Mâide Suresine Dön

Mâideالمائدة

62. Ayet

62Mâide Suresi

وَتَرٰى كَث۪يرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Onların birçoğunu günah, düşmanlık ve rüşvet/haram yemede (birbirleriyle) yarışırken görürsün. Yaptıkları ne kötü bir şeydir!

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

62,63. “Olardan çoğunun günaha, haksızlığa ve haram yemeye koşuştuklarını görürsün. Yaptıkları ne kötüdür! Rabbe kul olanlar ve bilginlerin onlara günah söz söyle­meyi ve haram yemeyi yasak etmeleri gerekmez miydi? Yapmakta oldukları ne kötüdür!” Onlardan pek çoğunu görürsün ki yaptıkları işler günah ve düş­manlıkta koşturmaktır. İşleri günaha ve saldırganlığa sây etmektir. Bir bakın çevrenize, bir çokları günah için, düşmanlık için, haram ye­mek için koşturup duruyorlar. Haram yemek ne demektir? Allah’ın ha­ram dediklerini, yemeyin dediklerini yemek, Allah’ın yemeyin dediği ortamlarda bulunmak. Eğer yeme modelini Allah belirlememişse, Al­lah’tan başkalarının yeme modelleriyle yemek de haramdır. Meselâ bir fahişenin gönlünü hoş etmek için yemek haramdır. Acaba toplum böyle belirledi diye yemek helâl mi? Günlük şu kadar kalori, bu kadar karbonhidrat, şu kadar protein almak zorundasın dedikleri gibi mi yi­yeceğiz? Pekiyi günaha koşturmayı, udvana, düşmanlığa sây etmeyi na­sıl anlayacağız? Yâni bizzat günahların peşine düşmek, günah iş­lemek anlamına olduğu gibi, bir de günahlara aldırışsız bir hayat prog­ramının peşine düşmek anlamına da gelecektir. Günahlardan haber­siz bir hayat yaşamak. Mayın tarlasında geziyormuş gibi bir hassasi­yetten uzak günahların üstüne üstüne gitmek. Yahudilerin ve yahu-dileşmiş insanların bu yaptıkları ne kadar kötüdür? Şimdi bu adamlar, bu din bilmez, bu kitaptan habersizce günah­lardan, haramlardan habersiz bir hayat yaşayan bu yığınları onların Ruhbanları, Hahamları, din bilenleri bu işten engellemeli de­ğiller miydi? Onları uyarıp günahlardan alıkoymalı değiller miydi? Toplumun âlimleri onları kendilerine ve Rablerine karşı yabancılaş­maktan korumalı değiller miydi? Onların sözlerini günahtan, yiyip iç­melerini haramdan koruyacak bir tebliğin, bir çabanın içine girmeli de­ğiller miydi? Din bilenler, Rabbani davrananlar, ilim ehli olanlar, ho­calar, hacılar, tefsirciler, fıkıhçılar, imamlar, vaizler, müftüler, camiye gidenler, namaz kılanlar, kaset dinleyenler Allah için bir gayrete gelip onları uyarsalardı ya. Hiç olmazsa kendilerinden bir alt konumda olanları bu işten engelleselerdi ya. Evet bakın bu anlamda herkes so­rumludur. Herkes kendisinden bir üst kademedeki gibi olmaya gayret ederken, kendisinden bir kademe aşağıdakileri de en az kendisi sevi­yesine getirmek için bir çabanın içinde olmak zorundadır. Evet, onlar toplumlarının çözülüşlerine engel olmalı değiller miydi, diyor Rabbimiz. Elbette önderler, örnekler, din bilenler bozul-maya başladılar mı onları örnek alan toplumları da onları takip eder­ler. Onlar düzgünse toplum da düzgündür, onlar bozulmuşsa toplum da bozulmuştur. Rasulullah Efendimiz toplumun bozukluğunu ve düz­günlüğünü iki zümreye bağımlı kılar: Ümera ve ulemâ. Keşke onlar görevlerini ihmal etmemiş olsalardı. Ama çevrelerinde günah işleyen yığınlarla insanların çözülüşlerini gördükleri halde onları uyarmayan­lar ne kötü yapıyorlardı. Rasulullah Efendimizin biz başka hadislerinin beyanıyla bu ehl-i kitap âlimleri önceleri çarşı pazar dolaşırlar ve gördükleri insan­ları uyarırlarmış. Senin alışveriş anlayışın bozuk, senin kızının kıyafeti bozuk, senin oğlunun namaza bakışı bozuk, sen israf peşindesin, sen dükkana nikâhlanmışsın, sen dünyayı kıble edinmişsin, sen paranın kölesi olmuşsun, sen karını niye sokağa salıyorsun? Yapmayın, et­meyin ey insanlar, yanlış içindesiniz, bu din sizin de dininiz, bu kitap sizin de kitabınız diye onları uyarırlardı. Ama dönüşlerinde aynı gü­nahı işlemeye devam eden insanlara ses çıkarmaz oldular. Onlarla ilişkilerini kesmez oldular. Onlara karşı ciddi bir tavır almayıp onlarla kol kola bir hayatı yaşamaya başladılar da Allah onların kalplerini gü­nahkârların kalplerine benzetiverdi. Artık onlar da günahlardan ve gü­nahkârlardan rahatsız olmaz hale geliverdiler diyor, Rasulullah Efen­dimiz. Rabbim bu hale düşmekten bizi korusun, inşallah.