2. “Ey İnananlar! Allah'ın nişanelerine, hürmet edilen aya (Kâbe'ye) hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rab'lerinden bol nîmet ve rıza talep ederek Beyti Haram'a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haramdan menettiği için bir topluluğa olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın; iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, Allah'ın cezası şiddetlidir.” Ey îman edenler, Allah’ın şiarlarına, Allah’ın sembollerine, Allah’ın sınırlarına, haram olan aya, kutsal aya, haram olan aylarda savaşıp kan dökmeye, kurbanlık hayvanlara, Kâbe’ye adanmış kurbanlık hayvanlara ve onlardaki gerdanlıklara, yâni Kâbe’ye kurbanlık olarak adandığı bilinsin diye boyunlarına gerdanlık nişanesi asılmış hayvanlara ve de o hayvanların sahiplerine hürmet edin. Onlara saygısızlık etmeyin. Onlara saldırmayın. Onları helâllemeden yana bir tavır sergilemeyin. İşte bunlar, burada sayılanlar, kitabımızın başka âyetlerinde sayılanlar Allah’ın şiarlarıdır, Allah’ın şeairidir, Allah’ın sembolleridir. Sakın ha Allah’ın şiarlarını yok etmeden yana, hürmetini ihlâl etmeden yana, helâl saymadan yana bir tavır sergilemeyin. Biliyoruz ki her dinin, her inanç sisteminin, her siyasal sistemin kendisine özgü şiarları, sembolleri, düşünce biçimleri, akıde şekilleri vardır. Bir alâmet, bir görüntü, bir sembol, bir amblem ki görülür görül-mez hemen akıllarda o sistemi çağrıştırıyorsa, işte o, o sistemin sembolüdür, o sistemin dokunulmazıdır. Resmi bayraklar, paralar, üniformalar, tapınaklar, Mescitler, Kiliseler, Havralar, Haç, orak çekiç belli dinlerin, belli ideolojilerin, belli sistemlerin, devletlerin saygın, dokunulmaz sembolleridirler. Bunlara karşı yapılacak bir saygısızlık o sisteme karşı yapılmış bir saygısızlık anlamına gelir. İşte görüyoruz, dün de, bugün de Allah’a küfretmek isteyenler, Allah’a hakaret etmek isteyenler hep O’na ait olan sembollere, O’na ait olan şiarlara saldırmaktadırlar. Kahrolsun şeriat teraneleri atanlar, Allah’ın şeriatını, Allah’ın yasalarını, Allah’ın dinini lânetleyenler başka değil sadece Allah’a düşman kesilmekte, Allah’la bir savaş vermektedirler. Öyle değil mi? Allah’a küfredemeyenler, bunu beceremeyenler O’nun dinine, O’nun âyetlerine, O’nun sembollerine küfretmektedirler. İşte aynen bunlar gibi Rabbimizin de sembolleri vardır. Varlığı Allah’ı ve O’nun dinini, O’nun sistemini çağrıştıran ezan gibi, namaz gibi, hac gibi, Kâbe gibi, mescid, cuma, bayram, Safa, Merve, say, Arafat, Mina, Müzdelife, kurban, tesettür, Allah’ın istediği hayat, Allah’ın emirleri, Allah’ın yasakları, Allah’a Allah’ın istediği saf kulluğu gösteren işaretler, izler, alâmetler. Bunlar ve kitabımızın değişik yerlerine anlatılanlar Allah’ın şiarlarıdır. Her şiarın, her sembolün kendisine göre sembolize ettiği, çağrıştırdığı bir hakikat, bir mesaj vardır. Onun içindir ki o sembollerin ortadan kaldırılması, değiştirilmesi o hakikatin ortadan kaldırılması anlamına gelecektir. Onun içindir ki Rabbimiz bu sembollerini helâlle-meden yana, onların varlıklarını ortadan kaldırmadan yana, onların içini boşaltıp, işlevlerini bitirmeden yana bir tavır almayın buyuruyor. Namazı, haccı, Allah’ın istediği hayatı, Allah’ın istediği kulluk birimlerini korumadan, onları ihya etmeden, onları yüceltmeden yana bir tavır almamızı istiyor. Kitabımızın bir başka âyetinin beyanıyla işte kalplerin böylece takvaya ulaşacağı anlatılır. Evet işte takvanın işareti, takvanın göstergesidir bu. Kim bu Allah sembollerine, bu Allah işaretlerine saygılı olursa bu onun kalbinde takva olduğunu gösterir. Bu Allah âyetlerine, Allah nişanelerine, görülünce Allah’ın hatırlanacağı bu Allah sembollerine saygılı olmayanların da kalplerinde takvanın olmadığı anlaşılacaktır. Öyleyse Müslümanlar, Allahu Teâlânın kıyamete kadar Müslümanlara şeair olarak bildirdiği namazı, haccı, kurbanı, bayramı, cami-yi, mescidi, cumayı, Kâbe’yi, tesettürü, Allah’ın istediği hayatı sürekli ayakta tutmak ve onlara sahip çıkmak zorundadırlar. Birileri bunları elimizden almak, bunların içini boşaltmak, bunların fonksiyonlarını yok etmek savaşına girseler de Müslümanlar bunlardan vazgeçmemek zorundadırlar. Bunlara var