın değişmez doğrularını içinde bulunduran ve kıyamete kadar insanlığı hakka, hidâyete ulaştıracak bir kitap geldi. Evet bu kitap o evrensel doğrulardan sizin gizlediklerinizden, bozduklarınızdan, tahrif edip insanların dikkatlerinden kaçırdıklarınızdan bir kısmını açıklıyor. Bunlar bir zamanlar sizin kitabınızda da vardı. Ahir zaman Nebîsinin özellikleri, mutlak geleceğine dair müjdeler, Kur’an’la alâkalı haberler, namaz, oruç, hac gibi ibâdetler, içkinin, zinanın, hınzır etinin, küfrün, şirkin haramlığı, Allah’ın hayata karışması, Allah’ın tek Rab ve İlâh oluşu gibi evrensel gerçekler. Onlardan, o gizlediklerinizden bir kısmını size haber veriyor o peygamber, ama bir kısmından da vazgeçiyor, bir kısmını da affediyor. Eğer onları da açıklamış olsaydı, o kirli çamaşırlarınızı da ortaya döküverseydi elbette sizi rezil ve perişan ederdi, sizi mat ederdi. Ama bilesiniz ki Allah o peygamber sizi mat etmek için değil, sizi dünyaya rezil etmek için değil, bilâkis tüm geçmişe ait kirleriniz-den sizi temizlemek, arındırmak, eski şerefli günlerinize ulaştırmak için göndermiştir. Bu peygamber bunun için gelmiştir. Peki şu sizin yaptığınız ne ya ona? Ne yapmaya çalışıyorsunuz bu elçiye karşı? Sizin için, tüm insanlık için mahza bir hayır kapısına karşı böyle mi davranmalıydınız? Gelişiyle, misyonuyla, getirdiği çağlar üstü evrensel mesajıyla sizin kitabınızı tashih etti diye, sizin sapak noktalarınızı, yanılgı noktalarınızı ortaya koydu diye ona düşman kesilmeniz mi gerekiyordu? Aksine sevinmeniz, memnun olmanız, teşekkür etmeniz gerekmiyor muydu? Ey bize Rabbimizin hediyesi, ey bize yol gösterici, ey bizim hayatımızın sağlaması, çok şükür ki sen geldin bize. Çok şükür ki bizim hayatımızın bozukluklarını ortaya koyuverdin. Din diye sarıldığımız şeylerin gerçek Allah dini değil, atalarımızın bozup bize sun-duğu bir felsefeler, bidatler ürünü olduğunu bize anlatıp gözlerimizi açıverdin. Eğer sen gelmeseydin, getirdiğin hak bir Allah kitabıyla bizim hayatımıza böyle mükemmel bir projektör tutmasaydın meğer bizler din diye, kitap diye boş şeylere sarılıp cehenneme doğru gidiyor-muşuz. Gelişine susamız kimseler olarak sana îman ediyor, sana teşekkür ediyoruz diyerek hemen ayağınıza kadar gelmiş bu nîmete sarılmanız gerekmiyor muydu? Bu haliniz ne böyle, diyor ve tekrar tekrar İslâm’a dâvet ediyor onları.