24,25. “Ey Mûsâ! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, doğrusu biz burada oturacağız" demişlerdi. Mûsâ: “Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum; artık bizimle bu yoldan çıkmış milletin arasını ayır” dedi.” Ey Mûsâ, onlar orada oldukları sürece biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin birlikte gidin savaşın, biz burada oturup bekleyeceğiz dediler. Allah yolunda bir savaşı göze alamadılar. İnandıkları Allah uğrunda savaşı göze almaya değmeyen bir Allah. Halbuki Allah ve Resûlünden bir savaş çağrısı alan Rasulullah Efendimizin ashabı, o güzide insanlar kendilerini savaşa çağıran pişdarlarına şöyle demişlerdi: Ey Allah’ın Resûlü, bizler sana İsrâil oğullarının elçilerine dediğini demeyiz. Biz asla böyle bir tavır sergilemeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada bekleyeceğiz demeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz de sizinle birlikte gelip savaşacağız deriz. Dilediğine hükmet, dilediğin yere yürü vallahi biz hep senin yanındayız demişlerdi. İsrâil oğullarının bu bozuk tavırlarını, bu İslâm dışı küstahlıklarını görünce Hz. Mûsâ (a.s) da şöyle diyordu: Ya Rabbi ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum. Benim sözüm kendimden ve kardeşimden başkasına geçmiyor. Görüyorsun ki ben kendimden ve kardeşim Harun’dan başkasına mâlik değilim. Binaenaleyh ya Rabbi ben bunlar adına, bunların bu küstahlıkları adına Senden özür diliyorum. Ben bunlara hakim olamıyorum. Ya Rabbi Sen âdil hükmünle bizimle bunların arasını ayır. Bizi bunlarla bir tutma. Beni ve kardeşimi bunlardan ayır ya Rabbi. Eğer bu küstahlıklarından ötürü bir azap göndereceksen ne olur bizi ayır ya Rabbi. Bizi bunlarla bir tutma ya Rabbi. Mûsâ (a.s) nın bu telaşına, bu ürperişine karşılık bakın Rabbimizin cevabı şöyle: