52. “Kalplerinde hastalık olanların, “Bize bir felâket gelmesinden korkuyoruz.” diyerek onlara koştuğunu görürsün. Olur ki Allah bir zafer verir veya katından bir emir getirir de kalplerinde gizlediklerine içleri yananlara dönerler.” Kalplerinde şüphe ve nifak hastalığı bulunan bir kısım zavallıları görürsün ki onlarla dost olma ve yardımlaşma konusunda yarış yapmaktadırlar. Kalbinde hastalık bulunan münâfıklar yahudi ve hıris-tiyanlarla dostluk kuracağız, onların gönüllerini kazanıp gözlerine gireceğiz diye koşturup duruyorlar. Başımıza bir iş gelmesinden korktuğumuz için onların işlerine yarayacak tavırlarda bulunmak zorunda-yız, diyorlar. Ne olur ne olmaz, zaman değişir, devran döner de bu kâfirler Müslümanlara karşı galip bir konuma gelebilirler. Müslümanlara yapacakları zararlar bize de dokunabilir. İyisi mi onlarla da iyi ilişkiler kuralım. Onların gözüne girecek tavırlar sergileyelim, diyorlar. Müslüman olduklarını iddia ettikleri halde, Müslüman görüntüsü sergiledik-leri halde, Müslümanlarla beraber olduklarını iddia ettikleri halde geleceklerini garantiye alabilmek için Müslüman olmayanlarla, düşman-larla işbirliği içine girerek çıkarlarını ön planda tutuyorlar. Sanki bu tavırlarıyla şunu söylüyorlar: Bizler aslında Müslüman değiliz. Biz aslında sizlerdeniz. Biz bir menfaat maksadıyla Müslüman görünüyoruz. Kâr elde ederiz, diye buradayız biz. Menfaatlerimiz icabı Müslümanların arasındayız. Ama ne olur, ne olmaz, belki bir zaman felâketiyle karşı karşıya kalırız da Müslümanların arasında bulunuşumuzdan ötürü zarar ederiz diye bir korkumuz var. Onun için İslâm karşıtı güçlerle de iyi geçinmek zorundayız. Bunlar kazandığında da biz kazanmış olalım, onlar kazandığında da biz kâr etmiş olalım istiyoruz, diyorlar. Yâni İslâm mutlak haktır, Allah’ın dini, Allah’ın dedikleri mutlak doğrudur diye biz buradayız demiyorlar da ne olur ne olmaz diyerek tereddüt içinde hareket eden, menfaatlerini kıble edinen münâfıklar anlatılıyor. İşte şu anda da Müslüman olduklarını iddia ettikleri halde, Müslümanların arasında göründükleri halde ehl-i kitabın, kâfirlerin gözüne girebilmek için, onlardan gelebilecek tehlikelere karşı kendilerini sağlama alabilmek ve onlarla velâ ilişkileri kurabilmek, onlarla bir olup irticayla mücâdelede ortak tavırlar geliştirmek için koşturanları görüyoruz. Bu tür münâfıklar için buyuruyor ki Rabbimiz: Umulur ki Allah katından mü’minlere bir fetih, bir zafer getirir de, desteklediği mü’minleri kâfirler karşısında üstün bir konuma çıkarır da bu münâfıklar Allah düşmanlarına karşı içlerinde besledikleri şeylerden dolayı pişmanlık duyarlar. Belki böylece Allah hakkında, Allah’ın dini hakkında, Allah’ın güç ve kuvveti hakkında girdikleri bu yanlış düşüncelerinden ötürü vicdanları sızlar hale gelirler.