58. “Namaza çağırdığınızda onu alay ve eğlenceye alırlar. Bu onların akletmeyen bir topluluk olmasındandır.” Onları namaza çağırdığınız zaman, namaza çağrıldıkları zaman, yâni ezan okuduğunuz zaman, bu işi, yâni o ezanı, o dâveti veya o namazı oyun ve eğlence yerine tutarlar, alay ederler. Ezerler, bo-zarlar ve alay konusu yaparlar. Hangi işi? Ya namaz işini, ya da namaza çağırma işini. Ya namazla alâkalı alaylı laflar ederler, ya da namaza çağrıyla alâkalı, ezanla alâkalı densizlik ederler. Yâni dinin dire-ğini alaya alırlar, hafife alırlar. Onlar, o yahudiler ve yahudileşenler dua ediyorlar güya ama namazı kabul etmiyorlar. Bu onların akıllarını kullanmayan bir toplum olduklarını gösterir. Çünkü namaz duayı en güzel sembolize eden bir ibâdettir. Arkadaşlar, anlıyoruz ki bu âyet önce ezanın meşru olduğuna, ikinci olarak da onunla alay etmenin ve hafife almanın küfür olduğuna delâlet etmektedir. Bunun içindir ki ezana icabet etmek vaciptir. Bu konuda şöyle bir rivâyet var: Ezan okununca, Müslümanlar namaza davrandıkları zaman yahudiler alay ederek şöyle derlermiş: “Kalktılar, kalkmaz olsunlar. Kıldılar, kılmaz olsunlar. Rükû ettiler, etmez olasılar, diyerek mü’minlerle alay ederlermiş. İşte meselâ bugün de üç beş genç bulundukları yerde Allah’ı büyükleyerek tekbir getirseler buna tahammül edemeyen yahudileşmiş insanların varlığını biliyoruz. Buna tahammül edemezler de aynı insanlar binlerce ezan sesi duyarlar da hiç de rahatsız olmazlar. Neden diye düşünüyoruz. Galiba yaptırıcısı önemlidir de ondan. Bugünkü ezanların yaptırıcısı kendileri olduğundandır ki galiba onun için rahatsız olmuyorlar. Meselâ namaz kılıyor adam veya televizyonda, camide Kur’an okuyor adam, ama yaptırıcıları kendileri olduğu için bundan pek fazla rahatsız olmuyorlar. Ezanın, çağrının da nereye ve neden olduğu önemlidir. Kimin kontrolün-de, kimin izniyle olduğu önemlidir. Bu, gerçekten onların akılsız insanlar oluşlarındandır. Akılsız, ya da akıllarını çalıştırmayan insanlar. Değil mi? Aslında akıl var ama onu kullanmıyorlar. Türkçe’de akılsız veya ruhsuz, cansız, vicdansız veya namussuz, îmansız derken onda istenilen bir îman modeli yoktur demektir. Namussuz demek, namus anlayışı yoktur demek değil, istenilen namus modeline sahip değildir anlamınadır. Akılsız demek de öyledir. Aslında akıl var da, istenilen biçimde akıl kullanımı yoktur demektir. Değilse göz, kulak, akıl kendi başına hiçbir değeri yoktur bunların. Göz görürse, bakarsa, istenilene bakarsa, istenilen sonucu çıkarırsa baktığından o zaman göz var demektir. Akıl istenilen biçimde kullanılır, istenileni çıkarabilirse o zaman akıl var demektir. Buna İslâm literatüründe şükür diyorlardı. Azaları istenilen yerde kullanmanın adıdır şükür.