güçleriyle sahip çıkmak zorundadırlar. Bilinçli olarak varlığı Allah’ı hatırlatan bu şiarları yok etmeye çalışanlarla bilinçli olarak bizler de savaşmak zorundayız. Birilerinin bu sembollere müdahalesine izin vermediğimiz gibi kendimiz de içerden bunları kaldıracak, bunların içini boşaltıp şekilden ibaret bir hale getirecek bir müdahalede bulunmamalıyız. Namazı içini boşaltıp sadece şekilden ibaret bir hareketler manzumesine dönüştürmemeliyiz. Haccı anlamını yitirip tüm hayatı düzenleyici fonksiyonunu kaybedip, Kâbe’den, Arafat’tan, Safa’dan, Merve’den, say den, İbrahim (a.s)’dan, Hacer anamızdan bağımsız sadece turistik bir seyahate dönüştürmemeliyiz. Ezanın Allah’a boyun bükmeye çağırıcı fonksiyonunu yitirip sadece bir bağırıp çağırma haline getirmemeliyiz. Orucun anlamını yitirip sadece bir perhiz ameliyesi haline sokmamalıyız. Cumanın hayatı düzenleyici yasaların ilân edildiği haftalık bir şûrâ oluşunu kaybedip içini boşaltmayın. Ve yine bu Allah şiarlarından olarak kutsal aylara, haram aylara saygısızlık yapmayın. Onların hürmetlerini ihlâl etmeyin. Bu aylarda savaşıp kan dökmeye kalkışmayın. Bu aylarda hacca gelen insanları rahatsız etmeyin. Yine Allah’a, Allah adına Kâbe’ye adanmış kurbanlıklara saygısızlık etmeyin. Haccı bitirip de ihramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Ama ihramlıyken avlanmanız gibi kimi helâller geçici bir süre bir imtihan sebebiyle yasaklanmıştır. Sizi Mescid-i Haram'dan menettikleri için, zulmederek sizi oradan çıkardıkları için sakın bir topluluğa olan kininiz, onlara aşırı gitmenize sebep olmasın. Onlara olan düşmanlığınız sakın sizi onlara karşı saldırgan hale getirmesin. Düşmanlarınız bile olsalar onlara karşı Allah’ın istediği gibi davranmaktan vazgeçmeyin buyurarak Rabbimiz burada en güzel bir ahlak ilkesi vazediyor. Sizler ey Müslümanlar zulme maruz kalmış olsanız bile asla zulmetmeyin. Çünkü Müslüman asla zulmedemez. Hiçbir gerekçe adına Müslüman zulmedemez. Hele hele Allah adına hiçbir zaman zulmedemez. Çünkü Müslümanın hayatında egemen varlık Allah’tır. Müslüman hayatının tümünde Allah’ı söz sahibi bilmiş, Allah’ı velî kabul etmiş ve tüm hayatında O’nun kararlarını uygulamaya inanmış kimsedir. Ve inandığı Allah da hiçbir dış baskı olmaksızın kendi rahmet ve merhameti gereği zulmü kendisine haram kılmış bir Allah’tır. Şimdi yeryüzünde Allah adına adâleti gerçekleştirmek için ayağa kalkmış bir Müslüman gerekçesi ne olursa olsun nasıl zulmedebilir? Öyleyse ey Müslüman kullarım, iyilikte, takvada, Allah’a kullukta, Allah’ın emirlerini yerine getirmekte, yeryüzünde Allah’ın istediği hayatı gerçekleştirmede ve fenalıklardan, kötülüklerden, zulümlerden, Allah’ın istemediği tavırlardan sakınmakta birbirlerinizle yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, unutmayın ki Allah'ın cezası şiddetlidir. Evet takvayı icra etme, Allah’ın istediği kullukları icra etme, iyilikleri gerçekleştirme konusunda birbirlerinizle dayanışma içinde olun. Allah’ın emirlerine uyma konusunda bir fıtrat şuuru içinde olun. Tüm iyilerin ve iyiliklerin yanında ve desteğinde yer alın. Ama zinhar kötülerin ve kötülüklerin destekçisi olmayın. Kötülük yolunda, günah ve zulüm yolunda yardımlaşmayın. Evet iyiliğe karşı iyilik kolaydır, ama kötülüğe karşı iyilik, kötülere, kötülük sahiplerine karşı iyilik zordur. Unutmayın ki siz onlardan farklısınız. Siz Müslümansınız. Siz Allah’a teslim olmuş insanlarsınız. Siz yeryüzünde Allah adına hareket eden kimselersiniz. Sizin hayatınızda belirleyici unsur, hakim unsur Allah’tır. Sizin hayat programınızı belirleyen varlık, yeryüzünde zulmü kaldırmak onun yerine adâleti tesis etmek isteyen varlıktır. Siz yeryüzünde bunun için varsınız. Sizin varlık sebebiniz budur. Unutmayın ki sizin bu dünyada varlık sebebiniz zulmü onaylamak, zulmü yerleştirmek değil onun kökünü kazımak ve onun yerine Allah’ın istediği adâleti ikame etmektir. Öyleyse muttaki davranın. Rabbinizin koruması altına girin. Rabbinize karşı sorumluluklarınızın bilincinde, kulluklarınızın farkında olun. Eğer böyle takva içinde bir hayat yaşar, Rabbinize karşı duyarlı olmayı becerebilirseniz, işte o zaman her tür zulümden uzak kalmayı da becerebilirsiniz.